Sızıntı Arşivi

Şubat 2000 · s. 14 · 8 dakikalık okuma

İdeal Akademisyenliğe Doğru

M. Sami Polatöz · Doç.Dr. · Sağlık

Toplumları ileriye götüren, diğer toplumlara göre üstün kılan önemli bir faktör bilimdir. Bilimi üreten, yeniliklere kolay adapte olan toplumlar her zaman ön plana çıkmayı başarmışlardır. Bu toplumlar kendi kültür ve anlayışlarını da, bilimdeki üstünlükleri sayesinde diğer toplumlara kabul ettirebilmişlerdir. Bilginin üretilebilmesinde, yeniliklerin ortaya çıkışında en etkin kurumlardan birisi üniversitelerdir. Üniversiteler daima toplumun önünde olmak, toplumun ilerlemesi için gerekli hamleleri başlatmak zorundadırlar. Üniversitelerin bu fonksiyonunu ifa edecek olanlar ise bu kurumlarda çalışan akademisyenlerdir.
Mezun olma günleri yaklaştıkça, bir üniversite öğrencisi, iki tercih arasında kalmaktadır. Ya bir özel/kamu kuruluşunda çalışacak veya üniversiteye intisap edecektir. Birinci tercihte muhtemelen rutin işlerle uğraşacak, kendisini çok fazla yenilemesi gerekmeyecektir. Araştırma-geliştirme faaliyetlerinin dev ölçekli kurumlarda bile çok zayıf kaldığı ülkemizde bu durum kaçınılmazdır. İkinci tercih olan akademisyenlikte durum biraz daha farklıdır. En azından birinci tercihe göre kendini yenileme imkanı daha fazladır. Aşağıda önce ideal akademisyen vasıfları ele alınmış, sonra da istenmeyen kötü örnekler üzerinde durulmuştur.

İdeal Akademisyenlik Vasıfları
İdeal akademisyenlerin önemli vasıfları şöyle sıralanabilir: 1) Yenilikçi olmaları, bilime evrensel boyutta katkıda bulunmaları 2) İyi bir eğitimci olmaları 3) İyi bir idareci olmaları 4) Hür ve bağımsız olmaları 5) Mesai kavramı ile kendilerini sınırlamamaları 6) Bilimsel etik sahibi ve alçakgönüllü olmaları. Bu saydığımız vasıfları ayrı ayrı inceleyelim:

Yenilikçilik Vasfı
Yenilikçi olma bir akademisyenin olmazsa olmaz şartıdır. Akademisyen rutin işlerle uğraşmaz. Herkesin bildiği söylediği şeyleri tekrarlamaz. Önceden bulunmuş, bilinen şeyleri değil, bu bilgileri ham malzeme yaparak ve kendi orijinal bulgu ve tesbitlerini ekleyerek yeni sentezlere ulaşır. Hergün yeni bilgilere ulaşma, bilimin geliştirildiği nihai sınırlarda durma gayretindedir. Bütün teknik imkanlarını seferber ederek, dünya çapında gelişen bilimi bir taraftan izlerken, diğer yandan da başkalarının kendisinden istifade edebileceği orijinal görüş ve tesbitlerini dünya bilim arenasının kullanımına sunar. "İki günü eşit olan ziyandadır" kudsi kaidesine uymadığı takdirde geride kalıp dışlanacağının farkındadır. Düşünme, fikir üretme için bol zaman ayırır. Rutin işlerle kendisinden zorla alınan zamanları bile düşünmeye harcayarak telafi yoluna gider. Vasıtada veya yolda giderken zamanını en iyi şekilde değerlendirmeye çalışır. Ya bir kitap okumakta ya da kafasındaki problemleri çözümleyebilmek için düşünmektedir. Uluslararası bilimsel toplantılara katılarak kendi konularındaki son gelişmeleri izler, kendi yaptığı orijinal çalışmaları bu sahadaki önde gelen bilim adamlarına aktarır. Bu tartışma ortamları onda yeni ilhamlara vesile olur, bunları titizlikle değerlendirir. Güçlü katkılar içeren çalışmalarını, sahasındaki önemli bilim dergilerinde yayınlatarak evrensel bilime katkıda bulunur. Birgün kendisi bu dünyadan ayrılsa da başkalarının onun çalışmalarından istifade edeceğini bildiğinden huzur içindedir.

