Sızıntı Arşivi

Kasım 1994 · s. 42 · 7 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

kas94

DERDİ, DEVASI TAŞIR

İnsan denen muamma; sır denen bilmecede

Kökü, iffet ağacı; kurdu, meyvası taşır.

Zaman mekana duvak, takva nurlu gecede

"Perde ötesi perde"; derdi, devası taşır.

Edep, imandan bir cüz; zikre nişan seccade

Sema, direksiz tavan; taşı, sıvası taşır.

Her canlı bir âlemdir; binbir çeşni hecede

Cıvıl cıvıl kaynaşan; kuşu, yuvası taşır.

Hayat insana destan; bir usûldür imece

Yardım hayra pistondur; suyu, kovası taşır.

Zillet ile meskenet; oyun ve eğlencede

Beşer uyumaktadır; nefsi, hevası taşır.

Bir devr-i daim heyet; ağlarken gülmecede

Her âlim bir kal'adır; arzı, duası taşır.

Pusulalarla donanmış, bir yarış divanece

Güneşte pişmektedir; aşı, tavası taşır...

Bir seferberlik sanki; gün ile koşturmaca

Yüz akı insan için; fikri, davası taşır

Enes GENÇ / İstanbul

Şiiriniz kafiye örgüsü açısından güzel. Muhteva da oldukça yoğun. Fakat dörtlüklerin son mısraları biraz tutuk. Bu da redif ve kafiye kaygısından doğmuş bir eksiklik olabilir. Sizden, şiirin dış çizgilerini oluştururken tedirginlik taşımadan ve gayet rahat bir halet - i ruhiye ile yazdığınıza eğilmenizi tavsiye ediyoruz.

Selam ve sevgiler.

SAKIN RÖTAR YAPMA GENÇ ADAM

Herkes Onu beklerken ben sana sesleniyorum:

Güneş son ışıklarını dikerken dünyaya, saat gelirken sonun son çeyreğine, sakın rötarlı gelme Genç Adam'. Dünya'nın güneşle raksı bitmek üzere, ay belki de mehtaba son kez çıkacak, çile dolu azık torbanı al tazecik gel bu ellere.

Bebeler seni mırıldanıyor farkına varmadan. Anne işte oderken hep seni zannediyor. Gelip elinden tutacağın günü bekliyor, içkisini yudumlayan annesine rağmen... Analı-babalı yetimlere fikren 'baba' olmanı bekliyor, safsatalardan 'duman altı olmuş tertemiz zihinli yumurcaklar. Köyüne gelen her araçtan bir gün sen çıkarsın diye koşuşturuyor 'şimşek zekalı" köylü çocukları. Zeka cevherlerinin bir gün üzerinden tozları üflenip işler hale getirileceği günü bekler köylü çocukları.

Dertlerini de katarak büktüğü ipinin her yumağını, çetele tutacak köylü kadınları. Her yumak bin dertle bükülürken her defasında senin gelmen hayal edilir oldu. Bin bir ızdırap büyüttüğü yavrusunu "al" demek için bekliyor. Dertlerini not ettikleri alınları güneşin son ışıklarında gölgelenirken, her gün batımı, bir ümidin yüreğin derinliklerine gömülmesi demek onlar için. Baharda toprağın bağrına serperken tohumları, senin var olduğun gözlerde hasat edeceğini umuyor ihtiyar çiftçi. Torununu teslim ederken 'emin ellere' diye, sana, ilmek bağlamış bir tas yoğurt ikram edeceği günün özlemi ile yanıp tutuşuyor, yaşlı çoban. Bu günden tezi yok ne olur elini çabuk tut 'Genç Adam'.

İlim senin tasnif edeceğin günü bekliyor kalemine mürekkebini çek Öyle gel 'Genç Adam'. Atomlar esrarını fısıldamak isterken insanlara, ufku ötelere açık birini aradı hep. Kalbinin ve kafanın merceğini al da gel 'Genç Adam'. Samanyolu, hikayesini anlatmak ister sana, Mars, esrarını sana açar, rasathaneni kur da gel 'Genç Adam'.

Ayyaşlar bir gün gelip elinden şişenin alınacağını ümit eder. Vereceğin iksirle hayata yeniden döneceği günleri bekler, şifalı şuruplarını al da gel. Miskinler senin imarethanende bakıma alınacağı günü hayal eder, sokaklarda ölümün kapısını tıklatırken.

