Sızıntı Arşivi

Haziran 1994 · s. 42 · 6 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

haz94

Hazırlayan

Mehmet Erdoğan

TÜRKE AĞIT

Boyun büküp el açar,

Gözü yaşlı dalgalar,

Dualar damla damla,

Semalara savrulur,

Binlerce mahzun bakış,

Bir feryatla vurulur.

Kabristanda hıçkırık,

Tutuşmuş kar içinde,

Kan damlası karanfil.

Anaların sancısı,

Tırmanır azar azar,

Yüreği şiirimde,

Bir ağıt oldu Hazar.

Matem değil intikam,

Damarlarımda akan,

Silahlarda gözyaşı,

Tomurcuklar târ u mâr,

Pençelenmiş yüzlerde,

Salyaların izi var.

Bu gün sade sen varsın,

Sür mavzere imânı,

Islanmasın yanağın,

Gönlüme yaş düşmesin.

Bu hasret candan öte,

Bir de yas ilişmesin.

M. Emin Dikbaz/İzmir

İfadeleriniz tatlı su berraklığında. Fakat duygularınız kanlı gözyaşlarınız gibi bulanık. Güneşin batışıyla yas tutan ufuklar gibi. Bulanık olmayan gönül mü kaldı. Duyarlı olup da ızdırapsız kalp mi var. Şiirinizde "Sür mavzere imâm" mısraı en çok beğendiğimiz kısım. Kâfiye örgünüz güzel. Rasih duygularınız, kalbin ayaklarıyla hayal ve düşünce örgüsü realiteye sağlam basıyor... Sözleriniz güven veriyor. Bizi de gerilime sevketti. Selamlar...

İŞİTİLMEYEN FERYAT

Semâların ötesinden feryatlar yükseliyor.. Alışılmış!.. Ayyuka çıkıyor âh- u figânlar, inlemeler... Hep aynı!.. Tanıyorum bu sesleri... Bunlar, vicdanımın derinliklerinde sık sık kendini hatırlatan sızılardandır... Bunlar tarihimin, dindaşımın, soydaşımın, kardeşimin "neredesin?" çığlığıyla beraber beynimize indirdiği tokmağın yardım nidası!... Bunlar mazlumların âhı...

Yakıyorsun ciğerimi Bosnalım... Azerim, Filistinlim, yanardağların yakmasına eş. Kan ağlatıyorsun içimi... Gülünün hasretiyle yaşayan, sesini işitip de kavuşamayan bülbülün hâline eş.

Biliyorum Bosnalım, biliyorum. Güven, cesaret kaynağınızdık biz. Nemli gözlerinizle yad ettiğiniz Osmanlı'nın kılıç şakırtılarıydık kulaklarınızda, İslâm sevdasıyla çarpan yürekler idik sinelerinizde..

Kabuğuna çekilen salyangoz misali bu hâlimizi, bu gafilliğimizi bir an dâhi tahayyül edemeyeceğiniz kadar yüce idik gönüllerinizde... Sınırsız bir itimâdınız vardı. Çünkü yüzyıllar Öncesindeki efsane solukların birer nebzesiydik hüsn-ü zannınızda.

Biliyorum, şimdiki düşüncelerinizi de biliyorum. Haklısın kardeşim, ne desen, ne düşünsen haklısın. Birşey söylemeye dilim varmıyor, sükût ediyorum. Çünkü biz Osmanlı'yı kavrayamadık, İslâm'ı, Hakk'ı, adaleti anlayamadık. Ve siz böylece zalimin elinde mazlum oldunuz.

"Havadaki buluttan nem kapıyor diyorlar. Ona rûhum feda olsun. Ya yağmur altında ıslanmayanlara ne demeli?"

Şimdi söyle Bosnalım; Sen bizim körlüğümüze, gafilliğimize mi ağlayacaksın, yoksa bizler, senin Sırp zulmü altında çektiğin işkencelere, maruz kaldığın esarete mi ağlayacağız?

Sabiha Gürlevik/Sivas

MÜCAHİDİM GELİYORUM

Artık güneş doğmuş şimdi yükselişe geçiyor

Kalpler dirilişe geçmiş, solmuş güller açıyor.

Naim Öztürk/İstanbul

Şiirinizin en vurucu kısmını köşemize aldık. Notunuzdaki "Allah rızası için bu şiir çıksın" sözünüz bize biraz Peygamberimiz (sav) ile Ebû Bekir (ra) arasındaki şu hâdiseyi hatırlattı.