İyi Eğitimci Olma
Akademisyen öncelikle araştırma geliştirme adına elde ettiği bütün tecrübeleri sistematik olarak genç kuşaklara nakletmeye çalışır. Araştırma metodolojisini, tenkitçi düşünceyi, düşünce jimnastiğini tez danışmanlıkları veya araştırma grupları kurarak yeni yetişenlere bir usta-çırak ilişkisi içerisinde aktarır. Eğitimde sabırlıdır. Karşısındaki insanın problemlerini çözecek ipuçlarını gösterir ancak yeni araştırmacıyı hiçbir zaman hazırcılığa alıştırmaz. İleride bağımsız araştırma yapabilecek düzeye çıkması için gerekli basamak taşlarını gösterir. Genç bilim adamı adayına yeterli vakti ayırır, onunla rahat bir diyalog atmosferinde konuşur, araya mesafe koymaz. Eğer çalışma, bir grup çalışmasını gerektiriyor ise, grubun bireylerini zaman zaman toplayarak tartışma ortamı sağlar, herkesin konunun hangi yönüne odaklanacağını vurgular, verimli çalışma için gerekli tedbirleri alır. Verdiği lisans düzeyindeki dersler bile ezberci ve basmakalıp görüşlerin tekrarı değil, sistematik düşüncenin ve tenkitçi görüşün eseridir. Bilgiyi kaynağına inerek, neyin nereden geldiğini göstererek aktarır. Yaptığı sınavlar öğrencinin hafıza yeterliliğini değil muhakeme gücünü ölçer.

İyi İdareci Olma
Akademisyenlikte idarecilik, tez danışmanlığı, araştırma grubu yöneticiliği gibi en alt görevlerden başlayıp, bir üniversitenin sevk ve idaresine kadar değişik basamaklardan oluşur. En alt görev her ne kadar en önemsizi gibi gözükse de aslında en önemlisidir ve üniversitenin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bu yapı taşları ne kadar sağlamsa üst yönetime aksi de o kadar iyi olacaktır. Eğer bu yapı taşlarında zayıflık, eksiklik ve kusurlar yoğunlaşırsa bunların üst seviye yöneticiler tarafından telafisi de o kadar zor olacaktır. İdarecilikte yükselme angarya işlerin çoğalması manasına gelir ki bu da araştırma-geliştirmeye ayrılan zamanın kısıtlanması anlamına gelir. Ancak idarecilikte ne kadar yükselinirse yükselinsin, iyi bir idareci her zaman asli görevine (araştırma-geliştirme, eğitim) zaman ayıracaktır. İyi bir idarecinin en önemli vasfı ise alttan gelen orijinal fikir ve planları hayata geçirmek, yeni yetişen neslin önünde kılavuzluk yapmak, engelleyici olmamaktır. Yönettiği birimde ayırımcılık yapmaz, mümkün olduğu kadar herkese eşit mesafede durmaya çalışır, yetkili kurulların demokratik ve hür bir ortamda işlemesi için elinden gelen gayreti sarfeder, kurul üyelerine baskı, tahakküm gibi diktatörlük çağrışımları yapan eylemlerden uzak durur. En önemlisi, kendi yetkilerini başkaları ile bir hesaplaşma vesilesi olarak görmez. İdareye herkesin katkıda bulunabilmesi için gerekli alt komisyonları kurar ve bu komisyonların ahenkli işleyişini denetler. Her türlü hata ve kusura karşı müsamaha gösterir, ancak bilim hileleri grubunda mütalaa edilecek kasıtlı hatalara karşı da alabildiğine müsamahasızdır. Kişileri, sosyal yaşantılarına göre değil, işteki performans ve gayretlerine göre değerlendirir.

