Ocak 2000 · s. 42 · 7 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan
Hercümerç
-Daüssıladan sonra-
Güneşten bir demet hem toprak hem suda
Nura zarar yok.. toprak çorak, su bulanık olsa da
Işığa âşıklar uyanmışlar, bak mağaranın ağzında
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Balıklar mesken olur hicranlı Yunuslara
Rüzgârlar öze! ulak, hasretli Yakup'lara
Taş, toprak siperdir gönlü yanık Lût'lara
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Ders almazsa analar koruman kollamandan
Uykudayken bebeler ırmak ırmak ağlamandan
Duvarları inleten çığlık çığlık yalvarmandan
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Ders almazsa babalar yiğitliğinden, kahramanlığından
Haneye sinsice sokulan cinni, iblisi kovalamandan,
Canlı cansız ibret almazsa ciddiyetinden, vakarından
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Derdiniz dermanımdır dedim heyhat... dilde kaldım
Yoldaşım dedim yokuşta, yarı yolda bıraktım
Allah'la aramı düzeltme bir yana; nefiste takıldım
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Gölge mi ettim acep binbir renkli ışık tayfına
Çelme taktım belki, hakka koşan hızır adımına
Baykuşça ses verdim, gülü anlatan güftene
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Bencileyin hem kısır, hem çorak çekilirse aradan
Yer yüzüne yayılırlar ışık huzmeleri semadan
Nurunu tamamlayacak murat etti Yaradan
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Gönül ateşinin harareti vurur bu diyara
Vurur da hüzün sarar hasretten susamışlara
Hem fakiriz hem aciziz muhtacız dermana
Rabbimin rahmeti yetişsin sebeplerin sonunda
Feti Ün / İzmir
Simsiyah Yankılar
Keşke tanımasaydım seni
Omuzlarıma hu kadar yük binmezdi o zaman
Gözlerim ağlamayı bilmezdi bu kadar sık
Kalbim çarpmazdı böyle delicesine
Benim de ellerim sıcacık olurdu mutlaka
Geceleri asla uykusuzluk çekmezdim sabaha kadar,
Rüyalarım hattâ tatlı hulyalarım olurdu
Duygusuzca düşünmezdim yokluğunda yıllarımı
Hem üşümezdim de hiç, böylesine ölü soğukluğunda
Hırsla savurmazdı kuzev rüzgârları yalnızlığımı,
Kan çanağına dönmezdi gözbebeğimin taa içi
Kayan yıldızlarla ben de farklı dilekler tutardım,
Duyardım anlardım yanımda konuşulanı
Adımlarım ise bu kadar küçülmezdi
Ben de gülerdim zaman zaman
Deniz ve mehtap benim için de önemli olurdu belki
Hele kara saplı bıçak dostum olmazdı sırtımda
Keşke tanımasaydım seni
Omuzlarıma bu kadar yük binmezdi o zaman
Gözlerim ağlamayı bilmezdi bu kadar sık
Kalbim çarpmazdı böyle delicesine
Benim de ellerim sıcacık olurdu mutlaka
Güneşsiz dünyamda kavrulmazdı ciğerlerim
Beynimse böylesine hırçın uğuldamazdı sürekli
Kor yüreğime damla damla vurmazdı göz yaşlarım
Ruhum daraltmaydı benliğimi sıkıştırmazdı
Tüm zerrelerim acı çektİrmezdi zavallı bedenime
En tiz sesiyle çığlıklar atmazdı göğsüm
Simsiyah yankılar oluşturmazdı ufkumda
Saçıma sakalıma ben de bakardım o zaman
Pantolonum ise ütülü olurdu her gün
Sonra bir şeyler yer içerdim diğer insanlar gibi
Açlığı, susuzluğu, hani o hasreti bilmezdi bu can
Helâllik vermezdi zalim geceye
Öksüz bir garip gibi hissetmezdi kendini
Buluşur gezerdi işte sevdiği dostlarıyla
Sürekli uzaklara dalıp da kalmazdı oralarda
Bütün gücüyle tülünü çekmezdi her an
Keşke tanımasaydım seni
Omuzlarıma bu kadar yük binmezdi o zaman
Gözlerim ağlamayı bilmezdi bu kadar sık
Kalbim çarpmazdı böyle delicesine
Benim de ellerim sıcacık olurdu mutlaka
Yüreğim tatmasaydı senin sevdanı keşke
Keşke tanımasaydım seni
Cüneyt Demir
Aşktan, onun acılarından bıkmış bir gönlün serzenişi olmuş şiiriniz. Ama her âşık gönül böyle sitemler eder ara sıra. Fakat aşk ve sevda onun gıdası olur, ondan vazgeçemez. Sizden aşkın umuda bakan ve ruha verdiği neşe ve huzuru tasvir eden şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler.
