Eylül 1979 · s. 3 · 6 dakikalık okuma
İçgüdü Mü?

Daha henüz dünyaya gelir gelmez annesinin ab-ı hayat musluklarını emen insan yavrusundan tutun da, arının yaptığı harika petek ve bala, örümceğin ördüğü akıl almaz ağ tuzaklarına, ipekböceğinin emeğinin semeresi olan ipeğe kadar pek çok hadiseyi ilim bugün (içgüdü) olarak isimlendirmekte, fakat mahiyetini açıklayamamaktadır. Bu tabirin içinde hayvanlardaki bütün karışık hadiselerle birlikte mekanizması henüz çözülemeyen kuşlar ve balıklar gibi canlıların göçlerini de zikredebiliriz. Çeşitli kitaplarda (içgüdü) hakkında aşağıdaki tarifleri bulabilirsiniz: Onlardan birkaçını şöyle sıralamak faydalı olur.
A - Aynı cinsten olan bütün fertlerde doğuştan ve irsi olarak bulunan, hiç değişmeyen, birden ortaya çıkan, ferdin iradesi olmadan bir gayeye hasredilmiş bulunan davranış (koruma içgüdüsü, arıların bal yapması).
B - Bir şeye karşı duyulan tabii meyelan
C - Organizmayı o cinse has olan bir gayeye erdirmeye sürükleyen hareket meyelanı, mesela bir örümceğin ağ örmesi; davranıştaki tabii ve irsi olan faktör.
D - Somatik meydana gelişlerin ruhi tezahürü
E - Hücre faaliyetleri neticesi meydana gelen ve beyinde psikolojik duygulara sebep olan mahalli hisler.
F - Hormik psikolojiye göre maksatlı davranışların içten gelen kaynağı, psiko-kimyevi beden faaliyetleriyle boşalan ve tatmin edilinceye kadar organizmada gerginlik yapan enerji.
Görüldüğü gibi bu açıklamalar (içgüdüyü) sadece tarif ve tasnif etmekten öte- ye gidememekte, hadiselerin meydana geliş sebeplerini, tesirlerini, asıl failini açıklayamamaktadır. Halbuki bugün birçok kişi canlılarda (içgüdü) diye tarif edilen kompleks hadiselerin bütün sebep ve teferruatıyla bilindiğini zannetmekte ve araş - tırılmış basit bir hadise olarak görmektedir. Aslında bu şekilde bir hadiseye isim vermek veya kâinatta ait bazı kanunları formüle etmek, o hadisenin tamamen araştırılıp, bütün cihetleriyle bilindiğini ve artık o hadisenin kanununu koyanı araştırmaya ihtiyaç kalınmadığını göstermez. Bilakis daha fazla hadiselerin asıl sebeplerini ve hakiki railini araştırma cihetine sevk etmelidir.

Karınca, Termit ve Arılar gibi cemiyet halinde yaşayan böcekler o derece karışık davranışlarda bulunurlar ki, bu hayvanlarda akıl olmadığını düşünmek şaşırtıcı gibi gelir, hâlbuki onların çok karışık davranışları akla ve iradeye bağlı değildir, zaten hayvanlarda akıl da yoktur. Akıllı ve şuurlu kabul ettiğimiz günümüzün modern insanları dahi tam huzurlu ve sakin bir cemiyet hayatı kuramadığı halde, bu böcekler o kadar intizamlı bir hayat kurmuşlardır ki insan hayret ediyor, hatta bu hayvanlarda akıl aramaya çalışıyor.
Bu böceklerde cemiyet nizamına çok dikkat edilir; işçi arıların petek yapması, yavru ve kraliçe arıları beslemeleri, kovanı temizlemeleri, tamir etmeleri çok büyük bir intizam ve düzen içinde olur. Eğer kovanın içi sıcaksa yumurtaları soğutmak için kanat çırpan anlar, şayet koyanın içi soğuksa yumurtaların etrafına toplanarak onları ısıtırlar. Acaba işçi arı bu işi nereden öğrendi? Ona yumurtaların bu şekilde bozulmadan bakılabileceğini kim öğretti? İşçi arı bal yapabileceği bir çiçek bulduğunda bunu diğer arılara haber verirken güneşe göre bir açı çizerek bazı dönme hareketleri yapmaktadır, bu şekilde yön tayin etmeyi arı nereden öğrenebilir? Ya o düzgün altıgenlerden petek yapmayı kim öğretti, arı hangi aklıyla öğrendi. Harika bir antiseptik ve tedavi edici hassaya sahip olan ve besleyici değeri tam olan içinde çeşitli mineral ve vitaminleri havi bulunan balı yapmayı arı hangi laboratuarda öğrendi, formülünü kimden aldı?

