Sızıntı Arşivi

Ekim 1993 · s. 42 · 7 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Ekim 1993 · s. 42 · 1135×1631 px tarama

SEVGİNİN KAYNAĞI

Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım

Sevdim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.

Yunus Emre

Sevgi, hissedilmekle beraber tarifi çok güç bir duygu. Duygularımız içinde en saf ve pak olan bu duygu, İlahi esintilere bağrını açanların dünyasında, basit bir duygu olmaktan çıkıp bütün insanlığı kuşatarak Hak erlerini, Mevlana ve Yunusları yetiştirmiştir. Aynı duygu ilahi esintilere kulak tıkayanlatın dünyasında ise tatminsizliklere yol açarak birçok psikolojik hastalıkların zuhuruna sebebiyet vermiştir.

Sevgi meselesini, İlahi mesajlar ışığında kavramaya çalışırsak, zerrattan seyyarata kadar herşeyle nüfuz ettiğini görürüz. Kâinatta diğer varlıklar da insan kadar olmasa hile, sevgiden nasiplerini almışlardır. Çevrede cereyan eden hadiselere baktığımızda, canlı cansız her hadise dünya ve kâinatın ortak hareketi doğrultusunda cereyan etmektedir. Bu ortak hareketlerde hiçbir uygunsuzluğa rastlanmamaktadır. Şuursuz olan bu varlıklar, Allah’ın (cc) bünyelerine derc ettiği muhabbet sayesinde, birbirinin eksikliğini tamamlamakta, biri diğerinin yardımına koşmaktadır. Evet bu sarmaş dolaş, birbiri içinde, hiç aksamadan, mükemmel bir tesanüd (dayanışma), teanuk (boyun boyuna) ve tecavüp (cevaplaşma)la devam eden mevcudatın hareketi, sebeplerle izaha çalışılsa bile, sonuçta bu cevap şeklinden başkasıyla izahı mümkün olmamaktadır. Şuursuz ve akılsız varlıkların bu uyumluluğu nasıl izah edilebilir ki?

Bir de bütün varlıklar kendi hizmetine verilen, akıl ve şuur sahibi insanın şahsında sevginin nasıl tecelli ettiğine bir göz atalım. Dünyanın ve bütün kâinatın bağrında mayalaşan bu sevgi, yaratılanların en şereflisi insanda asli hüviyetini kazanarak değişik bir boyuta girmektedir. Bu boyutuyla sevginin sonsuzluk buuduna yelken açtığını görmekteyiz, Bu hissi tatmin etmenin tek yolu da sonsuzluğa yönelmektir. Çünkü ebediyete, sonsuzluğa göre yaratılmış olan insan kalbi, ancak ve ancak sonsuza, yani cennete, cennetin de ötesinde cennette bir an tecelli edecek olan Allah’ in Cemali’ (cc) nin tecelli edeceği o ana yönelmekle tatmin olabilir. Aksi halde sevgi duygusu asıl mahbubu bulamayacak, sevdiği herşey, kendini terk edeceği veya ölümle onları terk edeceği için, bunları hakiki sevemeyecek ve tatmin olamayacaktır. İşte Yunus’un ve Yunus gibilerin sevgi anlayışı budur. Böylelikle kısalacaktır dünya hayatı.

“Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun” heyetinde görüldüğü üzere, değerini kaybetmiştir.

Ehl-i tasavvuf, cennet dahi olsa sonuçta bir karşılığı olduğu için bu sevgi anlayışıyla da yetinmemiştir. Sevgiden de kutsi bir yeri olan şefkat (merhamet) ufkuna ulaşmışlardır. Bu noktada şefkat bütün insanlığı kuşatmakta, insanlık için kendini feda etmektedir. Bu anlayışı ilk olarak hakikat güneşi Peygamber Efendimiz’in yakını olan Hz. Ebu Bekir’ de görmekteyiz. Hz. Ebu Bekir “Ya Rabb, Beni cehennemine koy ve vücudumu o kadar büyüt ki orada başka kimseye yer kalmasın,” demektedir. Bu anlayış daha sonraki asırlarda birçok temsilci bulmuş ve nice Hak erleri yetiştirmiştir.

Mustafa ASLIİPEK/Ankara

Sık sık ele alınan bir konuyu kaleme almışsınız.

Cümle yapınız güzel. Konuyu bir plan çerçevesinde sunmamanıza rağmen anlatımınız düzenli. Fakat misal yok yazınızda. Bir de biraz kapalılık hükmetmiş cümlelerinize. Biraz daha anlaşılır olmak şart günümüzde. Sizden yeni, orijinal, berrak bir iklimde işlenmiş yazılar bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

NUH TUFANI

Sancılı bir geceydi,

Söylenen bir heceydi,

Izdırap çemberinde,

Çehreler bilmeceydi.

Zaman durmaz geçiyor,

Bize hüküm biçiyor,

Kötüleri ayırıp,

İyileri seçiyor.

Ne yapacak bilemez,

Dertlerini silemez,

Elinden tutulmazsa,

Hak yoluna giremez.

