Sızıntı Arşivi

Nisan 1993 · s. 42 · 9 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

HİS VE DÜŞÜNCE UFKU

Şiir, şairin bakış ve duyuşuna tesir eden inanç, kültür ve düşünce tarzlarına göre doğar ve şekillenir. Ne var ki, onu derinleştirip idrak üstü seviyeye ulaştıran tek kaynak, yalnız ilhamdır. İlhamla coşan bir gönülde zerre güneş, damla da derya olur.

Hazırlayan:

Mehmet Erdoğan

YAZMAK NEDİR?

Yazmak, duygu ve düşünceyi harf harf hece hece sayfalara nakşedebilmektir. Yaşamaktır yazmak Önce ne söylenecekse onu kişinin tatbik etmesi: Yazmak bir avcılıktır Gönül göğünde uçuşan fikir ve düşünce turnalarını, kekliklerini avlamaktır. O pratik fikir hareketi his ve düşünce aktivitesi gerektiren bir eylemdir.

Hızlı ve isabetli düşünmeyi gerektirir yazmak. Kalemin hareketi his ve heyecanların adımlarıyla doğru orantılı olmalıdır. Sevgi yazmanın ilk kıvılcımıdır Kaleme mürekkep, his ve heyecana, kıvılcım gerektir Bu kıvılcım ilhamlar sağanağından elde edilir; Durgun gönül; ölgün düşünce, duygusuz kalp, heyecansız gönül yazamaz. Yazsa da sayfalardaki her bir kelime tabuttaki bir ölü den farksızdır. Cümleler nefes alıp vermez. Paragrafların kanı çekilmiştir. Çünkü yazan kişinin ruh hali sayfaya yansımıştır. Başka ne beklenebilir böyle bir yazardan... Bir de yazma öncesinden bir tutukluk vardır insanda. Bir isteksizlik vardır. Buna aldanmamak gerekir; zira kalemin sayfaya değişi ve onun yüzeyinde gezinişi insanın ilhamlarına coşkunluk verebilir Bu sebepten “yazmaya ilk hamle, yani başlamak bitirmek demektir” diyor bazı düşünürler. İlk hamleyi ben, yumurtanın içindeki bir civcivin, gagasının ön ucuyla önündeki kabuk engelini kırıp geçip dış dünyaya çıkması şeklinde yorumluyorum. Biz burada, yazının teorik bilgisinden ziyade pratik bilgisini vermeye çalıştığımız için konuyu dağıtmak istemiyoruz.

Yazan insanın en menfur tuzağı gururdur diyebiliriz. ‘Amma da yazdım ha, ne güzel laflar ettim” gibi gurur işareti söz ve davranışlar samimiyetine ket vurur yazanın. Kelimeleri zincirler Cümleleri prangaya vurur. Kişi hissederken hissedemez olur Düşünürken düşünemez olur. Neden mi? Kibir oku ilham meleğini vurmuştur da ondan... İblis benlik mızrağını ilham kuşuna saplamıştır ve onu acımasızca katletmiştir de ondan. Fakat buna imkân tanıyan insanın kendisidir. Yol açmıştır nefsinin ruhu katline. His ve düşünce katliamına İmkân tanımıştır.

Yazmak için önce hisli bir yürek, yaş akıtan bir göz yumuşak bir gönül gerekir; “Taberi tefsirini yazmak için üç sene ağlayıp inlemiş sonra yazmaya başlamıştır Bir büyük âlim de şöyle diyor bu hususta: “Yazı yazmadan önce tevbe ve istiğfar etmek, gözyaşı dökmek gereklidir” Elbette öyledir. Çünkü yazmak bir ibadettir. Onu huşu içinde eda etmeli insan. Fakat başlangıçta ona hazır olmak için gözyaşlarıyla tevbeyle abdest almalı sonra başlamalı yazmaya. Tumturaklı olsa da bölük pörçük olsa da ihlâslı yazılmıştır böyle yazılar Belki şiir gibi değildir belki akıcılığı yoktur ama misk gibi bir koku taşır. Nergis gibi yasemen gibi bir koku. Samimiyetin ruba ferahlık veren rayihasıdır bu. Yazan insan önce inandığını yazacak kadar mert olmalı. İnanmadığını yazmak iki yüzlülüktür namertliktir Zaten çilesi çekilmemiş bir fikir sayfalara dökülse de çöp kokar pislik kokar; Arkadaş yaz! Yazabildiğin kadar yaz. Hissettiğin his ve duyguların yazarsan körelmez. Yazmak bir iç gerilimi meydana getirmek ruhu tembellikten kurtarmaktır Fakat inandığını yaz yaşadığını nakşet sayfalara. Yoksa yazdığın tomar tomar kâğıtlar paçavra gibi yüzüne savrulur birgün.