Tekstil fabrikalarında henüz bir benzeri yapılamayan ipeği, bir kelebeğin larvası nasıl yapıyor. Bu ipekle kendisine bir yuva örerek, içine girip uzun bir kurt iken, kanatlı bir kelebek oluyor. Eğer bu şekilde ipeğin içine sarılmazsa kelebek olamayacağını nasıl biliyor?
Örümceklerin her türünün sadece kendine has olan bir ağ şekli vardır, her örümcek hiç öğretilmeden hangi şekilde ağ yapacağını bilir- örümcek ağının ipeksi telcikleri, iplik halinde salgılandığı anda havanın tesiriyle katılaşan albüminsi bir proteindir. Bunların salgıladıkları andaki inceliklerini tespit etmek hemen hemen imkânsızdır. Bizim gözle görebildiğimiz her iplik aslında birçok iplikçiğin birleşmesinden meydana gelmiştir, bu halde bile çapı 0.03 mikrondan fazla olamaz. Örümcek bu iplik ile ustalıkla bir ağ örer, bu ağlara takılan sineğin titreşimlerini hissetmek için ipliğin son ucunu tutarak pusuda bekler. Acaba ağ kurarak avlanmayı örümceklere hangi usta avcı öğretti?
Tavuk yumurtalarının içine konulan bir ördek yumurtasından diğer yavrularla birlikte çıkan ördek yavrusu dosdoğru suya koşarken, tavuk yavruları toprak gagalamakla meşguldür. Acaba bu ördek yavrusuna yumurta içindeyken yüzme mi öğretildi? Anne ve babasından uzakta kuluçka makinesinden çıkartılan bir kuş laboratuarda beslenip büyütülüyor, dolayısıyla yuva nedir bilmeyen kuş büyüdüğü zaman kendine has olan yuvayı yapıyor, eğer bu bir kırlangıç ise çamurdan bir yuva yapıyor, eğer bir çorapçı kuşu ise ağaç liflerinden çorap şeklinde kusursuz bir yuva örüyor. Yumurtadan çıktıklarından beri yuva hakkında hiçbir malumatı olmayan bu kuşlara diğer hemcinsleri gibi yuva yapmayı kim öğretmiş olabilir?
Hayvanlardaki esrarI ı sevk hadiselerine bir misal de göçleri gösterebiliriz. Bilhassa kuş ve balık cinsleri arasında çok yaygın olan göç hadisesine, diğer hayvan gruplarında da rastlanabilir.
Yılan balıkları dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın üremek için Atlas okyanusunun kuzey kısmındaki Sargasso denizine yönelirler. Leptocephaluslar (Yılanbalığı yavruları) burada doğarlar ve bu denizde bir müddet kaldıktan sonra yavaş yavaş büyüyerek asıl yerlerine geri dönerler, tabii hiçbiri anasının ve babasının geldiği yeri görmeden, bilmeden ait oldukları kıtalardaki asıl sulara şaşırmadan vasıl olurlar. Som balığı ise erginleşmek için açık denizde birkaç yıl geçtikten sonra, yumurtlamak için kendisinin doğduğu akarsuya geri döner, hem de ters istikamette akan nehirde inatçı bir şekilde mücadele ederek hedefine varır.

Kuzey kutbunda yaşayan deniz kırlangıçları yavruları büyüyünce güneye doğru birkaç ay uçarak 18.000 km.lik bir mesafe kat ederek güney kutbuna varırlar. Büyük kısmı okyanus üzerinde geçen bu yolculuğun daha sonra bir de dönüşü vardır ve bu dönüş yolculuğunu da şaşırmadan tamamlarlar.