Nefis tutmuş bir yandan,

O bahseder bu şandan.

Şan şerefle bitince,

Vazgeçer ten ü candan

Biz söylesek ne yarar,

Kader almış bir karar

Bu hayatta bitecek,

Nefse uymak hep zarar.

Karar baştan biçilir,

Aşk şarabın içilir,

Mihmandarın O ise,

Aşılmazlar geçilir.

Kutlular çemberinde,

Rehberi önlerinde,

Karanlıklar kaçıyor.

Nurlar var ellerinde.

Dünya cennet onlara,

Canan minnet onlara,

Bunlar. ‘O KUTSİLER’ dir,

Cevaptır soranlara.

Yaşar YEL/Kayseri

Şiirinizde M. Abdülfettah Şahin’in ve N. Fazıl’ın şiir tekniğinin izleri mevcut. Konuyu dağıtmadan örmüşsünüz şiirinizi. Fakat bazı yerlerde dolgu mısralar mevcut. 5. dörtlükte “Hayat ile Ona” kelimelerini “kader ve nefse” diye değiştirdik. Zira hayal karar alamaz. Zira bizim inancımıza göre kaderi Allah yazar. Hayır ve şer Allahtandır. Sizden üzerinde iyice düşünülmüş, törpülenecek yeri törpülenmiş, yontulacak yerleri yontulmuş şiir elmasları bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

ŞEHADET ŞERBETİ

Bir Cengin içinde buldum kendimi,

Söyledim içimden bunlar deli mi?

Meğer “Mute” cengiymiş besbelli.

Ya Rab ne iman! açtım ellerimi.

O ara bir kılıç indi başımdan,

Şehadet getirdim uçtum dünyadan.

Kapanmış gözlerim birden açıldı,

Eyvah dedim hepsi de rüya mıydi?

Yaşamamış da olsam anlıyorum,

Bugün için için ağlıyorum,

Neden şehadet bana böyle uzak.

Yüce Rabbim sana yalvarıyorum.

Mahmut SOSLİ/Erzurum

Şiiriniz teknik açıdan zayıf. Fakat his yüklü, heyecan yüklü. Sizden şiirdeki ses, ritim ve teknik çizgilere dikkat ederek nice güzel şiirler yazmanızı tavsiye ediyoruz. Selam ve sevgiler.

GÖZYAŞI

Bir bakın gönüldeki hazin yaraya,

Kimse görmeden kanayıp durur,

Sessiz ve acı.

Elinden hiçbir şey gelmiyor artık,

Bu demde gözyaşını içine akıt.

Gözyaşı... Çok şeye ilaç,

Şimdi gözler sana da hasret ya

Herşey ne kadar acı.

Unutulmuş gözyaşı bile.

Kuru bir yolculuk sanki bu hayat,

Her yer karanlık her dem hicranlı.

Silkin ve kendine gel artık!

Gözyaşınla ter ver biraz, yıka ve parlat!

Ufukta bir ümit,

Sevinç gözyaşı.

Fatih ÇİLEKEŞ/Ankara

Şiiriniz gayet güzel. Yalnız konunun özünü içine almanıza rağmen “gözyaşı” kelimesi fazla kullanılmış şiirde. Belki de onu dengeleyecek “sevinç” kelimesi az kullanılmış. Her ne ise şiiri kesmemenizi tavsiye ediyoruz size. Fakat şiirlerinizi yazdıktan sonra bir gözden geçirmenizi hatta birkaç arkadaşınıza okumanızı, tenkitlerini almanızı tavsiye ediyoruz. Zira tenkit oklarıyla al kana bulanmayan şiirler mana güneşini doğuran şafaklardan değildir. Sizden daha güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

SANCAKLAR DÜŞMEYECEK

Böyle gitmez, sürmez artık bu zulüm,

Gözü yaşlı kalmamalı, bu zavallı yetimin,

Ben Türk’ üm. Hani nerede adaletim?

Bir asra sesleniyorum, duyulsun sesim!

Hala uyuyorsun, gençliğim uyan!

Yaşlı gözlerle, sana sesleniyor atan,

“Benim neslim bu olamaz” diyor, dinle!

Sen Fatih’ in torunusun, haykır gür sesinle.

Korkmuyorum kimseden, çünkü cesurum,

Bir gün önümde bütün dünya eğilecek,

Bu tarihin parçası, olduğum için gururluyum.

Söz verdik Allah’a sancaklar düşmeyecek.

Sema BİLLİK/SungurIu

Şiirinizde coşkunluk, his, heyecan çağlayanı var. Kafiye örgüsü tam olmamasına rağmen iç ahenk bu eksikliği tamamlıyor. Sizden, cesaretinizin asla kırılmaması için Nene Hatunların, Sümeyra, Nesibe Hatunlarm hayatlarını okumanızı tavsiye sadedinde, yüreğinizdeki milli duygularımızı tebrik eder, bu duygunuzu yansıtan şiirlerinizi beklediğimizi bildirir, selam ve sevgiler sunarız.

NEFSİNLE SAVAŞ

Aynadaki hüzünlü bakış,

içime işliyor nakış nakış.

