Sızıntı Arşivi

Mart 1995 · s. 50 · 5 dakikalık okuma

Huysuz Ruhlar

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Vuslat gecesinden daha değerli, sabah aydınlığından daha neşeli günlerin esintileriyle pürheyecan oturup kalktığımız ve gece ile gündüzün savaşının aydınlık lehine gelişmeler gösterdiği; ilâhî rahmet ve sevginin sağnak sağnak başımıza bo­şaldığı; zerrenin güneş, damlanın derya olma yoluna girdiği; aczin aynı kuvvet, fakrın servetler üstü servet seviyesine ulaştığı; gökler ve yer arası diyalogun yeniden canlandığı şu gün­lerde, şeytanî ruh ve şeytanî şerare­lerin harekete geçtiği de bir gerçek.

Evet, günümüzde yüzlerce olum­lu iş ve olumlu teşebbüs arasında bir hayli de olumsuz iş ve çarpıklık var. Âdeta karşılıklı iki oluşum ve iki sü­reç (vetire) yaşanıyor. Gerçi çağımız­da herhangi bir yeni oluşumun tem­silcileri henüz tam tekmil ve organize olmuş görünmüyorlar ama, ışıktan ve aydınlıktan hoşlanmayanlar kera­met ölçüsündeki hassasiyetleriyle böyle bir şey sezmiş olacaklar ki, farklı uçlarda bulunsalar da, muhak­kak bir tedirginlik içindeler. Bugün, ferdî seciyeleri itibariyle kararsız, ta­mirden daha çok tahribe açık.. fırsat bulduklarında hemen tecavüze ge­çen, yetmediklerini anladıklarında da sünepeleşen.. kafaları günlük mese­lelerle malemâl; alternatif düşünce üretme yerine bütün güçlerini tahrip ve tenkide hasretmiş dünya kadar in­san var. Çoğu hasta, zayıf, fikir ve ruh fakiri yıkmadan hoşlanan bu in­sanların, bir kere daha insan olarak dirilip kendilerini bulmaları için, za­manın çıldırtıcılığına rağmen daha bir süre aktif bekleme icap edecek.

Bu ham ruhlar her zaman ol­muşlardır, tabiî ki bugün de olacak­lardır; hatta düşünceleri itibariyle müstehâseler haline gelseler bile, ya­rın da varlıklarını sürdüreceklerdir.

Yıllar ve yıllar var ki, bizi çe­peçevre kuşatan, ma’nâ köklerimizi koparıp ruhî dinamiklerimizi delik deşik eden bu anarşist ruhlar, her fikri karalamış, her yeni oluşuma karşı çıkmış, herkesi küçük düşür­meye çalışmış, ilimleri saplantılarına âlet etmiş, kâinat ve kâinattaki nizâ­mı görmemezlikten gelmiş, îmânî ve dinî değerleri ehemmiyetsiz saymış veya çarpık düşüncesine göre yo­rumlamış, pratikte yararlı olmayan herşeyi, inanç, fikir ve fazilet de olsa, gereksiz ve fantezi kabul etmiş, ferdî karakterlere, günlük basit işlerdeki başarılarıyla değerler üstü değerler vererek taltif etmiş ve öteden beri devam edegelen bütün insanî kriterleri yıkarak bir değerler karmaşa­sına sebebiyet vermişlerdir.

Bu tahripkâr ruhlar büyük öl­çüde ve bilhassa da, araştırmayan, düşünmeyen kitleler üzerinde daha olumsuz tesirler icra etmiş ve bu uğurda her vesileyi değerlendirerek saf yığınların tâ benliklerine sokulup onları felç etmiş, çürütmüş ve kendilerine rağmen, bir kısım çarpık dü­şüncelerin kulu-kölesi haline ge­tirmişlerdir.

Onlara göre bu millet tepeden-tırnağa sefalet içinde ve bu koskoca dünya âdeta yapayalnızdır. Düşünce­leriyle, inançlarıyla, başarılarıyla, hezimetleriyle, sevinçleriyle, kederleriyle yapayalnız. Bunlara göre bu öl­dürücü yalnızlık, herkesin ümitlerini kemiriyor, kollarını kanatlarını kırı­yor ve onları gulyabânilerin cirit at­tığı ölüm çöllerinde aç, susuz ve der­mansız dolaştırıyor.

Bu karanlık ruhlar, öteden beri, duygularıyla, düşünceleriyle hep kar­gaşanın yanında olmuşlardır.. kar­gaşanın yanında olmuş ve sürekli topluma anarşi ruhu pompalamışlardır. Dinden bahsederken, millî de­ğerlerimiz üzerinde dururken, geç­mişi konuşurken hep anarşist bir üs­lûp kullanmış; nizamın aleyhinde olmuş, bediiyyatımıza saldırmış, san’at telâkkimizi yerden yere vurmuş ve her fikrin, her sistemin bozuk oldu­ğunu iddia etmişlerdir.