Hür ve Bağımsız Olma

Akademisyenlik mesleğinin özü hürriyettir. Akademisyen, bilhassa eğitimini tamamladığı doktora aşamasından sonra çalışacağı konuyu seçmekte serbesttir. Üstlerinden belli bir konuda çalışmasına dair herhangi bir yönlendirme yoktur. Kendi önceliklerini kendisi tayin eder. Önemli gördüğü konuları ilk planda ele alır. Eğer çalışması, bir grup çalışmasını gerektiriyor ise, yine kendi tercihini kullanarak araştırma grubunu kurar, veya beğendiği bir araştırma grubunda arkadaşları ile birlikte çalışabilir. Kendi araştırma konularını seçmekte hür olduğu gibi bilimsel çalışmalarına ait fikir ve düşüncelerini aktarmakta da tamamiyle hürdür. Gerçekleri söylemekten çekinmez. Gerektiğinde idarecilerin yanlış tutum ve davranışlarını tenkit ederek iyiye doğru yönlendirme yapar. Yetkili kurullarda doğruları savunur, "üst yönetim her zaman haklıdır" prensibi ile hareket etmez, bu şekilde hareket edenleri uyarır. Görevini kötüye kullanan, usulsüzlük ve haksızlık yapanların korkulu rüyasıdır. Prensipli ve disiplinlidir. Her yeni gelen idareciye uyum sağlama gibi bir endişesi yoktur. Sürekli prensiplerinden taviz verme şahsiyetsizliğine düşmez.

Mesai Kavramı
Akademisyen için kağıt üzerinde mesai kavramı varsa da aslında böyle bir durum mevzubahis değildir. Sadece gündüzleri değil gerekirse geceleri de çalışır. Hafta sonu tatili veya yaz tatili birikmiş ve ihmal etmiş olduğu çalışmaları tamamlamak için bir fırsattır. Çalışmaları yoğundur. Onun tatili yurtiçi ve yurtdışında düzenlenen bilimsel toplantılara katılmak, benzer konularda çalışan bilim adamları ile son yenilikleri tartışmak, ve bu vesile ile de yeni yerleri görüp az da olsa gezebilmektir. Çalışmalarında zaman tanzimi önemli bir rol oynar. Gereksiz uzun sohbetler ile vakit öldürmez. Odasında verimli ve prensipli çalışma düzenini sağlar.

Bilimsel Etik ve Alçakgönüllülük
Bilimsel etik sahibi olma bir akademisyen için vazgeçilmez bir şarttır. Yaptığı deneyleri, bilgisayar sonuçlarını tahrif etmez. Bir çalışmaya başlarken peşin hükümlü olarak hareket etmez. Sonuçların daha iyi ve uyumlu olabilmesi için küçük düzeltmeler yapmaz. Böyle bir hareketin kendinden sonra gelecekleri yanıltacağının farkındadır. Başkalarının çalışmalarını sahiplenmez. Katkısı olmadığı çalışmalara imza atmaz. Benzer şekilde katkısı olmayanları kendi çalışmalarına dahil etmez. Başkalarının bilimsel çalışmalarını engelleme gibi davranışlardan sakınır. Kendisine bir derece bağımlı olan danışmanlık yaptığı öğrencilerin haklarına riayet eder, nüfuz suistimali yapmaz. Akademisyen bir taraftan bilime evrensel düzeyde katkıda bulunurken, diğer yandan da bildiği şeylerin ne kadar az olduğunu bilecek kadar da kendisinden haberdardır. Bu sebeple alçakgönüllüdür. Herkesden öğrenilebilecek birşeyler olduğunun farkındadır. "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir" sözü ile uyum içindedir.

Yukarıda ideal vasıflarını saydığımız akademisyenlik zevkli olmakla birlikte sürekli yenilenme gerektirdiği için zor bir tercihtir. Zorluklarının yanında avantajları şöyle sıralanabilir: 1) Öğretim üyesi seviyesinde her akademisyenin patronu yine kendisidir. 2) Bunaltıcı rutin işlerle değil, ya yeniliklerle yada eğitimle meşguldür. 3) Düşünmek için zamanı vardır ve bu en önemli vasfıdır. 4) Bilimsel toplantılar vesilesi ile değişik yerleri gezip görebilir. 5) Ortaya attığı yeniliklerin başkaları tarafından kullanılması onun en büyük hazzıdır.