Hacer YILDIRIM/İstanbul

Şiirinizin ilk iki mısrası güzel. Diğer mısralarda kafiye kaygısı ağır basmış ve şiir de rayından çıkmış tabii. Size serbest şiiri tavsiye edebiliriz. Fakat önce kafiye kaygısına düşmeden güzel mısralar oluşturmaya bakın. Beyit veya dörtlükler şeklinde kısa şiirler yazın. Sonra mısra hâkimiyetine ulaşınca uzun şiirler yazmaya başlarsınız. İsterseniz sonra serbest şiirler de denersiniz. Selam ve sevgiler.

YAVRUM

Bu gece yine çok hüzünlüyüm. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Yavrum, yüreğim dayanamadı. Niye mi?

Bir an senin öksüz kaldığını düşündüm. Sonra o dudağının büküldüğü, gözünün yaşardığı anlar aklıma geldi. Buna yürek mi dayanır. Başladım ağlamaya. Senin; “anne” dediğini, “baba” dediğini ve bulamadığını ve bir an için hiç bulamayacağını düşündüm. O yüzündeki burkuntuyu yine hayal ettim. Hiç dayanılacak gibi değildi. O bakışların, o ağlayışın. Hangi ana, hangi baba o bakışlara dayanabilir?

Birden aklıma Azerbaycan geldi, Orada anası, babası şehit düşmüş yavrular aklıma geldi. Onların ana deyip, baba deyip sızlandıklarını kalbimde hissettim, dayanamadım. O yavrucuklar anne ve babalarını bir daha göremeyecekti. Ben ise senin hayalen dahi öksüz kalışına dayanamamıştım. Şimdi o yavrular ne ızdıraplar çekiyorlar. Onların hallerine hangi yürek dayanır. O dudak büküp, gözlerinden yaşlar akan ana-baba arayan yavruların halini görüp de sızlamayan, inlemeyen yürek olur mu? Demek ki oluyor. O caniler onları öksüz bırakıyor. Bazı hissizler, halden anlamayanlar da o manzaralar karşısında sesini çıkarmıyor, sükût ediyor, rıza gösteriyor.

Ey Rabbim! O öksüz kalan boynu bükük yavruların yüzü suyu hürmetine bu canilere fırsat verme. Sen affedicisin, mağfiret edicisin. Sen Rabb-i Rahimimsin. Bu manzaralar karşısında kılı dahi kıpırdamayan biz, hissiz, kalbi karı insanlara da basiret ihsan eyle, amin.

Uğur TOKER/Manisa

Izdırabınızı güzel bir üslupla dile getirmişsiniz. Fakat tam olgunluğa ermemiş makaleniz. Daha doğrusu tam doyurucu değil. Fakat biz size (çığlık şöyle atılır, gözyaşı şöyle dökülür) şeklinde ağlamanın tarifini yapmak gibi bir tenkitte bulunmak istemiyoruz. Zira bazen ahenksiz bir cümle, kırık dökük bir mısra bile ihlâsla söylenmişse nice kasidelerden, destanlardan, makalelerden, denemelerden üstündür. Sizi içli duygularınızdan ve samimi sözlerinizden dolayı tebrik ediyoruz. Yeni yazılarınızı bekliyoruz. Selam ve Sevgiler.

SON KEZ

Haydi şahlanın son kez yağız atlar!

Dursun zaman, dönsün tersine devran.

Haydi uyanın, uyuyan serhatlar!

Şafaklar sökmüyor gelmeden canan,

Artık karanlığın son demindeyiz

Bu sonuncu bahar gelmeden hazan

Yedi kat gökteler, biz zemindeyiz.

O mertebeyi durma sen de kazan.

Ne güneşlere uyandın rüyadan

Ay uyurken şafaksız gecelerde

Sensin aşk üstüne türküler yakan

Sensin O’nu bulacak hecelerde.

Mavi akşamdan yıldızlara doğru,

Geçebilene köprüdür uzanan,

Mor sehere ve son sefere doğru

Koştur akıncı gibi hiç durmadan,

Hey! Anadolu. Şanlı ata yurdu

Bu talih kuşudur başına konan

Belli ki peygamberindir bu ordu

Sensin gencim halkayı tamamlayan.

Vedat BİLGİÇ/Kayseri

Şiiriniz güzel. Fakat bazı yerlerde yer yer tutukluk var. Geçişlerde akıcılık tam sağlanmamış. Sanki her mısra yeniden başlamış konuyu örmeye. Halbuki mısralar bu temayı ören nakış telleridir. Ve birbirine bağlanarak devam eder mazi dokusu. Biz istersek bu ölçüye göre şiiri tek bir cümle gibi okuyabilmeliyiz. Akıcılık, ritim, ses şiirin can damarı. Sizin bu ufukta kanat çırpacak mısra turnalarına gönül dünyanız müsait. İlhamınız coşkun. Aynen Akıncı Türküsü’ndeki coşkun sel gibi söyleyişe, sizde gayret ederseniz ulaşabilirsiniz. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Selam ve sevgiler.