Her doğrunun eğriden, yalanın gerçekten ayrıldığı birgün; Huzur-u mahşerde...

His ve Düşünce Ufku

KUŞLAR

Sabahın sessizliğinden süzülüp gelen

Sığırcıkların, serçelerin sesi.

Fecirle uyan ip mahmur gözleri süzen

Taptaze ışıkların cümlesi,

Gül yaprağındaki çiğ kadar berrak, samimi

Kirpiklere dizilen damlaların neşesi.

Nurlu bakışlar bu damlalarla yıkanır;

Gönüllere nakşeder bu bakışların rengi

Bu muhabbet kalesini fedaisi tanır.

Ne halt eder rüzgâr, mevsim?

Uçurduğum kuşlar yapraklarda

Kuşlar neşem, kuşlar arkadaşım, kuşlar ümidim...

Kuşlar, kar olur ateşli aralıklarda

Kuşlar, akşamların garibi

Kuşlar, sabahların alışılmış zâkirleri.

Hasan SALTIK/ Afyon

Şiiriniz gayet sade bir dil ve akıcı bir üslupla kaleme alınmış. Rahat bir söyleyişiniz var. Fakat üzerinde fazla çalışılmamış. Bazı değişiklikler yapılması gerekiyorsa bunu ihmal etmemelisiniz. İnsan bazen şiir yazarken elde ettiği konsantrasyonu bulamam diye şiirin kelimelerinde ilham anının kudsiyeti var diye, daha sonra değiştirmek istemez. Fakat bu yanlış bir tutumdur. Eğer göze takılan, kulağı tırmalayan bir hata varsa onu değiştirmek de bir ilham kudsiyeti taşır. Sizden üzerinde titizlikle çalışılmış şiirler bekliyoruz.

YİNE BU GECE

Dertlerimle beraberdim, yine bu gece.

İçimi dışımı kavuran dertlerimle.

Sıktım dişimi, sadece ağladım gözlerimle.

Çalıyordu, acı acı Filistin’in türküsü.

Çıkıyordu fışkırırcasına adeta damlalar.

Gözler kan çanağı, aynı kalpler gibi.

Haykırıyordu içim, ah bir anlasalar.

Dertlen dertlenebildiğin kadar.

Zira ebedi mutluluktan payın

Ancak dertlenebildiğin kadar.

Ağla, bütün kardeşlerin için.

Ne farkı var, Filistin’in Afganistan’dan.

Ne farkı var, ateşe giden gençliğin.

Seni, beni ağlatan, ölüm hıçkırığından.

Şiirinizin bazı bölümlerini köşemize aldık. Bazı bölümleri ise şiirinizin büyülü sesini bozduğu için yayımlamadık. Bunlardan bazıları: “Civcivleri düşündüm, diyor ki, içim dışıma bağırırcasına, ağla onun için, bunun için” gibi söyleyişlerdir. Şiirde bir ferdi üslüp elde edinceye kadar insan bazı usta şairlerin şiirlerini iksir yudumlar gibi okumalı ve ruhuna sindirmelidir. Zira bir büyük mütefekkirin şu sözü oldukça manidardır. “Ustası olmayan çıraklar nadiren yükselirler.”

Bir de acelecilik sanatın ölümüdür. Aheste aheste ilerleyenlerdir ki, san’at dehasına basamak basamak yükselmenin fıtri yolunu bulmuşlardır. Size çok yazmaktan ziyade olgun ve muhtevası derin mısrayı yakalamayı öğütleriz. İnsan böyle bir cevheri bulduğu anda artık şiirlerini o maden ocağında devşirdiği altın elmas zerreleriyle motif motif işler durur. Fakat yine tekrar edelim bu ufuk aceleyle erilecek bir ufuk değildir. Bakınız ne diyor asrın şairi bir şiirinde:

“Sabırla pişen insan kemale erer inan

Acelecinin işi duman üstüne duman”

Sizden daha dikkatli şiir okuyup şiir yazma gayretiyle ele alınmış bahar yüklü şiirler bekliyoruz. Selamlar ve sevgiler.

YUNUS’A MEKTUP

Sıkıldım... Derdimi kime açayım?

Su değilem dalga dalga coşayım,

Kuş değilem enginleri aşayım,

Sır değilem yüreklerden taşayım.

Yoruldum,.. Belimi kime dayayayım?

