Sızıntı Arşivi

Aralık 1994 · s. 42 · 6 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

ara94

ŞEHİR AĞLIYORDU

Yaşamadan yazmayacağım demiştim. Sen öğretmiştin. Narçiçeği kokulu odaların akşamında gözlerimizin ıslak ışıklarını buğusuna kaptırdığımız sıcak çayları yudumlarken O'nu düşünüyorduk. Ve bakışların nemliydi senin. Zübeyir'in kılıcı kumlara değiyor-du. Sen anlatmıştın.

Çocuktum. Pembe hayallerle adımlarımı atarken kurnaz bir kayaya takılmış ve düşmüştüm. Gözlerimde iri iri damlalar birikmişti. "Ağlama" dedi annem. "Bilirsin Erkekler Ağlamaz."

"Güneşe uçacağım" demişti birtakım insanlar ve kendilerine kanatlar yapmışlardı balmumundan. Uçtular mavi derinliklere doğru. Dudaklarında demet demet tebessümler vardı her birinin. Uçtular yükseldiler yükseldiler uçtular. İyice yaklaşmıştı güneşe. Fakat olan olmuş balmumundan kanatlar erimeye başlamıştı sıcaktan. Eridi, eridi ve yükseklerden kanatları erimiş insanlar damladı birer birer. Hıçkırıklar duydum etraftan. Gözlerime inanamadım. "Sen ağlıyordun." Annem beni kandırmış demek. Demek "Erkekler de ağlanmış"

"Sen taşların diş gıcırdattığı, uluduğu, yılışık kahkahalar attığı, homurdandığı bir ülkede yaşıyorsun." Bir masal âlemi olamaz bu. Güliver seyahatte değil. Liliput ülkesine hiç uğramadı gemin. Biraz gayretle Sfenks'in sorusunu çözebilirdin. İdam sehbasına götürmek için kolundan tutmuşlardı. "Yine Ağlamıştın." Anlamamışlardı. Acımışlardı. "Buzullarda çıplak ayakla yürü, bağışlayalım" dedi Sfenks. "Milletimi de..." demiştin ve yürümüştün. Himmetin milletindi.

Gençtin, damarlarında kan sıcak akıyordu. Etrafında nice şirinler vardı. Ve kimbilir nerelerden sana göz kırpıyorlardı. Halbuki sen çoktan gitarının tellerini koparmıştın kanayan parmaklarına aldırmadan. Besteni gitarsız çalacaktın. Hıçkırıklar melodileşmişti sende. Bilmeyenler anlamıyorlardı buram buram terlemenin sebebini. "Hava da serin" diyorlardı... "Hasta mı acaba?" diyenler bile vardı. Duymak İstemiyordun. Gözlerin kapalıydı.

"Bir ışık parladı gözbebeklerinde. Işık bir kulübeden geliyordu. Koştu. Kapı açıktı ardına kadar. Ama kulübe boştu. Bir avuç soğuk kül vardı ocakta. Belli ki zavallı yolcu sarhoştu." Hayır sarhoş olamazdın sen. Belki dalgındın. Saatlerdir istişare yapıyordun belki yorgundun. Belki yıllar önce belki asırlar, birileri vardı kulübede. Bir avuç kül bunu gösteriyordu. Belki o ışık ateşböceklerinden geliyordu kim bilir? "Belki" ye güven olmazdı.

Rüyalar kurtarıyordu sıkıntılardan. Kimleri ve kimleri görmüştün. O nehrin kenarında yürüyordu. Yıkılmış köprüden kalan taş yığınlarının yanında O'na seslenmiştin. Döndü, baktı: "Ben O değilim" dedi. Ama O'ydu. Biliyordun. Kızdın kendine. "Yazık bana. Ya buna zaaf derlerse." Başka birgün günlüğüne "Hocamı özledim" yazmıştın. Yazmış ve uyumuştun. Davetiye olmuştu sanki. O tebessümle sana bakarken sen O'na doyasıya sarılmıştın.

Hava sıcaktı. Tam tepedeydi güneş. Neşeliydin. Sonra duruldun. "Çay bardakta bitti." dedin. "Yarın gideceğim. Ve bu şehir ağlayacak. Bu gök dayanamaz bensizliğe..." Sen otobüsün penceresinden el sallarken ben pişmandım yanıma almadığıma şemsiyemi... Evet "Şehir Ağlıyordu." Ama güzel tarafı da vardı. Allah yalan söyletmedi dostlarına.

Seni seviyordum.