Peygamberimiz bir gün gördüğü rüyayı sahabilere anlatırken Ebu Bekir(ra): "Allah rızası için bunu ben tâbir edeyim" deyince. "Allah'ın ismini vererek benden bir şey isteme" demiştir. Biz sizin şiirlerinizi yayınlamaktan dâimâ mutluluk duyuyoruz. Fakat derginin en güzele ermesi için en güzel şiirleri yayınlamayı uygun görüyoruz. Bunu da Hakk'ın rızasını gözettiğimiz için yapıyoruz. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

ŞAİRİN ÖLÜMÜ

Götürme yağmurlarla gözyaşlarımı baygın,

Sanmaki yüreğim susar efendim.

Bırakma sevdamı buluta kırgın,

Şâirler bulutu sever efendim.

Bölme efsun akşamlarımı hıçkırıklarla,

Bir zerre sevince değer efendim.

Yıldızlar kaybolsa gözümden ırak,

Şâirler yıldızla kayar efendim.

Boğma nergis rüyalarımı şebnem altında,

Nice gamze taşı böler efendim.

Şekiller çözülür önümde heyhat,

Şâirler eşkali gözler efendim.

Bozma yasemin, karanfil yumağı bahçemi,

Rayiha dağları tutar efendim.

Bilmezdim gülleri, diken evvelce,

Şâirler gülleri sarar efendim.

Götürme yağmurlarla gözyaşlarımı baygın,

Zannetme bu pınar kurur efendim.

Salıver ilhamı azdıkça azsın.

Şairler ilhamsız ölür efedim.

Refik Albayrak

Şiiriniz içli bir terennüm, yürekten gelen lâhûtî bir ses gibi. Şâiri kendinize has bir uslûpla tablolaştırmışsınız. Şiirinizde güzel imajlarınızdan birkaçı: "nergis rüyalar... yasemin, karanfil yumağı, yıldızla kaymak gibi..." Sizden güzide imajlarınızla nakış nakış işlenmiş şiirler bekliyoruz, Selam ve sevgiler.

DİKENSİZ GÜL

O, ufuk insan...

Yüce Yaratıcı'nın uçsuz bucaksız rahmet ummanında Kaptan-ı Derya...

"Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım!" hitabının makes bulduğu sonsuz nur...

Ubudiyet sırrının arz-ı endâm ettiği iftihar tablosu.

Davası uğrunda, mübarek yüzüne isabet eden talihsiz tükrüklerin kem talihli sahipleri için, "Allahım! Sen kavmimi affet. Onlar bilmiyorlar." diyecek kadar müsamaha abidesi...

Aynı zamanda üzerine aldığı tebliğ vazifesini tutup omuzlama uğrunda her türlü eziyete katlanacak kadar mesuliyetle dopdolu...

Nebiler dâhil herkesin kendi derdiyle kıvrandığı o mahşerî gün ve kalabalıkta -kendisi değil- ümmetini düşünecek olan tek kişi ve yegâne peygamber...

Ve o, Ahmed-i Mahmud-u Muhammed (sav) dir Efendim.

A. Hilmi Başbağ/İzmir

KALDIRIMLAR

Sessizce gezdiğim kaldırımlarda,

Geliyor arkamdan bir ayak sesi.

Rûhumu kemiren tok adımlarda.

Boğuk bir hırıltı, ölüm nefesi...

Camlara çizmekte ışığı ayın,

Karanlıkta solan, bir dev hayalet!

Yolumun üstünde binlerce mayın

Adım başı işlenen azgın cinayet!

Korku bende artık taşınmaz bir yük,

Beynimi kemiren şey, nokta nokta.

Görünen hakikat, ümitten büyük!

Artık geçit vermez bu dar sokakta!...

Ve bir el uzandı enseme birden,

Gözümün önünden silindi dünya.

Hani, ölecektim ecel gelmeden.

Sonsuzluğa giden yolda, hani ya?

Ahmet Taş/Trabzon

N. Fazıl Kısakürek'in şiirine yazmış olduğunuz nazire güzel. Yer yer keskin çizgileri olan net düşüncenin yansıması olmuş mısralarınız. Fakat "Önümde uzayan sokağı sayın" mısrası biraz dolgu gibi geldi bize. Sokak bir tane olduğu hâlde onu nasıl sayacağız anlamadık. Bu mısralarınızı şöyle yazabilirdiniz "Yolumun üstünde binlerce mayın. Adım başı işlenen azgın cinayet." Sizden hiçbir zaman kafiye kaygısı ile sâfiyeden, mânâdan taviz vermeyen güzide şiirler bekliyoruz.

KIRIK GÖNÜL

Kalbimi kırdın!

Hâlden anlamaz mısın?

Üzüntümü bilmiyorsun.

Sen nasıl dostsun?..

