Sızıntı Arşivi

Mayıs 1994 · s. 42 · 7 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

may94

Hazırlayan

Mehmet Erdoğan

ATLAR

Şanlı tarih o sırtlarda yücelmiş

Yağız atlar, beyaz atlar, al atlar

Küfür yüklü sineleri hep delmiş

Onlar ile cennet olmuş serhatlar

Ovamız da, obamız da onlarmış

Tarlamız da, bahçemiz de onlarmış

Onlarsız bir cihan ne kadar darmış

Kapanmış kaderler, kapanmış bahtlar

Nerede şahlanan yağız at nerde

Hicranı dert kattı özdeki derde

Ufukta mâtem var hep perde perde

Kalmadı ne taclar, ne altın tahtlar

Süvarisi gitti diye mi üzgün

Niçin kederlidir ah niçin süzgün

Belki de bizlere öfkeli, kızgın

Dudakta tevhid yok, silinmiş na'tlar.

Ben de onun gibi beklerim ufku

İçimde süvarim en büyük tutku

Unuttum sözleri unuttum nutku

Yüreğimde o sessiz serenatlar..

Ahmet YEŞİL/Kayseri

Şiiriniz, bir at tasviri üzerinde terkedilmiş kutsi değerleri anlatma yönüyle çok güzel. Bugünün insanı buna nostalji diye gülüp geçse de birgün tarihin derinliklerinden gelen gür seda bugünün sazı ve sözünde bestesini bulacak ve o gün atlar süvarisini bulmuş olacaktır.

Selam ve sevgiler...

HİCRET

Aklım, kalbim bu diyardan gitme hususun-da hemfikirler. Gideceğim. Nebi, hicret edeliden beri ben, hicrete sevdalıyım ve ben muhacirlere meftunum.

Hicret... Daha adını duyar duymaz bana Seniyyetü"l-Vedadan "tala'al bedru aleyna" nağmelerini işittiren kelime. Hicret hicran kokuyor ama, hicretin içinde devlet saklı. Hicret, ümit beşiği... Hicret, sabır... Hicret, Allah'ın beğenmediği, istemediği herşeyden kaçma, arınma... Ve hicret, yeniden doğuş...

Bana "gitme" diyorsunuz. Ama gitmem gerektiğini hissediyorum, düşünüyorum, kalmam için hangi sebepler var? Ya hicret etmem için... Hangi sebepler?

Gitmeliyim. Olmak için, kendimi bulmak için, kendimi bilmek için. Gideceğim için kimseyi suçlamayın. Kimseye kızgınlığım yok, kimseye kinim yok. Bize yapılanlar bizim hakettiklerimiz değil mi sanki? Hem bu derdi ben seviyorum.

"Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip"

Kılma derman kim helakim zehri dermanımdadır."

Dediği gibi Fuzuli'nin benim dermanım derdimdir. Bu derdimi gelecek nesillere duyurmak için, ömrümü bir sıfırın çerçevesinde gezmekle geçirmemek için gitmeliyim.

Bana "gitme" diyorsunuz. Kalmayı denedim. Kalarak, durarak neler kazanacağımı hesapladım. Kaldım da ne oldu sanki. Gönlüm her gün bir çığlık kopararak aklımın rahatını kaçırdı. Gözlerim kayıtsız.. beni dinlemez oldu. Ve ümit pınarım kurumaya yüz tuttu.

Bir zamanlar derdim ki; "Birgün eğer gözlerimde ümit şualarının ışıltısını görmezseniz, üzülmeyin. Zira ümit pırıltılarım o anda ecel şerbetine mütebessimdirler" Ya şimdi?

Yoksa, yoksa ölüyor muyum? Değiştim mi? Değiştiriyorlar mı? Değişmediysem neden aynı hissetmiyorum?

Yedi iklimi titreten fermanlarım vardı benim. Ramazanlarım, sahurlarım vardı. At üstünde, ama ot gibi olmayan zamanlarım. Şimdi zamanım, bilmem hangi hayal diyarında, bilmem hangi ümitsizlik diyarında yangına karıştı da çoktan uçtu gitti. Zamanın yangını beni de ot gibi kuruttu. Seher vakitlerim vardı benim. Güneş ışığıyla uyandırıldığımdan bu yana onları kaybettim. Seher vakitlerimi bulmalıyım.

Zamanımı, seher vakitlerimi bana versinler istiyorum. Gitmeliyim ve artık yürüyorum. Medine hasretindeyim. Medine'nin O Nebi kokan her taşına, her sokağına hasretim. Aslında ben O'nun, O Nebi'nin, O Habib'in hasretindeyim. Rasulullah Medine'de, ben Medine'ye hasret. Ben O'na hasret.

Gözümde uzamıyor değil yol, gözümde büyümüyor değil çöl. Ama Nebi hasreti daha büyük. Yaşadığım yerler kalbimden silinecek değil. Evim, bahçem gözümde tütmeyecek sanmayın.