Fethullah HALİD / İzmir

Şairane cümlelerle ördüğünüz yazınız gayet güzel. Değişik imajlar yazınızda göze çarpıyor. "Şehir Ağlıyordu" başlığınız dahi başkalannkinden farklı. "Besteni gitarsız çalacaktın, Sfenksin sorununu çözebilirdin" gibi buluşlar yeni tabirlerinize birkaç ömek. Sizden daha kuvvetli örülmüş, muhteva yüklü yeni yazılar bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

BABAMLA SOHBET

Gezdiğin yerlere kesretle bakıp

Seni arayıram, hardasan, harda?

Ayrılık gelbimi yandırıp yakıb.

Sense dönmez oldun, dayandın orda...

Kimlere tapşırdın a bahtıkara,

Hayatın dibine atdılar beni.

Kadalı yıllarım mengenesinde

Bin sorgu-suala tutdular beni.

Körpe yaşlarımda annem öyende.

Ma'nalı addımlar ata bilmedim.

Babalı uşağlar atlas geyende

Yamaglı şalvar da tapa bilmedim.

Gözlerim yoldadır, gulağım sesde,

Ekdiyin ağaçlar goşa dayanır.

De kim "ağı" dedi cenazen üstde

Ahımdan her seher cahan uyanır.

Böyüdüm amansız olsa da dövran,

Annem pallarını karadan biçdi.

Elleri kabarlı, gece-gündüzlü,

Acılı, ağrılı yollardan keçdi.

Dehşetli yıllarım arkada galıb,

İndi durulubdu çaylar, bulaglar.

İnsan müdrikleşib, millet ayılıb

Koynuna sesleyir beni uzaglar.

Açılır seherler, uyanır iller.

Hayat nefesliyem, ben Türk oğluyam.

İşitsin yaşıdlar, bilsin nesiller,

BÜYÜK VATANIMA, İL'e bağlıyam.

*hara: nere

*goşa: çift

*paltar: elbise

*kara: siyah

Prof.Dr. Alaeddin MEHMEDOĞLU/Bakü

Şiiriniz kafiye örgüsü yönüyle güzel. Akıcı ve duru bir üslubunuz var. Şiirde daha fazla derinliğe ve muhtevaya önem vermenizi tavsiye ediyoruz. Zira şiir duygu ve hisleri özlenen hedefe kamçılayan bir ışık" bir nur gibi olmalı. Bu hedef çok kez metafizik bir mihraktır ki şiirin gerçek misyonu oraya ermektir. Kendinizi anlatmak da olsa başkalarına ciddi, bağlayıcı ve ufuk açıcı, yönlendirici mesajlar sunacak nice şiirleri sizin velud kaleminizden bekliyoruz.

SONSUZLUĞA KOŞU

Koşmak istiyorum bu gece

Hiç durmadan koşmak sadece

Gitmek buradan çok uzaklara

Koşmak istiyorum gerçeğe

Herşeyi tepip koşmak istiyorum

Umutsuzlukları, acıları, gözyaşlarını,

Hepsini unutarak, aşkınla yanarak

Koşmak istiyorum yalınayak

Koşmak istiyorum haykıra haykıra

Ateşler İçinde yana yana

Koşacağım varıncaya kadar Allah'a

Koşmak istiyorum, koşmak sonsuzluğa

Zehra / Samsun

Bizlere gönderilen şiir ve makalelerin çokluğuna dört sayfalık kapasitemizle kafi gelemiyoruz. Bu sebepten sizden özür diliyoruz. Bazen şiirleriniz yıllar sonra da çıkabilir. Siz hoşgörülü okuyucularımızın bunu sabırla karşılayacağınızı umarız. Şiirinize gelince daha fazla üzerinde durmanız gerekli. Biz köşemize bir kısmını aldık. Fakat siz daha sonraki şiirlerinizi bir kaç kere çevrenizdeki arkadaşlarınıza okuyup tenkitleri aldıktan sonra düzeltmeleri yapıp gönderin bize. Sevgi ve selamlar.

ZAMANIN ATLAS İKLİMİ

Bir uçurtma olsa da zaman, uzanıverse elim fezanın derinliklerine. Yakalayıversem zaman ve mekânı aşan ölümsüz hakikati. Duygu ve düşüncelerim berraklaşsa, aklım ve kalbim nur ile dolsa. Zaman aynasında görüversem kaderimi...

Bir burak olsa, yahut refref alıp beni götürse ötenin ötesine. Yıldızları avuçlasam, kucaklasam. Varsam güzellikler ülkesine. Devşirsem Rabbimin sonsuz nimetlerinden. Reftare gezerken Efendimle yüzyüze gelsem. Baksa bana o Yüce Nebi. Tebessüm buyursa. Ahh! Bir tek tebessüme neler feda edilmez ki...

Bir ses olsa zaman, İlâhî bir seda: "Ben senden razıyım"

Boynuma asıp taşısam bu fermanı. Taşısam ebediyete kadar.

