Temmuz 1994 · s. 42 · 7 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Hazırlayan
Mehmet Erdoğan
ÖZLÜYORUM
Özlüyorum
Yağmur bulutlarını
O bırakırken gözyaşlarını
Ben de için için ağlıyorum
Özlüyorum
Tozun toprağın
Havada uçuşan yaprağın
Sarhoşluk veren kokusunu
Özlüyorum
Sussun ürperten şimşekler
Dinsin lodosları yağdıranlar
Usulca süzülen damlalar okşasın
Okşasın ıslanan gözlerimi
Özlüyorum
Bir bulut misali
Buhar olup göğe çekilmeyi
Tatlı bir yelin kucağına atılıp
Hıçkırarak içimi dökmeyi
Özlüyorum
Mutlu Kavcar/İzmir
Şiiriniz içten söyleyişin bir örneği. Berrak ve duru bir diliniz var. Halkın kullandığı dil bizim bahsettiğimiz. Süse kaçmadan söylemek söyleyeceğini... Sizde bu dili kullanma güzelliğine ipucu bu şiir.. Kafiye kaygısı, öiçü tedirginliği zaten yoktur bu tarz şiirlerde. Yürek nasıl ve neyin aşkıyla vurursa sesi de öyle akseder şiire. Yalnız bu demek değildir ki kafiyeli ve ölçülü şiirlerde bu özellik yoktur. Bilakis kafiyeli ve ölçülü şiirlerde eğer şair uslubunu tam temellendirebilmişse belki ses unsuru, vurgu yoluyla içtenliğe daha yakın olabilir. Kırık Mızrap'taki billurdan söyleyiş, her şiirde bir ideal şulesinin parlaması ve insanı belirsizlik ikliminde boğmaması, tabiatı, toplumu bu ideal ışığında değerlendirip mısralardan huzur ve mutluluk damlaması bu duru ve içten söyleyişe güzide bir örnektir.
Her tarzı deneyip şiirde kendinizi bulmanız ve üslubunuzu tam yakalayıp bizlere nice güzide şiirler göndermeniz dileğiyle.. Selam ve sevgiler.
YAKARIŞ
Ben Allah yolunda, Allah sevgisini arayan ve bulamayan bir bahtı kara idim. Ararken neyi aradığımı bilmediğim halde her nasılsa sağda solda onu sorup duruyordum. Yine böyle sorarken billûr bir sesle birisi bana onu anlattı. O yüce sevgiyi. Sonra tuttu beni bir yolun başına getirdi. Aradığın bu yolun sonundadır diye.
Ey aşk-ı İlâhî, sevgilerin en yücesi..! Seni o yüce ruhludan dinledikten sonra, içime sığdırabildiğim o zamana kadar ki en büyük sevinçle, heyecanla dolu olarak o yolun yolcusu olmaya karar verdim. O yolda Seni bulmaya karar verdim. Seninle o yolun zorluklarını, engebelerini bir hamlede aşıp kandan irinden deryaları geçerek bir hamlede karşı tarafa varıp maksûduma kavuşacaktım.
Koşuyordum yollarda. Bu yolda gidenlerin hâli başkaydı. Bir başka âlemin parıltıları vardı gözlerde. Her bakışta derin parıltılar vardı. Kâfilenin ileri saflarında bana burayı anlatan muhterem zât da vardı. Ve en ileride elinde ve dilinde ışıktan tayflarla kafileye yön veren, rüyalarımı süsleyen kahraman vardı.
Bu yollar başlangıçta yürümesi kolay yollardı ama her adım attıkça engebeler, belâlar, zorluklar artıyordu. Maksûdumuza ulaştığımızı, doğru yolda olduğumuzu gösteren işaretler, bazen yanıbaşımızda beliriyor bazen de ulaşılmazların ulaşılmazına gidiyor, kayboluyordu.