Ağaç değilem toprağa yaslanayım,

Bulut değilem göklere asılayım,

Pınar değilem denizde can bulayım.

Lisan susmaz!... Kiminle dost olayım?

Gül değilem bülbüle dert yanayım

Berk değilem rüzgârla konuşayım,

Yol değilem dervişle hâllaşayım.

Semra BALCI/İstanbul

Şiirinizde bir cehd ve gayretin kıvılcımları az çok hissediliyor. Fakat bu kıvılcımlar şiir ocağını tam tutuşturmamış. Mesela “derdimi kime açayım” klasik bir söyleyiştir, orijinal değil. “Belimi kime dayayayım” tabirinin aslı “bel bağlamak” olduğu için şöyle olmalıydı: “Kime bel bağlayayım”

Diğer mısralarda da görüldüğü üzere şiirinizde deyimler fazlaca var. Bu ise şiirin diğer öğelerine nefes aldırmıyor. Aslında şiirde sıfat, sıfat tamlaması, deyim ve kelime gruplarına, isim tamlamasına yer verilir ama bu ifrat ve tefrit çizgilerini aşmadan olmalı. Veya orijinal bir tema ve onu ören orijinal deyim ve tamlamalarla olmalı. Bakınız aşağıya aldığımız örnek mısralarda şair nasıl uygulamış bunu

Arkadaşlar, arkadaşlar

Şevk mezhebi yoldur bize

İmana doymuş yoldaşlar

Dikenler hep güldür bize

Şükür gördük Hak yüzünü,

Bulduk özlerin özünü,

Minhac ettik her sözünü,

Beyanı bürhandır bize.

“Şevk mezhebi, yol olmak, imana doymak, dikenler gül olmak, Hak yüzü, özlerin özü, her sözü mihnaç etmek, beyanı bürhan olmak” deyim ve tamlamalarına dikkat edilirse çok, fakat orijinaldir. Kıvılcımlar, şiir ocağını tam tutuşturduğu için yadırganmıyor. Şiirin diğer öğelerini örtmüyor, gizlemiyor, boğmuyor. Billur zerreleriyle örülmüş bir tül ahengiyle sarıyor şiiri. Örselemiyor, yıpratmıyor..

Haydi şairim, size de yol açıktır. Gayret ve himmetinizi âli tutun. Asla yılmayın “Her kelime seçme, ahenk ve ritim bulma ve şiiri şiir yapan sesi yakalama yokuşunun idealini, ideal şiirle yansıtma düzü vardır.” Sizden yeni ve orijinal şiirler bekliyoruz.

ÜVEYKİN BAĞRINDAKİ HANÇER

Hafakan yalnızlığı süzülürken çökmüş

çehrelerden,

Bir sıcak gül beklenir, kış yudumlamış dost

bahçelerden.

Ateştir, yakıcı soğukta bir öksüzün gözyaşları,

Yakîn gurbetin kırık dizlerine iz iz dökülürken.

Ürperişler sırılsıklam.,. Issızlığın kollarında,

Çırpınır, kudsi sevgiler kıymık kıymık sökülürken.

Şafak tüllerinde muhabbet üveykleri sarmaş

dolaş,

Kor gecelere bürünmüş, sessiz hıçkırıklarıyla ben.

Yönsüz beklerim çaresizliğin acı sokaklarında,

Hüzün çizer yaralı sinem... Acep anlar mısın

halden

Musa HOP/Bursa

Şiiriniz güzel. His ve düşünce yüklü. Göz pınarlarından akan katrelerden derlemişsiniz adeta bu billur mısraları. Yalnız “Kıymık kıymık sökülmek” yerine ‘Kıymık kıymık yontulmak” deyimi herhalde daha iyi olurdu. O zaman da şiirinizin ilk iki beyitte tam oturmamış fakat 2. beyit ile 3. beyit arasında bir ahenk oluşturan kafiye sistemini bozacağımız için bu kelime grubuna dokunmadık. Sizden daha dikkatli ve üzerinde bir elmas işçisi dikkat ve itinasıyla durulmuş şiirler bekliyoruz.

BEKLENEN

Bir ince sızıyı saklarcasına,

Damla damla yaşta erir gibisin.

Dudakların şimdi suskun olsa da,

Nabzından gerçeği söyler gibisin.

Sahur gecesinde, niyazda eller,

Elin dolmasını bekle, çeyrek var.

Yıllar var ki, ufka asılmış gözler,

Şimdi “Beklenen”i görmüş gibisin.