Bir bayram sabahı ağladım gülerken herkes. Neyi kutluyoruz bilmiyorum. Eğlenilecek bir şey varsa niçin ben göremiyorum? Nice gülenlere baktım; ağlıyorlardı İçten içe aslında. Fakat niçin güldüklerini bilmiyorlar onlar da? Nasıl hâldir bu böyle?! ... Kimse neyi niçin yapıyor, şuurunda değil. İç başka, dış başka... Bense bambaşka...

En kalabalık, en gürültülü yerlerde bile sessizim. Herkes herkesle birlikte... lâkin ben hep yalnızım. O'nsuz olmak çok acı! Ama O benim içimde. Peki ben niye gülüyorum?

Dostsuz dünya, zaman kadar tatsız, günah kadar sıkıcı ve cehennem gibi ürpertici... Öyleyse... Dostlar niçin satılır menfaat pazarlarında?... Niçin vefasızlardan dert yanar herkes? Cevabını sadıklara bırakıyorum.

Bir gönlü mü kırdın; ağlamalısın. Özür dilemesini bilmiyorsan senden dost olmaz. Temellük yapamıyorsan sımsıcak olamazsın. Daha çok... daha çok sevmenin ve sevilmenin yollarını ara. Ve gözyaşının bu yolun vazgeçilmez azığı olduğunu unutma!...

Yüze söyle; acı söyle... bıktırmadan, lâkin hiç söyleme arkadan. Tamir değil, tahrip etmektir bu seninkisi. İyiliklerinle göster, lafınla değil, iyi niyetini.

Tebessümlere aşık olmak sarhoş etti beni. Vefasızım ama hâinliğin düşmanıyım. Ağla biraz, gülmeden bıktım, usandım. Sen gülersin, benimse ciğerlerim yanıyor. 'Hasta mısınız?' dedi birisi. Hiç 'iyi' olduğumu söyledim mi? 'Çok dolusunuz bugün! ... ' -"Evet, yağmur yağacak, o yüzden olsa gerek! Hasta değil, üzgünüm. Bir dost kaybettim bugün."

Günah işlemek bir hata ise, hatadan af dilememek de en büyük bir günahtır. Acıyorum kendime.. ve sana.

Hep gül koklamak iştiyakındasın; bir gül olup sen niye kokmuyorsun? İncittiğin gönlü Rasûlullah (sav)'ın çok sevdiğini biliyor musun? Bilseydin ödün kopardı dokunmaktan. Lâkin...

Barışmak ve gönül almak için bayramları bekleme. Üç aylara girmeden, Kandillere eremeden ve Ramazanı tutamadan ölebilirsin. Çetin görülür yoksa hesap mahşerde.

Niçin bu kadar resmiyet? Perdeler... Perdeler... Kendini kabul ettirmek için mi? Hillet hani? Zinhar! Rakik gönülleri kırmayasın. İhlasla mayalanmış, sevgi cidiyeti nerede? Bir de onu denesene? Bak o zaman yerdekiler de kabul edecektir seni, göktekiler de...

Allah(cc) sevdiği kuluna 'sevgisini' lutfeder ve sevgisine göre ikram eder. Dostuna düşmanlık edeni imhâl eder, ihmâl etmez. Bir de yakaladı mı artık iflah etmez. Önce onun kalbini kurutur. Ve...

Kırıp geçirmekten sakınmayan insanın yıkılışı ne hazin olur! Keşke... Bir söz söylesem ki tüm dargınlıklar tuz - buz olsa... Şöyle bir ağlasam ki bütün kinler nefretler yunup paklansa. Ah! bir tutsam ki hiçbir şeytan ayıramasa. Ama bir realitedir katlanmak, bu acı hakîkata.

Hâlden anlamayanlarla birliktelik yok mu, azap ender azap sanki. Ne bakıştan bir mânâ, ne de sözden! .. Her şeyi anlık yanıp sönen heveslerinin keyfine takılmış. Hataları idraktaki nedâmet, hâli ve sözleri nerde? Ya da incelikler karşısında alabildiğince kaba ve kırıcı hâl ü kâl neyin nesi?! .. Anlamıyorum Allahım böyle insanların hâlini. Anlamıyorum. Muztar kaldım, kalbimi bildir Allahım.

Allahım! Sevdir bana kendini; sev beni. Sevdir beni sevdiklerine. Lutfet sevdiklerinin sevgisini. Ey kalbi kırık, gönlü incinmiş olanların yanında olan Rabbim! Artık istemiyorum vefasız dostları! N'olur beni de dostluğuna kabul eyle olmaz mı?

Musa Hop/Bursa

Yazınız bizi cidden duygulandırdı. Sanki herkesin içindeki hisleri ve yaşadığı kırgınlıkları dile getirmişsiniz makalenizde. Sizinle irtibat kurmamız için beldemize beklediğimizi bildirir selam ve sevgiler sunarız...