Belalar arttıkça geri dönenler, yolda kalanlar artıyordu. Kâfileye yön veren nuranî zât, her defasında uyarıyor, "az kaldı, yollarda kalmayın" diyordu. Diyordu ama bende herhalde hiçbir yere konamayacak o sevgiyi içime sığdırabildiğim en büyük sevgi kadar idrak ettiğimden her engelde ümidim azalıyor, bacaklarım beni zorla taşıyordu. Takâtim kalmamıştı. Buna rağmen yürümeye çalışıyordum.
Böyle çırpınırken birden başımı kaldırdım. İçinde bulunduğum cemaat arayı açmış, sanki dev adımlarla benden uzak/aşıyorlardı. Ben de bir bataklığın içinde her hareketimle kendimi daha da batırıyordum. Aman Allahım! Yoksa, yoksa ben de mi yolda kalıyordum. O kutlu kâfile uzaklarda, ben ise çamurun içinde kayboluyordum.
Ama Rabbim merhametli değil miydi? Beni düştüğüm çamurdan kurtarıp o kutlu kâfileye niye yetiştirmesindi ki? Ve ben de ne duruyordum ki?
Ellerimi açıp O'na yalvardım. "Ya Rabb kurtar beni. Bu dünya batağından beni çıkar, tertemiz et. Sonra o ışık ordusunun ardınca ışık hızıyla yol aldır bana. O kafileye kavuşayım. Ve beni ebet-müddet onlardan ayırma!" feryadı dudaklarımdan yükselir yükselmez, bir anda o ışık ordusundan geriye dönen bir ışık tayfı âdeta bir Hızır eli gibi beni avucuna alıp, bataklıktan çıkardı. Ben bu ışık tayfı içinde yuna yıkana, o ışık ordusuna doğru yol aldım. Sonra onlara tertemiz bir şekilde kavuştum. O anda kalbimde çağlayan, şu his dolu mısralardı:
"Seni buldum İlâhî, Seni buldum İlâhî, Dönmem bu yoldan gayri, dönmem Ya Rabb vallahi."
İsa İsmailoğlu/Kırıkkale
Yazınız içli bir söyleyişin sesi, sözü. Yolda kalmanın ızdırabını tatmış ve kederli acısını duymuş olanlara bir daha ümitle hamle yapmak adına güzel bir çağrı bu. Zira dünyanın hiçbir metaı, hiçbir lezzeti hak yolu, dosdoğru istikameti terketmeye, Resuller Resulünden ayrı düşmeye, Kur'an ikliminden kopmaya değmeyecek kadar basit ve değersizdir. Giriş, gelişme, sonuç bölümlerine dikkat etmişsiniz yazınızda. Cümleleriniz belki biraz daha vurucu ve estetik yüklü olabilirdi. Belki diğer sefere daha güçlü cümlelerle, daha vurucu bir anlatımla bize yazılar gönderirsiniz ve bizi de tekrar sizinle sohbet etmenin şevkiyle mutlu edersiniz. En yakın zamanda bekliyoruz. Selam ve sevgiler...
DUYGU VE ÖTESİ
Gözyaşı bir silledir, gözlerin kaybolduğu ufukta
Hayat bir çiledir: şefkatin yok olduğu kucakta
Akıl sermayesinde boşluk, boşlukta iflas raporu
Bak gidiyor işte, hayatın ızdırap dolu vapuru
Ötede bir ışık yanıp yanıp sönmekte
Sönen her ışığın altında binlerce insan ölmekte
Tenhalar beni arar, bense tenhaları
Tenhaları buldum ama kaybettim hatıraları
Gece kusmuş, boğum boğum karanlıkları
Bense hâlâ arıyorum çelimsiz aydınlıkları
Duygular, yanan bir meşaledir ümit yollarımda
Ötesi pranga ve zincirdir kollarımda
Celal Gedik/Elazığ
Şiiriniz muğlak çizgiler taşımakla birlikte gayet güzel. Tatlı bir söyleyişiniz var. Yalnız şiirde de olsa müşahhas bazı imajlarla söylenene ipucu vermek okuyucuya gösterilen azizlik olsa gerektir. Biz sizde bu azizliğin oldukça fazla olduğunu hissediyor gelecek şiirlerinizde bunu bizlere mısra mısra göstermenizi diliyoruz. Sevgi ve selamlar...
