Sızıntı Arşivi

Ağustos 1993 · s. 42 · 6 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

MAZİ HASRETİ

Sönmeyen bir ateştir içimde, geçmişe duyduğum hasret... Akıncı cedlerimin bir devri şen şakrak yaşadığı, Viyana’dan Yemen’e kadar büyük coşku içinde söylediği akıncı türkülerinin yanık nağmeleri yankılanır kulaklarımda, beynimde, hissi yatımda...

Ne de çok isterdim, o devrin aydınlatıcı ikliminin ılık esintileri içinde yaşamayı... Çıktığı gazadan, gazi olarak dönen bir yiğidin yanına bağdaş kurup meşe ağacının gölgesinde, o bitmek bilmeyen tatlı sohbetini dinlemeyi... Onunla birlikte uçsuz bucaksız güzellikler âlemine seferler yapmayı... Mesafeleri dar, taşlarla örülmüş sokaklara başlarını uzatmış ahşap evlerin önünde bilya oynayan çocukları seyreden, seyrederken de başını dayadığı duvardan, o tadı damağından silinmeyen cihadla geçmiş yıllarının hayalleri içinde kaybolan dedemin elinden tutarak sokak sonundaki camiye kadar götürmeyi... Ordunun, gittiği heryere, varlığımızın mührü olarak çil çil serptiği kubbelerin kalın duvarları altında, kadife sesli hocaların okuduğu ilahi nağmeleri, nur yüzlü, aksakallı güngörmüşlerle birlikte huşu içinde dinlemeyi... Kapıdan girince sanki başka âlemlerin içinde olduğu hissini veren o tarihi imkânsız maneviyat ve esrarengiz ama benliği okşayan güzel kokularla birlikte, her biri başka bir benlik parçası olan tahta işlemelerin arasından bir sarmaşık gibi duman duman insanı sararak arşın bilinmez ufuklarına götüren o havayı teneffüs etmeyi...

Sensiz her akşam, kızıllıkla uzayan sonsuzluk âlemine doğru başka başka tüllenir ufuklarında... Biliyorum, o günler artık geride kaldı. Esen rüzgârın tesiriyle o defterin sayfaları kapanarak tarihin malı oldu. Meşe ağacının gölgesinde dinlenen o şanlı akıncı da gitti bilinmez koylara... Günümüz hatibinin dediği gibi:

“Hazan ermiş, bütün bağlar bozulmuş.

Sararmış yapraklar, çiçekler solmuş

Yiğit ölmüş, küheylanı yorulmuş,

Ve eski günlerde savaşıp gitmiş.”

Senin için “söndü” denilen yerden, şimdi kıvılcımlar yükseliyor. Sen gelemezsin artık ama sen gelmesen de uzaklarda kalsan da ben sana geleceğim. Seni yaşatacağım yarınlarda, yarının ideallerinde... Bugün olmazsa, elbet “birgün”.

Son sözü yine günümüz hatibine bırakalım:

“Kıvılcım var, o ürperten sönüşten

Kıvılcımda mesajlar var dönüşten”

Ömer AKGÜNLÜ/Konya

Yazınızda bir hasreti dile getirmişsiniz. Sızıntı’nın bir başyazısından ilham alarak yazmış olduğunuz yazınızda herkesin az çok hissettiği ve bir nostalji havasıyla özlediği iklimi dile getirmişsiniz. İkinci paragrafın son cümlesi “kapıdan girince” diye başlayan cümle biraz uzun olmuş. Tabii böylece manası zor toplanıyor. Sizden daha güzide işlenmiş duygu ve düşünce yüklü yazılar bekliyoruz. Selamlar sevgiler.

NA ‘T

Perişan ruhumdan bir nâledir bu, Ağlayan gönlümden figânedir bu.

Yakarışım nice hasreti gizler, O meçhulden düşmüş bir danedir bu.

Zaman bizi eğdi büktü Ey Nebi, Bir ney iniltisi, kemanedir bu.

