Mart 1995 · s. 90 · 6 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

FECRİMİZ
Yıllar, hatta asırlar var ki insanlık, karanlık bir devrin girdabında. Bir “Yed-i Beyzâ”, bir “berk-i hatif arayıp durdu girdiği “buhranlar anaforu”nda. Bazen ateş böceklerine koştu yıldız zannederek; bazen de yılanların kucağına attı kendisini dost-düşman demeden.
Zevk alanlar, hatta bayram yapanlar oldu bu manzara karşısında. Bayram vardı yarasalara, bayram vardı baykuşlara. Zira Yusuflar hapsedilmiş, balçıkla sıvanmaya çalışılmıştı güneş. Zulmet perdeydi gerçeklere. Gözler fecre ermeden, nuru bulmadan hakikati göremezdi. Gizli kalırdı böylece insanlık adına işlenen cinayetler ve bu cinayetlerin faili kanlı eller...
Görülecektir ama... Yemin edilmiştir çünkü. İnsanlık bir kere daha fecre, yani nura erecek; bir kere daha çıkacaktır sultanlık tahtına. Hiç şüphe yoktur bunda. Çünkü sözünden dönmeyen Allah (cc) yeminlerle vaad etmiştir bunu.
“Fecr”e yemin eder Allah (cc), Fecr Suresi'nde. Karanlığı çatlatan, yırtan, eşya ve hâdiseleri ayan beyan gerçek yüzleriyle ortaya çıkaran sabahın ilk ışıklarıdır fecir. Bir beşaret, bir hedeftir fecir, kazibiyle sadıkıyla. Artık nefes alamayacaklar, isteseler de nura engel olamayacaklar demektir.
Fetih vardır, bayram vardır bu fecrin arkasında. Zulmet ordusunu hezimete uğratacaktır “fecir ordusu”. Bir zafer havasıyla eser bugün rüzgâr. Bu fecri o da özlemiş o da susamıştır. Ama kolay olmayacaktır fecre ermek, bayramı idrak etmek. “Leyâl-i Aşr”i geçmek gerekir. İmtihanlarla, sıkıntılarla doludur bu “on gün”. Maddî-manevî fedakârlıkta bulunmak gerek, bayram için kurbanlık gerek, kurbanlık İsmailler gerek.
“Aksiyon Günleri”dir bu günler. Onun için çok iyi değerlendirilmeli, İsmail'ler iyi yetiştirilmelidir. Bir baba İbrahim, bir oğul İsmail sabrı ve itaatinde bir nesil olmalıdır bu. Fecir Ordusunun Işık Komutanları, “İlkler”, bu devrede Amr İbnü'l-As'lar... Son dönemin Fatihleri, Yavuzları, Kanunileri... Başlarında Osman Gazi, arkalarında “Altın Ordu'ları...
Öyleyse Fecir Ordusu, “fetih günü” için çok iyi hazırlanmalı. Bu “on gün”ü çok iyi değerlendirmelidir. “On gün”... Temsili bir hami müddeti... Ama sancılarını çekip sabredenler için arkasında fecri saklayan bayram müjdesi. Âhesterevlik edilmemesi gereken. İleride aranacak “hizmet günleri”.
Bu günlerden sonra açacaktır ufkumuzda bir gül gibi “And olsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: Arza mutlaka iyi kulların vâris olacak (Bu yeryüzü onların eline geçecek) diye yazmıştık” müjdesi. Zaten şu duyulan sesler de bu fecrin en büyük emaresi.
Aman Allah 'im! Bize sabır ver, bize kuvvet,
Gaye-i hayalimiz “devlet-i ebed müddet”.
M. Akif Akay / İstanbul
Makaleniz denenmiş bazı imajlarla süslü olmasına rağmen güzel. Üslupta kendimiz olmak bizi geleceğimiz adına daha verimli kılacaktır. Cümle yapınız güçlü. Böyle bir madeni bir kuyumcu edasıyla işlemek gerek. Bu hususta M. Fethullah Gülen'in “Günler Bahan Soluklarken, Yitirilmiş Cennete Doğru” isimli eserlerini incelemenizi tavsiye ediyoruz. Biz bu eserlerdeki anlatım estetiğinin sizin üslubunuzdaki bazı pürüzleri gidereceğine inanıyoruz.