DOĞUŞ
Kararmış yüreğimi aydınlatan,
Her köşesine billur saçan,
Bir nur doğdu;
Canıma can katan.
Bir nur doğdu.
Kalbimin derinliklerinde yatan,
O gizli gücü uyandıran,
Bir nur doğdu.
Ölümü hayat yapan,
Karanlık perdesini yırtan,
Bir nur doğdu;
İnsana sonsuzluğu sunan.
Murat Kocabuğa/Eskişehir
Sâfiyane söyleyişinizdeki billurlar ne güzel. Mısralarınız onun için berrak. Cahit Sıtkı Tarancı tarzı mı desek buna? Hayır, hayır; ben böyle şiirleri bir iman kaynağından aktığı için başkalarının şiirlerine benzetmek istemiyorum. Buna Murat'ın şiiri demek daha uygun ve güzel. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Sevgi ve selamlar.
HER ŞEY YALAN
Bir akşamüstü
Yürürken kaldırımdan.
Sararmış bir yaprak düştü önüme.
Yandaki bir ağaçtan...
Bak insanoğlu, hayat bu.
Gelecek; er geç her şeyin sonu.
Gün gelir de, geçmişi ararsın.
Ama nafile, bir köşede ağlarsın.
Belki bir gün, zamanın bir vaktinde.
İnanmazsın, aynadaki hayaline.
Ansızın.
Çığlık gibi kopar içinden
Her şeyi unutursun birden.
Bakarsın, eser yok maziden.
Anlarsın, tükenmiş basamaklar.
Geride kalmış o, çıktığın merdiven.
Söyle ne kaldı sana?
Düşersin sonsuza benim gibi.
"Hayat bu'' dersin sonra.
Batan bir, güneş misali...
İşte;
Bu kısacık zamanda.
O sararmış yaprak.
Bunları anlattı bana,
Hem de ağlayarak...
Mehmet Bozkurt/Adıyaman
Şiiriniz didaktik ve lirik bir iklimin halitası... İçten, akıcı bir söyleyişiniz var. İnsanı sarsan ve kendine getiren bir ser bu. "Çığlık gibi kopar içinden" mısraı en fazla şiir olan mısra. Sizden semantik yapısı sağlam, bir goblen nakşı inceliğiyle işlenmiş daha nice şiirler bekliyoruz. Bu hususta Kırık Mızrap ve Çile isimli şiir kitaplarını dikkatli bir şekilde okumanızı tavsiye ediyoruz. Selam ve sevgiler...
İSLÂM KAHRAMANLARI
Tarihe sığmaz destanının yapraklarıydı Akdeniz,
Atam Oruç, Piri, Turgut ve Barbaros'tan kalan iz,
Esti yıllarca bu gölün üstünde bir fırtına bir rüzgar,
Bir çeşit tahta oldu sandallar, gemiler, kadırgalar.
Bir avuç levendle düştüler düşman ardına.
Boyandı bu şanlı Türk gölü düşmanların kanına.
Hepsi birer Yavuz'du Çaldıran'daki gibi cesur,
Onlara ne kaleler dayandı ne de koca bir sur.
Hisar gibiydiler hepsi yıkılmaz etten duvar,
Hangi yamaç, hangi geçit onlara gelirdi dar.
Susturdu rüzgarları, enginleri inleten sesleri,
Dağları eritirdi volkan gibi ateşli nefesleri.
