Sızıntı Arşivi

Eylül 1993 · s. 42 · 9 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

HİS VEDÜŞÜNCE UFKU

Mehmet Erdoğan

DUVARDAKI SIR
Üzüm bağını dolaşıyordu. Yetiştirdiği üzümler asma dallarında birer mücevher parçası gibi parıldıyordu. El ayası asma yapraklarının arasından süzülüp yere ulaşan güneş ışığı, yerde gölge ışık örgüsü motifler oluşturuyordu.
Adam, asmalardan sarkan iri iri salkımlara baktı ve: “Bu sene mahsul bol olacak” diye geçirdi içinden. Fakat bazı hayvanlar üzümlere musallat olmuşlardı. Tek üzüntüsü buydu adamın. 0, bu hususta pek hassaslaşmıştı. Bir kelebek, bir arı dahi konsa üzüm salkımına hemen, içinden bir cimrilik ürpertisi geçirirdi. Haşaratları, böcekleri kendi tarlasını sömüren birer düşman olarak görmeye başlamıştı. Bir gün yine bağını dolaşırken bir asmanın gölgesinde bir kaplumbağa gördü. Tüyleri diken diken oldu. Hemen onu alıp traktörün arka kasasına bıraktı. Sonra çalışan ameleleri teftiş etti. Onlara üzümleri yememeleri için sık sık ikazda bulunuyordu. Artık ameleler onun bu nakaratından bıkmışlardı. Arkasından: “amma cimri herif ha” diyorlardı. Adam kendi hakkında konuşulduğunun farkındaydı. Ama huyundan bir türlü vazgeçemiyordu. “Ne hınzırdır şu amele milleti” diyordu içinden. “Bir bıraksam bağdaki bütün üzümleri silip süpürürler alimallah”
Teftişi bitirince traktörüne bindi ve çiftlik evinin yolunu tuttu. Eve gelince oğullarının bahçe duvarı yapımıyla uğraştıklarını gördü. Oğullarının bazı işlerde kendisine yardım etmeleri onu ne kadar sevindiriyordu bir hilseniz. Selöm verdi ustalara ve eve girdi. Traktörünü harç yapılan yere yakın bırakmıştı. Traktörün arka kapağını açıp oradaki kürek ve mala gibi birkaç eşyayı alan ustalar kasadaki kaplumbağayı görmediler bile. Zaten bağ sahibi de unutmuştu kaplumbağayı. Yoksa yol kenarında bir yere bırakırdı onu. Niçin eve getirsin. Tabii olan işte bu farkedilmeyen, unutulan kaplumbağaya oldu. Arka kapağı açılan kasadan aşağı inmeye çalışan kaplumbağa ustaların duvarla meşgul oldukları bir anda yeni karılmış harcın içine düştü. Sonra kurtulmak için çırpındıkça battı. Biraz sonra harç içinde kayboldu. İşçiler teneke teneke taşıdıkları harca onu da doldurup ustaların yanına götürdüler. Ustalar da kaplumbağanın farkına varmadılar. Harcın tam karılmamış, top kalmış bir kısmı zannederek duvara döktüler. Sonra o kısmı bir taşla ördüler. Zavallı kaplumbağa bundan böyle duvarın bir parçasıydı artık.
Günler haftalar geçti. Günlerden bir gün bağ sahibi hastalandı. Felç indi vücuduna. hareket etmesi ne mümkün. Doktor doktor dolaştılar. Fakat çare yok. Tekerlekli iskemleye mahkum olan bağ sahibinin günleri artık evde geçmeye başladı. Böylelikle ameleler de biraz nefes almıştı. Onun hastalığını duyunca üzüldüler ama, cimriliğinden dolayı söylediği sözleri hatırladıklarında onun tarlaya uğramamasına sevinmişlerdi. Bağ sahibinin günleri sıkıntıyla geçiyordu. Oğulları ve karısı bağa amelelerin başına gidince o evde yapayalnız kalıyor ve buna çok içerliyordu. Traktöre binip o bağ senin bu bağ benim dolaşan bir adam için, böyle bomboş oturmak ne sıkıntılıydı bir düşünün..
Bir gün evde çok sıkıldığı bir anda tekerlekli iskemlesini bahçeye süren bağ sahibi, enteresan bir tabloyla karşılaştı. Bir kısım kuşlar ağızlarına aldıkları yemlerle bahçe duyarına doğru uçuyorlardı. Sonra oradaki bir kovuğa yemleri bırakıp tekrar geri dönüyorlardı. Hayretle bu tablonun birkaç kez tekrar edildiğini gören bağ sahibi, bu sırlı uçuşlar karşısında şaşırdı. 0 gün oğulları eve gelince bu olayı anlattı onlara. Oğulları da bu olay karşısında hayret ettiler. Fakat babaları duvardaki sırrı çok merak ediyordu. Bu sehepten oğullarına o gün işe gitmemelerini duvarın bu kısmını yıkmalarını söyledi. Oğulları hep beraber babalarının göstermiş olduğu kısmı yıktılar fakat taşlardan başka birşey yoktu ortada! Fakat bir ara taşlardan harca bulanmış bir tanesi hareket etti, Adam ve oğulları şaşırdılar. Bu kıpırdayan şeyin ne olduğuna dikkat ettiklerinde onun bir kaplumbağa olduğunu anladılar. Şaşkına dönmüşlerdi. Duvara yanlışlıkla taş diye yerleştirilmiş bu hayvanın kuşlar tarafından yedirilip içirilip beslenmesi de ayrı şaşkınlık veren bir hadiseydi.
Yalnız asıl hayretengiz hddise şimdi başlamaktaydı. İskemlesinde kaplumbağayı seyreden adam ona üzgün üzgün bakarken kendi yaptığı hatayı hatırladı. Aylar öncesi traktörün kasasına koyduğu kaplumbağanın o olduğuna inandı. Bu ise ona ayrı bir üzüntü kaynağı oldu. Çünkü bu olaya asıl sebeh kendisiydi.
Fakat hayret kaplumbağa biraz kıpırdadıktan sonra zaten kurumuş olan harçlardan kurtulup yavaş yavaş yürümeye başlamıştı. Adam ferahladı. Gözyaşlarını tutamadı ve sevincinden ağlamaya başladı. Bir taraftan da farkında olmadan ‘yürüyor, yürüyor” diyerek kaplumhağaya doğru adım ata ata gidiyordu. Oğulları bu felçli adamın ayağa kalkışı ve yürüyüşü karşısında hayrette kaldılar. Harçlardan kurtulmuş kaplumbağanın bağları çözüldükçe adamın da vücudundan felç zincirleri birer birer kopuyordu. Kaplumbağa ve adam kurtulmuşlardı.