O şahadet parmağı gibi göğe yükselmiş selvi, gurup vaktinde pencereme bakacak. Her gün okşadığım çiçeklerim, zikirlerini duymam için dallarını odama uzatacaklar. Ellerine şeker verdiğim çocuklar, "acaba nerdedir?" diye birbirlerine şaşkın şaşkın bakacaklar. Rüzgar, ezan sesini getirecek pencereme. Ama ben, ama ben olmayacağım.

Evim, bahçem, çiçeklerim, çocuklar geride kaldı.

Ve şimdi, şimdi koşmalıyım. Kaçırdığım zamanlarıma kavuşmam lazım....

Celude GÜL/Antakya

OKYANUSYA HAYALİ

sussa dilim

ve konuşsa kalbim

doğudan batıya

dürülse kelimeler

ruhlar coğrafyasına..

doğudan batıya

Rabbi ikilerin..

benim kalbim

doğudan batıya

Atlas Okyanusu

dolsa dağarcığıma..

ve ben kelime versem

kırmızı ve kara insana

Yunus'u, Mevlana'yı versem beyaza

beyaz maddeden kurtulsa..

ışığı sunsam siyaha

siyah ayağa kalksa...

insanlık rükûya erse..

ve sussa dilim

hiç konuşmasa..

C. Ensar SARPGÜL/Ankara

Şiiriniz modern şiir tarzına güzel bir örnek. Onun için mısra başlarını, bize gönderdiğiniz gibi küçük harfle başlattık. Bazı gençler hoşlanıyor bu tarz şiirlerden. Fazla sulanmamış ise tabiî bizler de seviyoruz.

"Atlas okyanusu dolsa dağarcığıma" mısraları N. Fazıl'ın şiirindeki zıtlıklar armonisini hatırlatıyor. Yeni Şiirlerinizi bekliyoruz. Sevgi ve selamlar.

NURLAR YAĞDI

Nurlar yağdı âleme sağnak sağnak

Dünyaya doğan güneşler içinde

Yer gök şahittir ki oydu en parlak

Bir çığır açtı insanlığa

Yolunu imanla donatarak

Son verdi zifiri karanlığa

Aydınlığa bir pencere açarak.

Sevgisine yelken açanlara

Deryalar damla olurdu

Gönülleri çıkıp arşlara

Nurdan bir yağmur olurdu.

RecipBİTİK

Şiiriniz güzel ama bitmemiş. Biz sizin hisli şiirlerinizden fakat tamamlanmış olanlarından köşemize bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

DÜMENSİZ GEMİ

Sağ elinde duran ölüm pusulası

Sol elinden sarkan gurbet sılası

Celal GEDİK/Elazığ

"Dümensiz Gemi" isimli şiirinizin en güzel bölümünü köşemize aldık. Beyitlerinizden de beğendiklerimiz oldu. Bilahare onları da yayınlayacağız. Size önce mısra, sonra dörtlük ve şiir çalışması yapmanızı tavsiye ediyoruz. Zira güzel mısraı yakalayamamış, mısradaki şiiri şiir yapan sesi ve âhengi, semantik olgunluğu bulamamış bir şair asla şiirde zirve ufku tutamaz... Yeni, güzide şiirlerinizi bekliyoruz... Sevgiler selamlar.

GİDİYOR

Fatihler Fatihi İkinci Mehmet

Beyaz at üstünde koşup gidiyor.

Siper etmiş ak göğsünü Bizans'a

Bir nehir misali taşıp gidiyor.

Hakk'a gönül vermiş davadan bıkmaz.

Mazlumu ellemez sefili yıkmaz

Cihada giderken ardına bakmaz

O tozlu yollara düşüp gidiyor

İbadetle geçerdi günü gecesi

Ona hayrandı genci kocası

Ak Şemseddin, Molla Hüsrev hocası

Mevla'nın aşkıyla pişip gidiyor.

Küheylanı koşup gelirdi kırdan

Bütün müminleri kurtardı dardan

Bir aslan misali kükredi birden.

Bahar seli gibi coşup gidiyor.

Erol BOYUNDURUK/K. Maraş

Şiiriniz destan türündeki şiirlere benziyor. Epik şiirlerin kasırgası, tufanı şiirinizin mısralarında kendini gösteriyor. Yazınıza bakılırsa şiir eğitimi almış değilsiniz. Fakat şiirin ruhunu yakalamışsınız. Sizin şiirinizi halktan şiir yazmak isteyip de cesaret edemeyenlere ithaf ediyoruz. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Sevgi ve selamlar.

İNANÇ VE İMAN

İnanç bir ihtiyaç, Allah'ın bahşettiği,

Yüce bir duygudur, gönüllere nakşettiği.

Değeri ölçüdedir, fiiliyata aksettiği.