Şimdi Yakaladın Evlât
... Oysa daha yapacak çok şeyi vardı. Hukuk fakültesi İkinci sınıfa yeni geçmişti. Başarılı ve sosyal kişiliği ile çevresinde arkadaş grubu oluşturmuştu. O yaz başında köyde, baba annesi ve dedesi ile geçirdiği günler geçiverdi gözünün Önünden. Dedesinin bahçesi ne kadar da bakımlı idi. Nazmi dede âdeta meyve ağaçlarına çocuğu gibi bakıyordu. Gece karanlığında kalkar ve bir daha da uyumazdı. Bembeyaz sakalla bu yaşlı insan, her sabah bahçesini gezmeye çıkar ellerini arkasında bağlayarak düşünceli düşünceli ağaçlan, meyveleri İncelerdi. Hattâ bir keresinde çiçek üzerine konmuş bir arıyı dakikalarca seyredip gizli gizli ağladığını görmüştü. "Allah'ın bu kâinatı insanlar İçin yaratıp her şeyi insanların emrine verdiği ve her şeye gücünün yettiğinden, azametinden" bahseder ve "ibadetin O'na karşı bir şükür olduğunu" söylerdi Nazmi dede. Fakat ona göre insan, her şeyi kendi kudretiyle başarabilirdi. Kendi azmi ve gayreti ile hukuk fakültesini kazanmamış mıydı? İnsan kendi kudreti ve çalışması ile her türlü imkâna sahip olabilirdi. Bundan dolayıdır ki kendine çok güveniyor ve kendi kişiliğine hayran oluyordu. Ama bu düşünceler, içinde hep gizli kalıyordu. Bu nur yüzlü pamuk dedenin konuşmaları kulağından öteye gitmiyordu. O yaz ne güzel eğlenmişlerdi. Akdeniz sahillerinde, etrafındaki arkadaşları ile müzik eşliğinde gece yarılarına kadar çılgınlar gibi dans edip unutamayacakları bir tatil yaşamışlardı. Sınıf arkadaşı olan Nermin ile geçen yıl tanışmıştı. Sempatik ve sevecen oluşu, ona karşı bir duygu akımı oluşturmuştu bile...
Evin tek çocuğu oluşuna bağlı olarak şımarık büyüdüğünün farkında idi. Sınıfında, durumları iyi olmayan fakir arkadaşlarını düşünüyor ve içindeki korku "acaba!" hissi ile körüklüyordu. Fakat mutluluk ve eğlencesine engel olur korkusu ile düşünmemeye çalışıyordu. Bu düşünceler içinde İken birden zihninde, Nazmi dedenin söylediği söz helezon hâlinde yankılandı. "Hayat bir çizgiden ibaret evlât! Çabucak geçiverir." demişti. Rüyada iken yakalayıp karanlık gibi üzerine çöken şu son hâlini düşündü.. Âdeta nefesi daralıyor, kesik kesik soluyordu. Sağ ayağını hiç hissetmiyordu. Birden kendini, Nazmi dedenin bahsettiği hayat çizgisi üzerinde durmaya çalışan bir cambaza benzetti. Ne olduğunu anlayamadan geçirdiği saniyeler ona saat gibi gelmişti. Kaldığı o pahalı çok katlı yurdun, kendi zevkine göre dizayn edilmiş ferah odası şu an ona zindan olmuştu. Evet rüya değildi bu; zelzele olmuş ve kaldığı o ihtişamlı yurt yerle bir olmuştu. Buram buram terledi. Yüzünde hissettiği sıcaklık, tüm bedenini ürperti olarak sardı. İçinde saklı duran kor, alevlenmişti sanki. Gücünün sınırlılığım ve küçüklüğünü anlamıştı. Hiçbir şey yapamıyordu. Çevresinde hâlelenen o arkadaşları, Nermin, neredelerdi? Çok sevdiği annesi ve babası bu durumundan haberdarlar mıydı acaba? Kıpırdayamadığı, kabir gibi olan yıkıntı altında, düşüncesi tek bir seste odaklandı âdeta. Pamuk dedesi dememiş miydi "O'nun her şeye gücü yeter. O kudret sahibidir."diye?
Birden küçüklüğünü hissedip acizliğim anladı. Hiçbir şey yapamamanın ızdırâbı ile her şeyi yapabilen kuvvete sığındı. Kuruyan tozlu dudakları kıpırdamaya başlamıştı bile... İçinde alevlenen kor, yanaklarından aşağıya damlalar hâlinde süzüldü: Hiçbir nasihat, hiçbir ders, bu yaşadıkları kadar üzerinde etkili olmamıştı. Bu duygu yumağı içerisinde iken, derinden netleşerek kulağına gelen sesi duydu: "kimse var mı?" Bitkinliğinin son dermanı ile haykırdı: "Büyüksün ALLAH'ım..." Gözlerini açtığında hastahanede idi. Kurtulmuş, ayağı alçılanıp askıya alınmıştı. Nur yüzlü Nazmi dede saçlarını okşayarak, tebessümle: "ÇİZGİYİ ŞİMDİ YAKALADIN EVLÂT!" dedi...