His ve Düşünce Ufku

Bu hadise Menemen’de bir çiftçinin başından geçmiştir. Siz de buna benzer enteresan yaşanmış hadiseleri akıcı ve berrak bir uslupla kaleme alıp bize gönderirseniz köşemizde yayınlatmaktan kıvanç duyacağız.

YETİŞ

Nolur ey Sevgili yetiş imdada

Yetiş ve tut elimizden

Güneş ol da gel

Aydınlat gecemizi.

Semamızda parlayan

Bir yıldız ol

Eşsiz namenin ışığıyla

Mağaramızda bir kandil.

Dolunay gibi doğ üstümüze.

Kır paslı zincirleri

Ruhumuza takılan.

Vur şanlı kılıcınla

Kem talihimize.

Misk ü amber olsun dünyamız

Elindeki buhurdanınla.

Çiçeklendir

Bağ ve bahçelerimizi

Yeşillendir,

Çöllerimizi

Aklımıza fer, dizlerimize

Derman ol.

Dirilt bizleri tekrar

Şahlandır

Kıratını sür vadilerimize.

Meded resân ol.

Yetiş imdadımıza...

Mehmet GÜVEN/Zonguldak

Şiiriniz içli bir duygunun terennümü. Serbest tarza güzel bir örnek. Bir feryat bir inilti gizli her mısranızda. Bir bekleyiş alevinin işlediği hasret gergefı bizi çekiyor özlenen Zatın çizgisine. Size mısra yoğunluğunu elde etmeniz için fikir, his ve okumak ışığını bir odakta toplamanızı böylece temayı yoğurup şekillendirmenizi tavsiye ederiz.

“Doğ ruhuma beni hasretle yakma

Hak aşkına kulun yalnız bırakma”

mısralarındaki yakarış çizgisini panoramatik bir hedef olarak gösteriyor ve şiirinizin dudakları “gönül gözüm senin ile açılır” mısrasının eteklerine dokunduğu an bir ayrı şiir iksiri yudumlayacağınızı bildiğimizden size: “Kırık Mızrap” isimli şiirin hızır çeşmesini tavsiye ediyor, selamlar sunuyoruz.