Sevginin, şefkatin, aşkın kaynağıdır iman.

Mustafa DEMİRHAN/Nevşehir

Şiirinizin en fazla şiir olan bölümünü köşemize aldık. Diğer bölümler nesir cümleleriyle örülmüş. Şiirdeki ses, âhenk, armoni, muhteva asla nesre benzemez. O coşkunluk aşılayan duygu ve his çağlayanıdır. Sizden şiir ufkuna kanatlanmış güzide eserler bekliyoruz. Sevgi ve selamlar

TOMURCUK

Karlar erimiş, çiçek açmış badem

Gönül bahçeme hoşgeldin ilkbahar

Ve sevda çiçeğimde ilk tomurcuk

Her tomurcuk, bir çiçeği muştular.

T. H. Hüdayı UNALAN

'Tomurcuk" şiiriniz diğer şiirinize göre daha güçlü. Fakat muhteva zengin değil. Sizden semantik yapısı sağlam güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

İNANMAK VE YAŞAMAK

İnanmak... İnsanın kafasını karıştıran ve allak bullak eden tüm kavramları bertaraf etmek, şüphenin o amansız kıskacından kurtulup, sükun ve huzur dolu o beldeye sığınmak. Başıboş ve gayesizce sürüklenirken güvenli bir sığınağa ulaşmak. Bütün bilgilerin kaynağını, kendini Yaratan'ı bilmek. Nereden gelip nereye gittiğini, nasıl yokluğun karanlıklarından, varlığın sırrına ulaştığını düşünerek, gerçeğin atmosferine yaklaşmak.

İnanmak, ruhun gerçek ihtiyacıdır. Her dönemde insanoğlunun kafasını kurcalamış muammadır. Bu muamma mutlak insan aklına bırakılsaydı insan yine yüce Yaratıcı'yı bilirdi. Ama O, çözümü kolaylaştırmak için her türlü imkânı sunmuş ve her kolaylığı göstermiştir.

Gerçeği görmemekte ısrarlı gözler ve putlaştırdıkları nesnelerin arkasından yürüyenler ise, bir yerlere varamayarak karanlık anaforlara sürüklenmişlerdir.

İnanmak cesaret işidir. Çünkü, inanmakla açılan o aydınlık yoldan yürüyebilmek ve omuzlara yüklenen "o büyük mesûliyetin" altından kalkabilmek her babayiğidin harcı değildir. Kimilerini daha yolun başında tökezleten ve hiçliğin girdabına mahkum eden bu mesûliyetten kaçma duygusudur. İnsan kendi zannı içinde inkâra yeltenerek, mesuliyetlerinden kurtulabilme arayışı içine girmiştir. Ama bu yaklaşım, insana pahalıya mâlolmuş ve onu bunalımların kucağına itmekten başka hiçbir işe yaramamıştır.

İnanmak zor ve çetin bir göreve talip olmanın şuurunu da beraberinde getirmelidir. İnanmakla ilk adımı atan insan, inancını yaşamına tatbik etmek zorundadır. Bu şekilde gerçekliğini kanıtlamış olacaktır.

İnanan insan, hayatının her safhasını inancının doğrultusunda şekillendirmeye çalışacaktır. Bu çok zor veya güç şartlarda gerçekleşebilir. Buna rağmen inanmış kişi için tek alternatif inandığı değerlerin hayatına aktarılması olmalıdır.

İnançlı kişinin elde ettiği dinamizm, onu birçok güçlüklere karşı koyabilecek unsurlarla donatacaktır. Böylece o çevresinde belirginleşen kişiliğiyle inancının somut örneklerini yansıtma imkânı bulacaktır. Karşılaştığı meseleler ve çözümünde gösterdiği çabalar onun aktif kişiliğini geliştirecek ve kişiliğinin olgunlaşmasına katkıda bulunacaktır. O, çevresinin tesirinde kalan silik bir şahsiyet olmaktan çok çevresine tesir eden canlı bir atmosfer pozisyonuna bürünecektir.

İnancın insana yüklediği mesuliyeti kavramış kişi için günlük hayatın problemleri dert olmaktan çıkacak; sağlıklı bakış açısıyla en gerçekçi çözümleri bulacaktır. Çünkü o hayatının gayesini bilen ve hayatını en güzel şekilde yönlendiren konumda bulunacaktır.

Allah'ın kendisine bahşettiği nimetlerin şuurunda olarak inanmış insan mesuliyetinin idrakinde, hem dünyasını hem de ahiretini en iyi şekilde tanzim etme kaygıları taşıyacak ve davranışlarını bu duygularının tesiriyle ayarlayacaktır. Böylece hem kendi, hem çevresi için, en iyiyi, en güzeli ve en doğruyu yapabilmek başlıca hedefleri arasında yer alacaktır.

Orhan ILIPINAR/Zonguldak