Şafak ŞAHİN

Şiiriniz teknik açıdan tam olgunluğa ermemiş olmasına rağmen his ve düşünce yönüyle oldukça güzel. Size Yahya Kemal Beyatlı, N. Fazıl Kısakürek, M. A. Şahin’in şiirlerini dikkatli bir şekilde incelemenizi tavsiye ediyoruz. İnanıyoruz ki bu şairlerin kitaplarında şiir tekniğine güzel örnekler bulacağınız gibi duygu ve düşünce yönüyle de bir çağlayanlar otağına uğramış gibi olacaksınız. Sizden daha dikkatli ele alınmış güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

ODADAKİ HAYAT

Şu karşıki duvar gözünü dikmiş

Alaylı alaylı gülüyor bana

Ne kadar kir varsa hepsini silkmiş

Simsiyah bir leke sürüyor bana

Dua çiçeği de elini açmış

Etrafa yemyeşil umutlar saçmış

Ne kadar keder var yanından kaçmış

Hepsi toplanmış yürüyor bana.

C. Ahmet ALKILIÇ/İstanbul

Şiirinizin ilk iki dörtlüğü gayet güzel. Fakat üçüncü dörtlükte dolgu mısralar var. Mesela:

“Öç kusar elimin altından sapı” gibi. Necip Fazıl’ın Zindandan Mehmet’e mektup şiirinde duvar imajı pek güzel çizilirken, yine ayni şairin “Kaldırımlar” isimli şiirinde “gözünü dikmek” imajı aynı olgunluktadır. Aynı şairin:

Dua dua eller karıncalanmış

Gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış

mısralarında da dua imajı çok güçlü verilmiştir. Aslında tek bir şairin şiirleri dahi olsa ciddi incelendiği takdirde bizde şiir yazarken güzel çağrışımlar oluşturacaktır. Tabii ki bu da bizim şiiri bilinçli ve tecrübeli yazmamıza sebep olacaktır.

Size önce bol bol şiir okumanızı ve sonra yazdığınız şiirleri çağrışımların endam aynalarındaki örnekleri görerek ele almanızı tavsiye ederiz. Zira geçmişteki güzel şiirleri görmeden şiir yazan bir şair Arşimet prensibini bulduğunu zannedip heyecanlanan, maziden bigane ilim adamına benzer. Bu da gülünç duruma düşmekten başka birşey değildir. Selam ve sevgiler.

KAYIP ŞEHİR

Bazan gözlerimin dalıp ruhumun çıktığı o yer,

Gözlerimin önünde canlanır, her haliyle teker teker

Önce karanlık bir bahçe, ardından soğuk bir

akşam,

İçime sinmiş hayali sıcaklığıyla üç parça

şamdan,

Gecenin zifir ışığıyla parılda yan durgun havuz

Öyle soğuk ki, her damlası sanki bir parça buz,

Bu akşam ağlayan bir gece ıslak, nemli ve ıssız,

Yalnız sessizliğin nefesi var, herşey ölü ve sessiz,

Patlayacakmış gibi durgun, ağlayacakmış gibi suskun,

İşte bu his senin, bu eski koku senin kokun,

Karanlığın içine düşmüş çıkmak için bocalayan sen,

Birgün doğmayan güneşin doğuşu gibi çıkıp gelsen,

Gece siyahı, hüznü, gamı yalnızlığıyla akıyor bu nehir,

Karanlığa gömülü yüreğimde, gözlerimde bu kayıp şehir..!

Erbil ERDEN/Giresun

Şiiriniz Yahya Kemal’in şiir tekniğinden mülhem kaleme alınmış. Biz buna bir şey demiyoruz. Zaten Ahmet Hamdi Tanpınar da hocası olan Y. Kemal’in şiir tekniğinin tesiri altında kalmıştır. Fakat ilhamını alırken yeni ve orijinal bir şekil vererek onları mısralara yansıtmıştır. Mesela Y. Kemal’in Sessiz Gemi isimli şiiriyle A. Hamdi Tanpınar’ın Rıhtımda Uyuyan Gemi isimli şiiri konu, kafiye şeması, kullanılan kelimeler açısından benzerlikler arzetse de A. Hamdi Tanpınar bazı değişikliklerle bu etkilenmeyi gayet fıtri bir şekle sokmuştur. Hatta insan bu ve bunun gibi bazı etkileşimlerde ister istemez şöyle demek zorunda kalıyor: “Boynuz kulağı geçer.” Size de tavsiyemiz, şiirinizde ilham aldığınız şiiri çağrıştıracak izleri silmeseniz de yeni ve orjinal izler bırakacak yeni söyleyişlerle ele alınmış bu temaları kalıcı bir şekle sokmanız olacak. Selam ve sevgiler.