EZAN

Demirci demirini dövüyordu

Kunduracı kundurasını övüyordu

Kısacası yeryüzünde hayat sürüyordu

Birden bir ses duyuldu.

Ki hayat aniden durdu.

Perdelerin açıldığı bir andı.

Bu ses hep bildiğimiz ezandı.

Hilmi TÜRE/Ankara

Ezan” isimli şiirinizi beğendik ve köşemize aldık. Hayatın akışı içinde birdenbire ezanla herşeyin durması güzel tablolaştırılmış şiirde. Yalnız; “Bu sesi yazan ne büyük ozandı” mısraı tam olmamış. Bir kere ses-yazılmaz, söz yazılır. Ayrıca bu sözü gönderen varlık Allah’tır ve O’na şair manasına gelen “ozan” denilmesi hatalıdır. Biz bu mısra’“Perdelerin açıldığı bir andı” diye değiştirdik. Yeni, üzerinde hassasiyetle durulmuş şiirler bekliyoruz sizden.

Selam ve sevgiler.

ŞÜKRETTİN Mİ?

Eksiksiz nimetler veren Mevla’ya

El açıp da bir gün şükür ettin mi?

Bir semaya bak bir de dünyaya

El açıp da bir gün şükür ettin mi?

Ağız ve dilin nedir hikmeti

Bilinmeli kalbin gözün kıymeti

Bunlar nedir hepsi Allah nimeti

El açıp da bir gün şükür ettin mi?

Baktın mı düşündün mü semayı

Yıldızları gezegeni ve ayı

Düzenli Yaratan Hak’tır dünyayı

El açıp da bir gün şükür ettin mi?

Her nimete şükür etmek gerekir.

Kâfirdeki bilmem nasıl yürektir.

Helal kazanç baldır börektir.

El açıp da bir gün şükür ettin mi?

Nilgün ÖKTEM/Gümüşhane

Tekke edebiyatı nazım türü olan İlahi tarzında yazmışsınız şiirinizi. Soru ile biten nice şiirler var bu tarzda. Sizi orijinalite yönüyle tebrik edemiyoruz. Söyleyişiniz ve konu pek klasik olmasına rağmen bu tarz şiirler modem şiir geleneği içinde boğulmaya terk edildiği için şiirinizi özellikle köşemize aldık. Sizden bu tarz şiirlerin nesli tükenmiş bir şiir türü olmadığını ispatlayacak güzellikte şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

SEVDİĞİM

Benim sevdiğim ne laledir ne sümbül

Ne şebboydur ne mimoza

Ne zambak ne erguvan

Ne nergistir ne yasemen

Ufkumda meltemi üfül üfüldür.

Benim sevdiğim ne kasımpatı

Ne gelincik ne papatya

Ne manolya ne de fulya

Ne menekşe ne karanfil

Bahar ufkumda tüldür

Benim sevdiğim “Gül” dür.

Ufuk EREN/Amasya

Şiiriniz bir büyük Zat’ın soy isminden mülhem kaleme alınmış. Bu tarz şiirler halk arasında söylenen mani türündeki şiirlere güzel bir örnek olabilir. Halk Edebiyatı’nda dörtlüklerle yazılan bu tarz şiirler sizde yeni bir şekilde ele alınmış. Ayrıca şiirinizdeki akıcılık, ses ögesi gayet dikkat çekici. Sizden daha nice, idealizm çerçevesinde örülmüş gergef nakışlı şiirler bekliyoruz.

Selam ve sevgiler.

ÖZLEM TRENİ

Dalıp sokaklar kadar derin bir uykuya

Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

Gurbet; bir asker ocağı gibidir. Her türlü insanı bulabilirsiniz orada. Askerler, öğrenciler, köylüler.., Herkes bir başka sebeple gider gurbete. Kimisi para, kimisi ilim kimisi de...

Bugüne kadar gurbeti hep suçladılar. Sanki ayrılıkların sebebiymiş gibi. Fakat hiç de öyle değildir. Tam tersine gurbet garip kuşa yuva, gurbetçiye de ana kucağıdır.