Bu orduya baş eğdi, Sina gibi nice çöl,
Birer denizdi hepsi, bu sayede oldu göl
Can yoldaşıydı ordumun şanlı küheylanları
Hançerlerden keskindi ordumun nazarları.
Ersin Özgen/İzmir
Şiiriniz oldukça güzel. Yahya Kemal tarzında söyleyişinizde bir seviye var. Eğer gayret ederseniz güçlü bir sesi bulduğumuza tam inanacağım. Mısralarınızdaki ses, kafiyelerinizdeki güzellik bize bunu söylettiren. Yalnız son beyit mısralar arasında bütünlük göstermiyor. "Fetih şafaklarında geçerdi her anları" gibi hem kafiyeyi kavrayıcı, hem beyiti bölmeyen bir mısra olabilirdi bu, diyoruz. Sizlere kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz...
ÖZLEMLER
Semâlarda yükselecek sesimiz
Benliğimizden gür çıkacak nefesimiz
İslâmı yaşamak ve yaşatmak için
Bedeli can olsa da haykıracak ruhumuz
Her zaman sahibi olacağız İslâm'ın
Anlatacağız durup dinlenme bilmeden
Şafakta doğan güneş gibi parlayacak
Gönül pınarından sevgiler çağlayacak
Bu özlemler gerçekleşecektir
Belki bugün belki yarın
Biz kotlardan kıracağız zinciri
Sizler Filistin'den dünyanın bir yerinden
Ve birgün birleşecek ellerimiz.
Rukiye Koşal/Ankara
Şiiriniz serbest şiirin vasat çizgisinde. Biraz daha ses, şekil ve mânâ örgüsüne önem vererek bunu bize göndereceğiniz şiirlere yansıtın. Sevgi ve selamlar...
DUA SIRLARI
Eşini kaybedeli yıllar oluyordu. Çocuklarına hem ana hem baba olmak zorundaydı. Onların temizliğini yapıyor, çamaşırlarım yıkıyor, yemeklerini pişiriyordu. Aynı zamanda geçimlerini de temin etmek mecburiyetindeydi. Başkasına el açamazdı. Hatta elinden geldiği kadar fakirlere yardım etmeyi çok severdi. Aldığı mahsulden bir kısmını da köyün fakirlerine dağıtır karşılığını ahirete bırakırdı. Varı yoğu tarlasıyla bir ineğiydi. Tarlasına buğday ekiyor mahsulüyle kışlık yiyeceklerini çıkarıyor, kalanını da satarak diğer ihtiyaçları için kullanıyordu.
Yaz geçmiş, sonbahara girilmek üzereydi. Buğday başakları olgunlaşmış biçilmeyi bekliyordu. Allah'a tevekkül etmişti, neticesini de Cenab-ı Mevlâ vermişti. Sabah namazını kılıp tarlaya gitti, akşama kadar çalıştılar. Çok yorulmuştu. Dünyada iyi de kötü de çoktu. Biçilen buğdayları henüz eve taşıyamadığı için tarlada beklemek mecburiyetindeydi.
Ayetel Kürsi'yi ihlasla okuyup buğdaylarını ve kendisini Hak Teala'ya teslim etti. Gece rahat uyumuştu. Sabah namazı için kalktığında köyün fakiri olan bir adamı sırtındaki torbayla büyük bir şaşkınlık ve korku içinde bir o tarafa bir bu tarafa dönüyor bir halde buldu. O da adamın bu haline şaşırdı ve merakını gidermek için adama bu halinin sebebini sordu. Adam gece gördüklerinin korkusu ve suçüstü yakalanmanın da verdiği telâşla: "Çocuklar evde aç, yiyecek birşey yok. Biraz buğday alayım dedim. Buğdayı torbaya doldurdum, sırtıma alıp gidecekken hangi tarafa döndüysem karşımda bir duvar gördüm ve gördüğün gibi sabaha kadar çıkamadım" diye cevap verdi.
Nur Hatipli/Malatya