Selam ve sevgiler...
HASRETİ KUCAKLARKEN
Sonsuzluğa yelken açan bir gemide
Tutmak istiyorum ellerinden
Gözlerini ufka dikmiş olduğun yerden
Silmek istiyorum gözyaşlarını
Adımlarını atarken sen sonsuzluk merdivenine
Ben ise duymak istedim sonsuzluk nağmesini
Titreyen duygularını okşamak istiyorum
Bir beyaz uçuşun karanlık sonunda
Haykırmak istiyorum bütün dünyaya
Ağlamak istiyorum çığlık çığlığa
Kurtarmak istiyorum yalnızlık adasından
Sonsuzluk bestesini tüttürecek bülbülleri
Yine istiyorum sonsuzluğa yelken açan
bir gemide
Tutmak istiyorum güllerin elinden.
Şaban Birsin / İzmir
Bir ızdırabı bir hasreti dile getirmiş şiiriniz. “İstiyorum” kelimelerinin tekrarı bu hasret ateşini daha da kıvılcımlandırmış. “Titreyen duygularını okşamak istiyorum Bir beyaz uçuşun karanlık sonunda” mısraları gayet orijinal. Sizden daha güzide ve semantik yapısı mana yüklü şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
EGEMENLİK
Sevgi, barış, birlik ve egemenlik
Sarılmış hepsi sımsıkı tamamlıyor birbirini
Karanlıklar geride kaldı, hiçbir iz bırakmadan,
Güneşin sıcacık pırıltısıyla
Yendik bütün zorluklan hiç bıkmadan
Sokaklar çınlıyordu özgürlük sesleriyle
Artık egemendik büsbütün benliğimize
Düşlerimiz gerçekleşti, hayaller sona erdi
İnsanlığın kısıtlanmış sesi Göklerde gürledi
Susma! dök içini rahatla
Korkma bu millet var oldukça
Hiç kimse duramaz cesaretle karşında
Unutma sen sahip çıkmalısın bu vatana
Ümitsizlik hiçbir zaman çözüm getirmez sana
Türk gençliği sana sesleniyorum!
Bu vatan sizlerin
Onu yaşatmak, korumak senin görevin
Hiçbir zaman unutma doğru olanı
Bağımsızlığım kanıtla yırt karanlıkları
Senem Erkan / Bergama
Şiirinizde millî bayramlarda sık sık ele alınan bir konuyu dile getirmişsiniz. Biraz daha gayret ederseniz, şiirin ses ve mana öğesini mısralarda daha ustaca örmeyi becerebilirsiniz. Sizden güzel şiirler beklediğimizi hatırlatarak Kırık Mızrap, Çile ve Eski Şiirin Rüzgârıyla kitaplarını tetkik etmenizi tavsiye ediyoruz. Selam ve sevgiler.
BEKLEYİŞ
Nice güruhlar yaşadığım bu şehirde
Doğmadı hiç güneş, tulü etmedi şafak
Ağlayarak bekledi benimle sevgiliyi
Kendisine baktığım hicranlı af âk
Bilmem şu gelen kaçıncı gemi
Bu bendeki kaçıncı gözleyiş
Yine yok! Beklediğim bahar saçlı sevgili
Gelenlerle arttı ruhumdaki özleyiş
Allah'ım gülsün artık bana güneş
Onunla gelsin ışık yüzlü yâr ve bahar
Olmasın, kalmasın bahçemde solan goncalar
Gelen sevgiliyle artık, ağlamasın çocuklar
Necdet Karasevda / İzmir
Bir özlem var şiirinizde. Kafiye örgüsü tam olmasa da söyleyişteki duruluk ve ritim bu açığı kapatıyor ve şiire ayrı bir güzellik katıyor. Kırık Mızrap tesiri oldukça fazla şiirinizde. Biz ise bu terkiplerin deyişleri kopya almaktan ziyade hazmedilerek ve yoğrularak kendi şiirinize yansıtmanızı tavsiye ediyoruz.
Bunun için de “Kırık Mızrap” şiirlerini iyi bir tetkikten geçirmelisiniz. Sonra onun çizdiği iklimi mısralarınıza özümlenmiş bir şekilde yansıtmalısınız. Selam ve sevgiler.