Harun Algül / İstanbul
Kısa ama özlü bir hikâye..
Sade bir üslûbunuz var. Serim, düğüm ve çözüm bölümlerine dikkat etmiş ve hikâyeyi güzel Örmüşsünüz. Belki tasvirler biraz daha yoğun olabilirdi. Çünkü bu tarz hikâyelerde vurucu tasvirler şarttır. Hikâye kısa olduğu için veciz ve özlü tasvirler. Attila İlhan'ın "kesik bir kol gibi yalnızdım" tarzında kısa, özlü ve orijinal yeni hikâyelerinizi bekliyor, selâm ve sevgiler sunuyoruz.
Seni Aramak
Sen!
Kırmızı yakut kadar parlak, canlı
Zümrüt rengi kadar derin bir yeşillik
Gümüşten selvi ağacı kadar uzun bir vücut
Şehit kanı kadar al ve..
Gök yüzündeki hilâlim ve yıldızımsın...
Sen!
Parıltılı çiçekler kadar taze, solmamış,
Özlediğim baharsın.
Abanoz ağacı kadar sert
Çınar ağacı kadar olgun
Akasya ağacı kadar temiz ve paksın.
Ben!
Erguvan rengi hayat ve kuvvet pınarı
Kuşların cıvıltısı, annelerin ninnisi
Çocukların uykusu, insanların tutkusu
Sahra çöllerinde bir testiyim
Sana ulaşsam bir dem, suyuna vasıl olsam
Kana kana içsem
Kendimden geçsem
Süreyya Aktaş / İstanbul
Şiiriniz gayet güzel. Serbest tarza güzel bir örnek olmuş. Şiirde iki sefer 'sen' nidası ve bir defa 'ben' nidası sanki bir tatlı vurgu oluşturmuş. Şiirin ses yükselişlerini bu vurgularda en yüksek tonda vererek okumalı...
'Şehit kanı kadar al ve...' deyip bırakmanız güzel bir imaj oluşturmuş... Bir sonsuzluk imajı. Belki oraya bir kelime koysaydınız bu kadar çarpıcı olmazdı... Gümüşten servi ağacı imajı yeni bir söyleyiş... Farklı bir sese çekiyor bizi... Serin servilere alışığız Yahya Kemal'den ama gümüş serviye sizin şiirinizde rastlıyoruz. Abanoz ağacının en sert ağaçlardan olduğunu bilmek de lügat kültürünüzün geniş olduğunu gösteriyor. Demek ki, şiir topyekûn bir birikimin ortaya çıkardığı meyveymiş... Evet, bunu güzel şiirleri, muhtevası zengin ve üzerinde iyi düşünülmüş şiirleri görünce insan bir sefer daha anlamış oluyor...
Dostum sizde şiir gücü var. Çalışmalarınızı sürdürün ve yeni imajlarla dokunmuş, farklı deyim, ilginç tamlamalarla, orijinal söyleyişlerle örülmüş şiirler yazmaya devam edin ve yazdıklarınızı da bizlere göndermeyi İhmal etmeyin. Sevgi ve selâmlar.
Biz İyiyiz, Ya Oradakiler?
Gecelerden bir gece, yatağımdayım
Uykumun en derin yeri
Rüyalarımın da melteminde
Bir figan, bir girdap dolmuş odam
Yatağım beşikten farksız uyanıyorum
Aklıma gelen Allah, Lailaheillallah
Elim ışığın düğmesine varıyor
Elim titrek, adımlar ürkek
Yanımda oğlum, beşikte bebek
Kendimi unuttum, çocuklarım!
Yavrularım yâ Rab!
Saniyeler saat kadar uzun
Düşünceler destan olmuş yüreğimde
Kucağımda bebeğim, elimde oğlum
Apansız atıyorum kendimi kapı dışarı
Yoğun düşüncelerle korkuyla dolu
Sokak lâmbaları söndü, etraf zifiri karanlık
Yıldızlar, yıldızlar; herbiri çakmak çakmak
Kayıyor ha kayıyor, birilerinin yıldızları kayıyor
Deprem oldu. eminim ölenler var
Yan tarafta arabadan bir ses
Adapazarı bitti, ana üs Gölcük
İçimde acı bir his, buruk yaralı
Biz iyiyiz, peki ya oradakiler?
Orada anaların bebeleri, yavruları var
Ben anayım bilirim yüreği yanmış anayı
Annesiz kalmış yavruyu, peki ama isyan niye
Veren de O, alan da; bunu anlamak o kadar zor ki
Biz iyiyiz, peki ya oradakiler?
Sultan Şerbetçi
Izdırap dolu sahneleri bir bir seyrediyoruz şiirinizde. Yer yer his ve duygularımızla enkaz altındaki felâketzedelerin hâllerini yaşar gibi oluyoruz. Ama bu felâkette içimizi en çok burkan körpe yavrular oluyor. Allah bir daha bu millete böyle felâketler tattırmasın diyor, sevgi ve selâmlar sunuyoruz.