Güller, sen gelirsin diye, kurak günlere rağmen yine açtı bu bahar. Gülün yaprağından şebnem eksilmesin, başına gölge eden bulutlarınla gel 'Genç Adam'. Ülkemin, susuzluktan çatlayan dudaklarına merhem olursun böylece... Kime kızacağını bilemeyen Güneydoğulumun gönlüne su serpiver. Yaşadığı coğrafyayı alnına çizmiş bu insanımıza kalbinin ve kafasının kapısına yaz da bırakıver olup biteni. Onun kalbini kalbinle arkadaş kıl, kalmasın şüphe duyduğu bir şey. Bütün bunlar seni bekliyor. Çilesizlik çilesine kapılmadan gel 'Genç Adam'.

Zamanın kilometre taşları geçerken bir bir, her şey senin için, mihraplar, sen geleceğin güne dek boş, sen yoksun diye baştakiler başsız. İnsanımızın gözyaşında eritecek sabır taşı kalmadı artık. Durum bu, herşey olabilir ama gelirken sakın rötar yapma 'Genç Adam'. Özlemini, sevdanı, tasanı, ümidini azık torbana koy ve hemen gel.

Abdullah İSMAİL / Muğla

Yazınız bir rota, bir pusula gibi. Umulur ki bu güzel söyleyişten ve bu billûr söyleyişle örülmüş kutsî izden gençlerimiz ibret alarak mukaddes emanetlerine daha fazla sahip çıkarlar.

Selam ve sevgiler

ARIYORUM SENİ

Küçüktüm terketmişler beni

Büyüttüler eller beni

Görmesem de arıyorum anne seni

İsmimi Vedat koymuşlar

Allah için büyütmüşler

Bir dediğimi iki etmemişler

Küçükken büyütenler beni

Yine arıyorum anne seni

Uyu bebek uyu gün gelir uyanırsın

Sana verilen kader bu

Hak sabrını verir dayanırsın.

Vedat ATEŞ

Şiiriniz halk edebiyatında mani havasıyla yazılmış. Fakat tarz ve teknikte değişiklik var. Sizin hüzünlü yüreğinize “Allah yar ve yardımcın olsun” demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Belki bir zamanlar Resul-ü Ekrem'in bir yetime söylediği: “Rasulullah baban, Aişe annen olmasını istemez misin?” sözünü hatırlatır selam ve sevgiler sunarız.

İNTİZAR

Asırlarca bekledik aç suzuz ağlayarak.

Hiç esmedi burada tatlı Muhammed Yeli

Sular bile derdini anlattı çağlayarak

Mü'min ağlamaklı ve daima bükük beli.

Silemezler seni kalpten ey Sultan-ı Rusul

Aradan bin yıl değil milyon yıl geçse bile

Askerin son adımı atıyor usul usul,

Sana takdim için zaferleri güllerle.

Dallanıp yeşeriyor ekilen o filizler,

Artık meyve verecek, kat'iyen solmayacak.

Göründü tâ ufukta nurdan, parlak benizler.

Kalbe iman yerine kin ve gayz dolmayacak.

Ey nebi kardeşleri, gözlerimiz hep yolda,

Süzüyoruz geçeni dikkatle birer birer.

Ne ayakta takat ne gözlerde kaldı fer.

Düşünceler hep aynı: Acaba neredeler?

Adem BEYOĞLU / İstanbul

Şiiriniz his ve heyecan ve iman yüklü. Söyleyişiniz gayet samimi. Yer yer şiir tekniğine ve ses ögesine uygun güzel mısralarınız var. İkinci dörtlüğün son mısrası dışında okurken hiç zorlanmadık. “Sana takdim için kutsî zaferi güllerle” mısrasında “Kutsi zaferi terkibinden sonra durmak mecburiyetinde kahyoruz. Bunu akıcı olması için “zaferleri güllerle” diye değiştirdik. Zaten ona takdim edilen zaferler kutsidir. Sizden tatlı üslubunuzla tam kıvamını bulmuş şiirler bekliyoruz. Sürerinizin tatlı su akıcılığında, berrak, ruha ferahlık vermesini temenni ediyoruz.

Selam ve sevgiler.

AHMED-İ MAHMUD EFENDİM

Alemler dört gözle bekliyordu yolunu

Zulmün dumanı boğmuştu mazlumu Efendim.

Geldin gösterdin insanlığa dikensiz yolunu

İzinde olanlara canım feda Efendim.