Elimizde güller solmaya yakın, Ne zaman vuslatın, son çaredir bu.

Aydın IŞIK/Samsun

Şiiriniz gayet içli duygularla yazılmış. Bir bekleyişin gözyaşlarıyla çizilmiş izi var her mısrada. Bu, bir feryadın, bir yakarışın alevden terennümü de olabilir. İşte en vurucu mısralarınız: “Yakarışım nice hasreti gizler, Bir ney iniltisi, kemanedir bu” Sizden bütünlüğünde inci misal mısralar ile nakışlı güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

VAR ELBET

Bir değirmen misali döner dünya

Bunu bir döndüren var elbet

Rüzgâr eser söner kandil

Bunu bir söndüren var elbet.

Güller açılır bahçenin yüzü güler

Sevincinden uçar bülbüller

Yaz gelir derelerin suyu diner

Bunu bir dindiren var elbet.

Alaaddin KÜÇÜK/Uşak

Şiirinizin ilk iki dörtlüğü diğer dörtlüklere nazaran daha başarılı. Şiiri bir ideal için kullanmak ve onu bir sırlı anahtar gibi meçhule açılan kapıları açmak için kullanmaya evet. Fakat bunu yaparken san’atın hakkını vermek şartıyla. Yoksa şiir bir nesir gibi kaba çizgileriyle ideali anlatma yanlışlığı değildir. Sizden kuyumcu hassasiyetiyle kaleme alınmış şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

MÜMİN VE KÂFİR

Gözümde aşk buğusu

Gökte mirac kuğusu.

Kâinattan derlenmiş

Yüreğimin duygusu.

Miracsız ve duygusuz,

Bütün varlıklar pusu.

Mümine cennet gibi

Bu hayatın sorgusu.

Kâfire bir cehennem

Daha ölüm korkusu.

Binbir çağrı tayfını,

Hiç de görmez doğrusu.

Her an ruhunu deler,

Fani zevkler burgusu.

Birgün elbette biter,

Uzun emel kurgusu.

Müminin kalbindeyse,

Eben ebed vurgusu

Ezmez öz çiçeğini,

Ruhta azab yungusu.

Bir ömür kalbe örer

Gerçek iman dokusu.

Yoktur Allah’tan başka

Hiç kimsenin korkusu.

Herşeyi kaybetse de

İman Cennet tapusu.

Elhasıl mümin özdür

Kâfir hayat tortusu.

Mümine aşk yaraşır

Kâfire veyl kâbusu.

Selahattin KlLIÇ -Amasya

Şiiriniz siyah ve beyaz iki kutbu tablo tablo gözönüne sermiş. Ahenk güzel. Kafiye örgüsü de öyle...

“Yungu” gibi kelimeler belki herkes tarafından anlaşılmayabilir. Onun için şiirde halkın

kullandığı orijinal kelimeleri yapıtaşı olarak kullanmak sanatkarın ustalığını gösteren bir husustur. Fakat yeni bir kelime kazandırma gayesiyle kullanılmışsa o başka. “Yungu taşı”nın toprak damların toprağını kabardığında yağmur geçmemesi için sertleştirmek gayesiyle onun üzerinde gezdirilen ağır mermer taş olarak tarif edip yeni şiirlerinizi beklediğimizi bildiriyor sevgi ve selamlar sunarız.

GELİN BAHÇELER

Bahçeler bahçeler serin bahçeler

Suları çayları derin bahçeler,

Bağrınızda güller derin bahçeler

Bahçeler bahçeler “gelin” bahçeler.

Boy atmış açılmış serazat güller

Başlarında öter şeyda bülbüller

Rüzgârında salınan mor sümbüller

Bahçeler bahçeler “gelin” bahçeler.

Bahçelerde bugün bir ürperiş var Kalbe benzer bir coşuş bir titreyiş var,

Baharın gelişini bir kutlayış var

Bahçeler bahçeler gülün bahçeler.