İtalya’da yavrulayan leyleklerden bazılarının yavruları yuvalarından alınarak ayrıca beslenmiş ve yetiştirilmiştir. Daha sonra göç zamanı büyükler gittikten sonra salınan yavru leylekler, yine büyüklerin ardı sıra güneye doğru yola çıkmışlar fakat önlerinde kılavuzluk edecek büyük olmadığından yanlış yoldan gitmişlerse de yine güney memleketlerine varmışlardır.
Kuşların göç zamanı da kesindir, bir iki gün içinde bir araya toplanan kuş sürüleri sanki gizli bir emir almışçasına hep birden tek yöne doğru belirli bir hedefe varmak için harekete geçerler. Binlerce kilometre gittikten sonra aynı yuvaya dönerler. Göç sayesinde her iki yarım kürenin de yazından faydalanırlar ve yumurtlamaya müsait şartları bularak nesillerini devam ettirebilirler.
İlim adamlarını bugün en çok düşündüren husus bu hayvanları göç etmeye zorlayan sebepler nelerdir ve göç esnasında yollarını nasıl bulurlar? Bu soruları cevaplamak için çeşitli nazariyeler ileri sürülmüştür. Hayvanları göçe zorlayan sebeplerin bazılarının basınç değişmeleri, sıcaklık farklılıkları, besin azalması gibi tesirler olabileceği öne sürülmüşse de bu kabul edilmemiştir. Çünkü basınç ısı ve besin gibi tesirler yıldan yıla büyük değişmeler gösterdiğinden, göç gibi şaşmaz bir hadisenin böyle tesirlerle meydana gelmesine imkân yoktur. Bugün pek çok biyologun kabul ettiği görüş ise gün ışığı süresidir. Mevsimlere göre gün ışığının süresinin artması ve kısalması, kuşun beyninin tabanındaki hipofiz bezini tesir altına almaktadır. Hipofiz bezi ise vücuttaki bir leylek çok hormonal faaliyetin yürütüldüğü merkez salgı bezidir. Bu bezin salgıladığı hormonlarla üreme organları gelişerek hayvan yumurtlamaya hazırlanmakta, uzun yolculuk esnasında enerji deposu olarak kullanmak üzere deri altına yağ dokusu depo edilmekte ve kuş göçe zorlanmaktadır. Kuşların yönlerini nasıl buldukları hakkındaki en geçerli görüş ise, geceleri ay ve yıldızlardan, gündüzleri ise güneşten faydalandıklarını müdafaa eden görüştür. Günümüzün insanı uçaklarda geliştirdiği en son sistem aletlerle yönünü zor bulabilirken, kuşlar nasıl bir astronomi bilgisine sahip ki gökyüzü haritasına bakarak yol buluyorlar ve yavrularına da öğretiyorlar? Bu misalden de anlaşılacağı gibi insan istidat ve kabiliyetlerini dünyada çalışarak geliştiriyor ve uçarken yön bulmak için aletler yapabiliyor. Hayvanlar ise başka bir âlemde bütün istidat ve kabiliyetleri tam inkişaf etmiş ve öğreneceklerini hepsini öğrenmiş olarak geliyorlar.
Yukarıdaki misaller sadece bir fikir vermek ve düşündürmek içindir, yoksa bu sırlı sevk hakkında dünyadaki hayvan sayısı kadar misal vermek mümkündür. Gayemiz bu hayvanların dünyaya başıboş ve gayesiz olarak gelmediklerini göstermektir. Her hayvan fıtratına dercedilen vazifeyi yapmakla mükelleftir Arı, balı vazifesi olduğu için yapar, bizim yiyip yemememiz onu ilgilendirmez. İpekböceği de ipeği vazifesi olduğu için yapar, yapıp yapmamakta serbest değildir, öyle öğretilmiş olduğundan öyle yapar, aklı olmadığından muhakeme yapamaz sadece vazifesini yapar. Aslında bu bir ilahi sevktir. Çünkü bu nevi bütün duygu ve hisler aslında hayvanın neslini ve hayatiyetini devam ettirebilmesi için verilmiş ilahi bir lütuftur.
Zoolog Arif Yılmaz