Gurbet öğretir insana, insan olmayı. Kimseye bağlı kalmaksızın yaşamayı. Belki de bir üvey anne gibidir; çetin ve sert. Fakat buna rağmen küsmemem gerekir ona. Çünkü, dünyada olmakla zaten gurbette değil miyiz?

Dünyada gurbet diye bir kavramın varlığına inanmıyorum. Ve inananlara soruyorum;

“Gurbette, evinizi, annenizi, babanızı, belki başka özlüyorsunuz. Bu yüzden “gurbetteyim” diyorsunuz. Peki evinize harkınıza gittiğiniz zaman veya özlediğiniz şeye kavuştuğunuz zaman, tekrar başka şeylere özlem duymuyor musunuz?

İşte, bitmek tükenmek bilmeyen bu özlemler trenine binen insan için her yer gurbet. Ve biz; bu trene ömür diyoruz.

Geçici şeyler için gurbet için ise... Korkmayın, bir gün gelir kavuşursunuz.

Eğer, siz de benim gibi kendinizi, sonsuz bir gurbette zannediyorsanız, size çözümün. Fazıl’ın dörtlüğüyle anlatayım.

Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,

Alsa bu soğuk taşlar, alnımdaki ateşi,

Dalıp sokaklar kadar derin bir uykuya,

Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

M. Oğuz BAYRAKTAR/Erzurum

Yazınız ümitsizlik ile bitmiş. N. Fazıl’ın gurbet ile ilgili nice şiirleri var ümit kokan. Biz isterdik ki bu yazınız o ümit rayihalarıyla tütsülensin, süslensin. Anlatım tarzınız, kelime seçiminiz güzel. Sizden misallerle daha da müşahhaslaştırılmış güzide yazılar bekliyoruz.

Selamlar sevgiler.

YAKARIŞ

Dün sabah gördüm seni vakit ise pek erken

Ağır ağır adımlarla yine camiye giderken

Oturmuş bir köşeye, boynun bükük ve mahzun

Kalbimi yaraladı öyle üzgün duruşun.

Garip garip süzdün beni sitem dolu bakışla

Gerçek manada ise büyük bir yakarışla

Gözlerimden yaş olarak “tut” diyordun elimden

Söyle bana, anlar mısın sen benim halimden?

Osman KAÇAR/Elmalı

Şiiriniz belki telmih açısından zayıf. Fakat his yüklü. Tıpkı yağmaya hazır yağmur yüklü bulutlar gibi... Kafiye örgüsü de fena değil. Akıcı, berrak ve mesaj verici. Bir lise talebesi için ümit verici bir seviye. Sizden bu güzide şiirlerinizin devamını diler, sevgi ve selamlar sunarım.

ANNE

Gözlerin ne zaman buğulanacak Asla anlaşılmaz, bilinmez anne.

Yunus’un bestesi pesenk dilinde haşre dek silinmez anne.

Gönlüme saplanan o sevda okun Hiçbir kalkan ile çelinmez anne.

Seni bulmuş ise gönül yolcusu 0 yollardan geri gelinmez anne.

Seninle yekpare olmuşsa yürek Başka bir sayıya bölünmez anne.

Bir fani için can verilseydi Senden gayrisine ölünmez anne.

Sedat AKYOL/Kayseri

Bu hususta yazılmış birçok şiir var. Fakat sizin şiirinizi ayrı bir duygu ve düşünce motifi olarak gördük. Ustaca kaleme alınmış şiirinizde bilhassa kafiye ve redifler oldukça güçlü. Sizden his ve düşünce yüklü nice şiirler bekliyoruz.

Selam ve sevgiler.

İNANÇ DÜNYASI

Gün be gün artan bu dost çevresinde,

Beni ben olarak tanıyıp bilen var mı?

Bir gün bir dosta ihtiyaç duysam,

Dost diye derdimi dinleyen var mı?

Erol ULU/Hollanda

Şiirinizde ilk dörtlük güzel. Diğer dörtlüklerde şiir kesilmiş. Sadece söz var. Aslında biraz daha gayret etseydiniz son iki dörtlüğü de aynı mükemmellikte kaleme alabilirdiniz. Size şiir ikliminin sabır taşını çatlatan bir sebat ve sancı ile örüldüğünü bilmem söylemeye gerek var mı?

Güzide şiirlerinizi bekliyoruz.

Selam ve sevgiler.