SAATİMİN
İLHAMI

Bütün saatlerden nefret ediyorum.
Zaman olur, ruhum bir zemberek gibi sıkışır, bir an evvel vaktin ilerlemesini arzu ederim. Bir dem gelir, boşalırım, zaman geçmesin isterim. Gün olur, yapmayı düşündüklerimi akrep ve yelkovan ezer geçerler. Her doğacak güne bağladığım umutlar, güneşin gurubuyla beraber solarlar.
Ama saatim, sessizdir, sakindir, durgundur. Saatim diyorum da, o “benimdir” ama “bana ait” değildir. Ne onunla yaparım ne de onsuz... Bir türlü içime sindiremem saatimin tiktaklarını. Çünkü o beni hiç kaale almaz. Yelkovan, bir meczup derviş gibi döner, durur.
Saniyeler hep aynı hızla ilerler. 17.. !8.. 19.. 20.. 21.. 22.. Ben için için öfkelenirim, kızarım. Saatimi parçalayışını, kırıp atasım gelir. Ama ona ihtiyacım olduğunu bilirim. Bazen de asla aldırmayacağım bile bile yalvarırım: “Canım saatim, dur biraz” ya da “geç, hızla geç. Bugünü yarına, bu ayı sonrakine bağla da geç” derim. Dinlemez. Bilmez ki kalbim de kurulmuş bir saattir. Hızla geçen yıllarla beraber geri kalmaya başlar. Belirlenmiş an gelince de durur. Bilmez dediğime bakmayın. Saatim şaşmaz işleyişi ile sanki kalbimin, geceden gündüze, vakitten vakite değişen ritmi ile alay eder. Kimbilir, belki de aralarında hangimiz daha geç duracağız diye yarışırlar.
Saatim, bir bıçak gibi zamanımı dilimler, lokma lokma doğrar. Belki gaflet canavarı daha kolay yutsun diyedir. Hoş, aslında, kopan dilimlerin hangi omuz başındaki melek tarafından kaydedileceğine de ben karar veriyorum ya.
Ah, saatler! Durun, durun biraz! Daha okuyacaklarım, yazacaklarım var. Bana bağlanmış ümitler, bana yazılmış dilekler var. Beklediklerim ve benden beklenenler. İstediklerim ve şahsımdan istenenler var.
Genç sayılırım, büyümek istemiyorum. Çünkü yapacaklarım, yapmam gerekenler var. Bazı şeyleri anlamanın 35 yaşından bile sonra olmasından korkuyorum. İnsan “göğün başka rengi de olduğunu” ya da “suyun boğduğunu, ateşin yaktığını”-Gençlik bütün fırsatlarıyla beraber akıp gittikten sonra anlasa ne yazar! Saçlarıma ak düşünce “vah” demekten korkuyorum. Kader, zamandan kalemiyle, yüzüme siluetler çizince “eyvah” demekten korkuyorum. Bir çocuğun kolundaki saat gibi, basit hadiselerin benimle oynamasını istemiyorum. Kalbimin, saatimden önce durmasından korkuyorum.
Hayatımın yalnızca bu andan ibaret bulunduğunu sık sık unuttuğumu hatırlayınca ürperiyorum. Bu cümleyi yazmaya başladığım zamana asla ulaşamayacağım biliyorum. Aslında okuyanlar da ulaşamayacak.
Gençlik çabuk geçer, diyorlar. İşin kötüsü, galiba, olgunluk ve ihtiyarlık yılları da çabuk geçiyor.
Faust, zamana “Dur, ne güzelsin” dediği an kaybedecekti. Ben ise, biliyorum ki “Dur, hizmetimi, misyonumu bitireyim” dedikçe kazanacağım.
M. Nur Saraç/İzmir
Makaleniz bazı küçük eksikliklere rağmen güzel... Derin tespitleriniz her ne kadar kullanılmış bazı benzetmelerle süslenmiş ise de özgün bir üslubunuz olduğunu söyleyebiliriz. Sizden vurucu ve net tespit çizgileriyle örülmüş yazılar bekliyoruz. Selam ve sevgiler.