Baharın havası bu bahçelerde

Nağmeler zikirdir kuytu yerlerde

Akşamın yaktığı kor ateşlerde

Tutuşur dallarda alev bahçeler.

Lalesi, sümbülü, nergisi ayrı

Çiğdemi bülbülü kokusu ayrı

Şiir mi remz mi lutf-u Huda’dan

Bahçeler imanın ayrı bir hazzı.

M. ÜFTADE/İzmir

Şiiriniz gayet güzel. Yer yer oluşturduğunuz cinaslarla bu güzellik daha da parlaklaşıyor. “Bahçelerde bugün bir ürperiş var, Kalbe benzer bir coşuş bir ürperiş var” beyiti bize Kırık Mızrap’taki:

“Yolda ışık vardı, geçmişteki tatlı düşten

Düşler mesajlar sunuyordu öze dönüşten.”

beytini tedai ettirdi. Kutsi ufukları işaret eden kutsi parmaklar ne güzel. Size, bir armoni şeklinde ördüğünüz bu metafiziki bahçelere ötelerde de kavuşmanız dileğiyle.

Selam ve sevgiler.

YİNE AFFETMEK

Bağrına bir hançer vurulmuşsa, ümidine Sam rüzgârının yakıcı nefesi üflenmişse, selam. Selam sözlerine bir iblis kemendi geçirilmişse. Yüreğine kahredici bir yafta asılmışsa yalan simsarları tarafından. Yokluğu itilmek istenmişse ruhun, sis ve dumanla örülmüş yeis penceresinden. Huzurun acıya, tefekkürün sancıya, tebessümün bir alevli kora dönüşmüşse, yakıcı bir nefes değmişse duygu filizlerine, düşünce çiçeklerinin ipek-misal yapraklarına, sevgini öfkeye hoşgörünü kine çevirmek isteyenler olmuşsa sen yine leylaklar kadar beyaz gönül kadehinle ümidi, aşkı, affı, sevgiyi ve azmi yudumla...

Eğer bir siren sesi seni en derin hüzünlere atmışsa, kahpece yapılan ihanetler bağrına saplanan zehirli bir hançer gibi acı vermişse, zalime taş çıkartacak bir zulüm ağı geçirilmişse yüreğine, yüzüne gülüşüp ardından en menfur darbelere maruz kalmışsan, dost diye yanına gelenler ilk fırsatta sana adice oyunlar oynayıp yalnızlığın bağrına düşmene sebep olmuşsa, sen yine metafizik gerilimini yitirme; aşkın altın kanatlı kuşunu sal gönül göğüne. Dayan sevdan olsun. Hoşgörü ve sevgi burağın, azmin refrefin. Aftın ise miraç çizgisinde yükselişin...

Rahmi GÜL/Isparta

Makaleniz akıcı, berrak. Sözleriniz biraz sitemli olmuş ama hedefini bulmuş. Menfaat düşkünü, en basit şeyleri daha ganimet bilip dostluğa zıt düşen ihaneti şiar edinmiş kişiler yok değil hani toplumda. Allah bunları affetsin diyor sizden sitemsiz, kahırsız, ümit, aşk ve azim ibrişimiyle örülmüş denemeler bekliyoruz.

AŞK DİLENCİSİ

Sen denizler altında

Güneş görmemiş inci

Dünyamı ışıtırsın, parıltılar saçarak

Ben köşe başında, boynu bükük dilenci

Aşkını dilenirim avucumu açarak.

Ufuk ALKAN

Şiiriniz kısa fakat vurucu, etkileyici. Bir aşk dilencisi olma bizce dua ufkunun en münteha noktasıdır. Sizde bu ufka kanat çırpma gayreti var. “Doğ ruhuma beni hasretle yakma Dost aşkına beni yalnız bırakma” mısralarındaki duaya benziyor bu. Sizden daha uzun, doyurucu şiirler bekliyoruz.

Selam ve sevgiler.