Anarşi ruhunun sabit bir yeri ve makamı yoktur. Bu itibarla da o her yere ve her kesimin içine girebilir.. her urbaya bürünüp her makamda görünebilir. Fakir olur, servet düşmanlığı yapar.. zengin olur, yığınları istismar eder ve her zaman istibdat soluklar.. işçi olur, işinden, gelirin­den şikâyet eder.. öğretmen olur, serseriliğe prim verir.. sorumluluk yüklenir, makamını şahsî çıkarları adına kullanır.. güçlü olduğu zaman zâlim kesilir ve yığınları ezer-geçer.. hep kolay kazanma yollarını araş­tırır, gerekirse yeraltı dünyasıyla işbirliğinden geri kalmaz.. küçüktür, en hasis çıkarlar için herkesin aya­ğını öper.. büyüktür, hiçbir düşün­ceye ve hiçbir kimseye saygı gös­termez.. dindar görünür, saldırgan, mütecaviz ve lânetcidir.. dinsizdir, di­ni de dindarı da karalamadan bir an bile geri durmaz.. kışlaya girer, hünkârının kellesini isteyen bir kanlı ye­niçeri olur.. ilmiye sınıfı arasına sı­zar, dinî ilimlerle iştigâli irtica sayar, müsbet fenlerle meşguliyeti de kü­für.. istihbârâtı eline geçirir, yabancı örgütlerin ülke aleyhine çevirdikleri fırıldaklarla uğraşacağına, İmam-Hatibi, Kur’ân Kursunu, ülke yararına eğitim faaliyeti gösteren millî ve va­tanî kuruluşları yakın takibe alır.. bu­günü yaşar, yarınlar umurunda bile değildir.. yüksek bir mefkuresi ol­madığından her şeyi kendi egosuna veya zümre çıkarlarına göre plânlar.. ledünniyâta açık görünür, ebedîlik düşüncesini karartır.. varlığı insana düşman gösterir, kalpleri yalnızlık ve gurbete boğar.. “hizip” der, “mezhep” der, “zümre” der, “-ci”yla, “-cu”yla top­lumu kamplara ayırır ve herkesin ru­huna kin ve nefretler fısıldar.. med­yaya sızar, toplumu sun’î gündem­lerle meşgul eder; şov yapar ve kit­leleri gerilimden gerilime sürükler. Hatta milletin değişik kesimlerini karşı karşıya getirir, vuruşturur, son­ra da bir kenara çekilerek Neron gibi keyf çıkarır. Sızabilirse mülkiyeye, idareyi dejenere eder.. nüfuz ede­bilirse adliyeye, adalet ruhunu yıkar ve haramilere payeler verir.. başını sokabilse terbiye yuvalarına, vicdan­ları harabelere çevirir ve insanları birbirinin kurdu haline getirir.. yu­vaya girse, çocukların hakkından ge­lir ve o cennet köşesini cehenneme çevirir.. camiye ayağı düşse, milleti sokağa döker, dini de diyaneti de cinayetlerine vesile yapar.

O, toplum bünyesinde, mukave­metin, iradenin, ruhî güç, ruhî sis­temin en büyük düşmanıdır ve mil­letimiz için AİDS virüsünden daha tehlikelidir. Onun benliğinde, kötü duygu, kötü düşünce sürekli gale­yandadır. O her zaman doyma bil­meyen bir kin ve nefret duygusuna, bir karanlık görme, karanlık düşün­me hastalığına müptelâdır ve ihtimal ki, bu hastalığının çaresi de yoktur.

Onun dostluğuna kat’iyen güven olmaz; öyle ki, iyilik yaparken bile içine az da olsa kötülük bulaştırmayı ihmal etmez. Severken ısırabilir, okşarken canınızı yakabilir. Ona bir şey anlatmak mümkün mü, değil mi bilemeyeceğim ama böyle bir şeye teşebbüs edenlerin peygamberâne bir azim içinde bulunmaları şarttır.

Milletlere zaman zaman musallat olan bu virüs, inançsızlıkla, ihtirasla, şehvetle, şöhretle beslenir. Bu yol­larla duygulara, düşüncelere bulaş­tıktan sonra, kurbanlarının elini-ayağını, dilini-dudağını, gözünü-kulağını tesiri altına alır ve onlara her is­tediğini yaptırır.

Her zaman azınlıkta olan, fakat tahribin engin avantajlarını değerlen­dirdiğinden dolayı güçlü görünen bu anarşiste karşı “pes” etmemek lâ­zım. Pes etmek bir yana, o mutlaka yakın takibe alınmalı ve toplum bün­yesinde onun öldürdüğü, söndürdü­ğü kesimlere sürekli hayat üflenmeli, aydınlatılmalı ve rehabilitasyon uygulanmalıdır. Evet, inanç ve ümit üflenerek, ilim ve marifet pompa­lanarak, düşünce ve muhakeme ka­zandırılarak mutlaka bir ruhî rehabilitasyondan geçirilmelidir.!

Kudsîler de en az anarşist kadar, hatta onun da önünde ve tabiî, in­sanlığı, sevgisi, aşkı, müsamahası ve temsil zenginliğiyle hayatın her bi­riminde bulunmalıdır ki, toplum anar­şi virüsüne karşı yalnız bırakılmamış olsun. Zaten, her zaman Allah {cc) di­yen, sevgi diyen, şefkat diyen ve ira­desini Sonsuz’un iradesiyle bütün­leştiren Hakk erlerinin başka türlü olmaları da düşünülemez.