Görüntü Akademisyenliği
Bir önceki bölümde ideal akademisyenin taşıması gereken vasıfları sıraladık. Her ne kadar bütün bu vasıfların bir insanda toplanabilmesi zor ise de üst hedef tayini yönü ile bu kriterler önem taşımaktadır. Ancak yukarıda saydığımız ideal vasıfların zıtlarını tümüyle üzerinde toplamış sözde akademisyenler sayıca hayli fazladır. Bu grup için akademisyenlik sadece bir etiket olduğundan bunları tanımlayabilmek için "Görüntü Akademisyenliği" uygun bir tabir olarak seçilmiştir.

Görüntü akademisyenleri öncelikle yenilikçilik vasfına sahip değildir. Orijinal fikir ve bulguları yoktur. Yaptıkları çalışma ve yayınlar göstermelik olup başkalarının fikir ve düşüncelerini derlemekten ibarettir. Aldıkları ünvanla doğru orantılı bir bilimsel performans gösterememişlerdir. Kendi başlarına kaldıklarında başarılı çalışma yapamadıklarından, başkalarının çalışmalarına katkı olmadan dahil olmak isterler. Bazen bu durum daha da ileri giderek başkasının çalışmasını tamamiyle sahiplenme gibi bilim hileleri grubunda mütalaa edilecek ciddi boyutlara varır. Tez çalışması yaptırdığı öğrencisini iyi yönlendiremez, ancak öğrencisinin kendisine bağımlı olduğunu bildiği için özel işlerinde kullanmak ister. Bu tip kimseler kritik idarecilik görevlerine geldiklerinde çoğunlukla bilimsel çalışmaları teşvik etmek yerine engellemeyi tercih etmekte, işgal ettikleri makamı gerçek bilim adamları ile bir hesaplaşma vesilesi olarak kullanmaktadırlar. İyi bir eğitimci olmadıkları için ne yeni bir bilim adamı yetiştirebilme ne de iyi bir ders anlatabilme özelliğine sahip değildirler. Bilimsel yönden zayıf olma vasıflarını kapatabilmek için dış görünüşlerine aşırı önem verir, ünvan yada idarecilik görevlerini elde edebilmek için hiçbir prensip ve ahlaki değer tanımazlar. Zaman onlar için bir anlam ifade etmemektedir. Zamanlarını yenilik üretme ve düşünme ile değil, başkaları ile uğraşma, hayali düşmanlar tanımlama ve statükoyu devam ettirme gayreti ile geçirirler. Ünvanların alınışında objektif kriterlerin bir türlü geliştirilememesi sonucunda maalesef bu tip akademisyenler üniversitelerimizde sayıca artmıştır.

Sonuç
Görüntü akademisyenliği ile ilgili kısım aslında çok daha uzun yazılabilirdi. Ancak ideal akademisyenlere ait vasıflar ayrıntılı olarak verildiğinden, herşey zıddı ile bilinir kaidesince, bu tip akademisyenleri teşhis etmek zor olmayacaktır. Her ne kadar vasat ideal akademisyenliğe bugün için uygun değilse de bu mücadeleden vazgeçmek problemi çözümsüzleştirecektir. Akademisyenliğe niyetli öğrencilerimiz daima iyi örnek olma hedefini tutturmaya çalışacaklar, ideale doğru koşacaklardır. Kendilerini her fırsatta engellemeye çalışan görüntü akademisyenlerine karşılık, onları doğruya ve iyiye yönlendirecek gerçek akademisyenlerin de var olduğunu unutmayacaklardır.

Yazıyı kaleme almaktaki maksadımız karamsar tablolar çizerek ümitsizlik aşılamak değildir. Amacımız, çok zevkli ve önemli bir meslek olan akademisyenliğe gençlerimizi teşvik etmek, başarılı öğrencilerimizi bu yola kanalize ederek ülkemizin ilerlemesi için yeni ve kuvvetli adımlar atılmasını sağlamaktır. Yeni bir binyıla girerken atılımın eşiğindeki milletimiz, akademisyenliğe ait mevcut sorunları bir formül bulup eninde sonunda aşacaktır. Görüntü akademisyenleri devlet üniversitelerinde etkisiz hale getirilemezse, ileride bu kurumlar işlevlerini yitirecek, yerlerini alternatif açılımlarla özel üniversitelere bırakacaklardır. Devlet liseleri ve özel liseler arasında yaşanan senaryonun bir benzeri ileride devlet üniversiteleri ve özel üniversiteler arasında yaşanabilir.