Susayanlara âb-ı hayat Ahmed-i Mahmud

Gönüllerin nûru ma'şukumsun Efendim

Saadetin müjdeleyicisi. Kalp Sultanı

Şems-i Ezelîden bize rahmetsin Efendim.

Alaattin KORKUTATA / Bingöl

Şiiriniz teknik açıdan tam kıvamını bulmasa da muhteva açısından olgun bir meyve gibi. Bildiğiniz gibi şiirde kafiye ve redif gibi ses ögelerini göz ardı edemeyiz. Hani güreşe soyunan güreşi kaidelerine göre yapması gerekir. Şiir yazmak isteyen kişi de onun kaidelerine uymalıdır. Sizden Kırık Mızrap'ı çok iyi tetkik ettikten sonra oradaki temaları ele alıp denemeler yapmanızı tavsiye ediyoruz. Selam ve sevgiler.

O'NUN İKLİMİNDE

Buram buram fikir gülleri kokar bahçesinde. Her özü, her bakışı nice mânâlar yüklüdür; abes yoktur lehçesinde. Şekil vermek, yoğurmak, faydalı hâle getirmek, başka bir şey yoktur düşüncesinde.

Köşe başlarını tutan sokak lambaları gibidir O ve onlar. Vazifeleri çevrelerini saran zulmete karşı biteviye ziya neşretmektedir. O'nun olduğu yerde zulmetten, karanlıktan eser yoktur. Yokluğunu çekenler de zulmette boğulmuş, yarasaların baskınlarına maruz kalmış bir kısım bahtsız ve çaresiz yığınlardan ibarettir. O'nun olmadığı cemiyetler ışık kaynağı olmayan sokaklardan farksızdır. Bir âmâ kılavuzun peşinde kendilerini bekleyen bir sürü handikaptan, hendekten habersiz yol alan kalabalıklar neyse, öğretmensiz cemiyet de odur.

Başkalarına hizmet düşüncesiyle hayatı boyunca bir mum misali yanar, erir de bu O'nu bir lahza vazifesinden geri bırakmaz. Ziyasını kalb ve kafalardaki pencerelerden hüzmeler halinde aktarır durur. O, cemiyetin damarındaki taze kandır. O dünyanın kaderinde söz sahibi olandır. Onlar bir toplumun mânâ dinamikleridir aynı zamanda.

Toplum içerisinde mâziyi tedris edip, âtiye ait plân ve programlar çıkaran, çıkardığı gibi bunları ölümsüzlük aşısı telakki ederek etrafına aşılayan yalnız O'dur. Aysberg ikliminde bir gül devrinin hayalini kurup hayalini hayata kavuşturmak için ortaya atılan yine O'dur. O fikir işçisidir. Şakakları zonklarken beynini gideceği son yere kadar kamçılayarak ortaya koyduğu tefekkür gergefinde ilmek ilmek hakikat dokur. Bugünlere yarınlar için. Yarının söz sahibi olacakları için. Kısacası O bir bahçevandır. Büyük bir titizlikle bakar çiçeklerine. Su gerekirse suyunu verir, toprak gerekirse toprağını... Yeni dünyalarda, yeni doğuşlarda neşv-ü nema bulmaları için. En münbit toprağı hazırlar. Çünkü bilir ki kemer kuşanmış o goncalar yarının gülleri olacak. Güller açınca etrafa bülbül nağmeleri dolacak. Problemler, meseleler onların saldıkları revh ü reyhanla hallolacak.

O miletinin bugününü düşündüğü gibi, yarınını da ihmal etmez. Bilfiil bunun sıkıntısını çeker. Gerekirse fert fert herkesle ilgilenip, onları şuurlandırma ameliyesine girmekten bile çekinmez. Çünkü O muallimdir. O hocadır ve O hizmet insanıdır. İnsana hizmet götürmeyi hayatının gayesi bilmiş yüce insandır O.

Necip TUNA / Sivas

Büyük bir zâtı tasvir etmeye çalışmışsınız yazınızda. Onu anlamanın zor olduğu, kelimelerdeki sancıdan, cümlelerdeki çileli bakışlardan anlaşılıyor. Üslûbunuz güzel. Seçtiğiniz konu güzel. Anlatımınızdaki ritim biraz daha zorlarsanız oldukça seviye kazanacak... Sizden daha zorlu yazılar bekliyoruz. Selam ve sevgiler.