Mehmet GÜVEN / İstanbul

Yazınız kısa fakat özlü. Üslubunuz güzel. Yalnız klasik imajlardan kaçınıp yeni motifler denemenizi salık veriyor selamlar sunuyoruz.

İLK KUTLU ŞEHİDE...

Işık Ordusu'nun genç bir mensubuydu

Ölüm onu görev başında buldu

Temiz gönüller diller duaya durdu

İşte böyle gitti son sefere Kutlu Yolcu

Bir tutkusu vardı ömrünün baharında

Rahmete yelken açtı garibler ocağında

Ne güzel olur sevinmek peygamber kucağında

Anlatırken Allah'ı ömrünün baharında

Sen ölmedin yavru, biziz gerçek ölü

Ne mutlu sana şehitler ölmez çünkü

Son yolculuğa sessizce alırken yol

Rahmet kuşağında sen daima mutlu ol...

Rahmi DAYIOĞLU/Alma Ata

Şiiriniz gayet temiz ve sade bir dille yazılmış. His ve düşüncenizdeki duruluk mısralarınıza aksetmiş gibi... Gurbet ilde şehit düşen kardeşimize hayır dualar ederken sizin velut kaleminizden daha nice yazı ve şiirler beklediğimizi bildiriyor, selam ve sevgilerimizi sunuyoruz.

MİHENK

Renklerin üstünde renk

Sonsuzluk bana mihenk

M. Mus'ab ERSOY / Manisa

N. Fazıl'ın şiir tekniğine uygun ele aldığınız denemenizde bazı dolgu mısralar mevcut. En uygun beyti köşemize aldık. Kendi üslubunuzu bulup fikir ve duygularınızı o potada eritip mısra mısra şekillendirmeniz dileğiyle. Sevgiler selamlar.

HİCRET

Kendini içinde bulageldiği şartlar

nedeniyle hicret eder durur insan...

Bir yolcudur, âlem-i berzahtan âlemi misâle, oradan dünyaya ve en büyük hicret O'na(cc)

Ba'sü ba'del mevt sırırca...

Yerinde durmak yaraşmaz insana.

Bir davası olmalı ve buna hizmet etmelidir daima.

Hicret de bir parçasıdır hizmetinin...

Yapmayana bin nefrin...

Niyetin ameldeki tecellisine gülümseyen hicretten fayda yok bana...

En büyük hicretime yol azığı olmadıktan sonra...

"Her kim neye hicret ederse O'na, o verilir" ama başkası asla!

Niyetin saf ve berrak deresini bulandırmamak gerek, dıştan güzel görünen kumlarla...

Çünkü açılacak o dere, uçsuz bucaksız amel ummanına...

Ey nefis, niyetimi bulandırma benim!

Ta ki amelim nur olup bana yol göstersin.

Yanıma azığımı verip "Hadi koş!" desin.

Ben de o kutlu yamaçlara açılayım...

A. Hilmi BAŞDAĞ / İzmir

Şiiriniz nesir cümleleriyle örülmüş gibi. Fakat muhtevası oldukça yoğun. Sizden şiiri şiir çerçevesinde ele alıp onun metotlarını göz önünde bulundurarak yeni yeni eserler beklediğimizi bildirir selam ve sevgiler sunarız.

ŞİİR BUKETİ

Yine hüzünlüyüm keder içtim yudum yudum

Gecelerin bağrında hep seni andım seni soludum.

Sabahı bekliyorum savaşım var zorlu

Ama ne gam yüreğim ateş yüreğim, korlu

Zahmette rahmet var demişler

Zahmeti bilmeyen rahmeti ne bilir

Büyük kametler hep çileyi sevmişler

Çilemiz İslâmsa elbette sevilir.

Yaktık gemileri dönüş yok artık

Elimizde meşale dört bir yanı sardık

Sevdik seveceğiz mefkuremiz yüce

Ne bir engele takıldık ne yolda kaldık.

İnşaallah uyanacağız

Sevgi sabahlarının ala şafaklarında

Kara gözlüm deyip durduk

Sahte sevgilerin yamaçlarında

Ne büyük hata Yarabbi ne büyük körlük!

Gönül bağlarımızı dikenle ördük

Yaradanı görmedik yaradılanı gördük.

Affet Allah'ım yaptığımız nankörlük.

Seyfullah ALPEREN / İstanbul

Sade bir söyleyişiniz var. Mesela “sevgi sabahının ala şafaklarında söyleyişi sizde halk dilini şiire uygulama kabiliyeti hususunda bir ipucu. Bu tarz serbest söyleyişlerle söylenmiş, edebiyat yapma kaygısına düşmeden dupduru terennüm edilmiş şiirler bekliyoruz sizden. Sevgi ve selamlar.