Ocak 1993 · s. 17 · 7 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku


BOSNALI HASAN
Gazeteler, tele vizyonlar anlatmıyorsa,
Kalemim anlatmalı zehir günleri.
Kelimeler yol vermezse eğer,
Kurşunlarla yazacağım bu şiiri,
Bir ülke yanar coğrafyamda.
İhmâl edilmişliğiyle derbeder...
Bir düğüm oldu boğazımda, bir neşter yaramda.
İşte ateşler ortasında bir yetim.
Bosnalı Hasan, kardeşim!
Daha yedinci baharını görmemiş bile.
Şimdi cennette kalmış ev, bark, aile.
Üç oyuncağı var: üç kurşun.
Biri yâdigârıdır öyle öksüz kalışın Hasan'ım.
Isıtmıyormuş sonbahar güneşi.
Üşümek mümkün mü,
Yakarken insanı silah sesi, top ateşi.
Kocadı Hasan...
Çok şeyler öğrendi Gülüm:
Vahşet, açlık, karabasan,
Soğuk, hastalık, korku ve ölüm!
Daha çoklarını bilir elbet.
Bilir hayata doyamamış korkakları.
Bilir, ölümden bin beterdir esaret.
Bilir insafsız Batı'yı, yalancı dudakları.
Vahşetin lügatini yazanlar unutmuşsa merhameti.
Niye ki tasan!
Vicdanlar yenik düşmezse yarına.
Elbet onu da öğrenir Bosnalı Hasan.
Birde Türkiye'yi bilir.
Ne zaman bir mümin dara düşerse uzanan,
Katliama dur diyecek bir el bekler Hasan.
Ama en uzak yıldız Türkiye'dir.
İsmail Eroğlu/İSTANBUL
Şiiriniz serbest tarza güzel bir örnek olmuş. Şiir tekniği açısından tam uç noktaya eremese de içten söyleyişiniz, akıcı üslûbunuz dikkat çekici.
Bosnalıların çektiği acıyı, ızdırabı tek bir ismi muhatap olarak canlandırmış ve onunla dertleşmişsiniz şiirinizde. Yalın bir anlatımınız var. "Bir ülke yanar coğrafyamda, En uzak yıldız Türkiye'dir" gibi vurucu söyleyişleriniz yürek hoplatıcı güzellikte. Fakat "Kelimeler yol vermezse kurşunla yazacağım bu şiiri" söyleyişiniz biraz sert... Buna rağmen polat yürekli bir savaşçı imajı şiirin bütünlüğünde gözler önüne seriliyor. Bu tarz şiirlerinizi toplumun diğer dertlerini dile getirecek bir şekilde ele almanızı tavsiye ediyoruz. Güzîde şiirlerinizi hasretle bekliyoruz güzel şâir. Selâm ve sevgiler.
İÇİMDEKİ ÇÖL
Gezdim yıllarca bu çölde, bir damla suya hasret
Varlık hikmetini arıyorum, nerde alınacak ibret
Susuzluktan çatladı dudağım; sıcak mı sıcak
Kavruluyor beynim, ne zaman yağmur yağacak
Öyle bir bekleyiş ki bu; acısı ölümlere denk
Ne serap kaldı çölde ne vaha, bitti her âhenk
E! açtım her gece, gözyaşım karanlıkta nur.
Sabır alınmaz kale, tevekkül yıkılmaz sur.
Önce duydum gürültüsünü ve gördüm o kıyısız engini
Şu bulutlar, değiştiriyor çölde hayatın rengini.
O, gökteki engin büyüyor hep, sınırsız gibi derinliği
Çöl rahmetle canlanacak; başladı vâha serinliği
İşte ilk damla... Çöl âfâkında dev güller açılıyor
Her damlayla kanıyorum, bu rahmetle nur saçılıyor.
Dinliyor ruhumun hasreti; yeniden doğ ya da öl
Çiçek açtı; bir Sidre-i Müntehâ şimdi içimdeki.
Elif Gürcan/KÜTAHYA
Şiiriniz gâyet güzel. Arayışınızı oldukça samimî bir dille anlatmışsınız. "El açtım her gece, gözyaşım karanlıkta nur, sabır alınmaz kale, tevekkül yıkılmaz sur" gibi güzel mısralarınız bize sizin güzîde bir şâir olacağınız hakkında kanaat verdi. Sizden titizlikle üzerinde bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışılmış şiir pırlantaları bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
OĞLUMA NASİHAT
"Bir babanın en güzel vasiyeti, evladına ettiği nasihatidir"
Hele bir dinle babanı oğlum! Ben ömür nimetinin değerli sermâyesinden büyük miktarda harcama yapmış bulunmaktayım. Yaşım otuzu atlama noktasında. Sen ise henüz filizlenme çağındasm. Gelecek sana müteveccih, sen de ona karşı iştiyak dolu ve coşkulusun. Bana bu dünyaya ansızın elveda demeye hazırlıklı olmam görünüyor. Değersiz şeylerle geçirdiğim o eşsiz ve paha biçilmez ömrüme hep acıyorum. Daha, daha değerli işler yapabilir, Hakk'ı hoşnut edecek, belki daha derli toplu vazifeler görebilirdim. Onları telafi etmeye kalkışsam da, artık geçen günler bir daha hiç geri döner mi! Ancak sen, ey gözümün nûru! Bu söylenenleri değerlendirir, yürekli ve mantıklı hareket edersen, herkes gibi baban da sana hayran ve tuttuğun yola kurbân olur...
İnsanlığını, fanî olan hayvanî cesedinde değil, ebediyete meftûn ve müştak olan ruhunda aramalısın... Çünkü, bedenin sınırlı, dar ve boğucu mahbesinde ömürlerini geçirenler, saraylarda dahi olsalar, zindanda sayılırlar. Bu muazzez gençlik zamanını, nefsin arzularına sarf etmeyerek, yüksek ve müberrâ şeyleri kazanmak için çalışırsan, istikbâlini hakkıyla temin etmiş olursun. Mukaddes dava ve mefkûreyi, nefsanî ve cismanî her arzu ve isteğinin üstünde tut ki, sen de bununla, senden sonra gelecek neslin saadetine giden yolları açasın..! Dimağında; iyinin, güzelin, sevginin, afvın, müsamahanın, ileri görüşlülüğün nüveleri bulunsun ve gönlün hep Cennet bahçelerini andırsın...
Senin ilk ve birinci vazifen, kendini keşfedip tanıman ve bu sayede aydınlanan mahiyet adesesiyle, dönüp seni yoktan var eden; hissedip anlayabilmen için letâfetler bahşeden Rabbine yönelmendir. Ve hemen sonra ilim ve irfan elde ederek, cehaletten uzaklaşmanın çaresine bak! Bunun için de daima fi-râsetli olmayı da gözardı etme! Bu değerli hazineleri elde etmekten sakın geri durma..! En büyük marifeti bu şekilde yakalayabilirsin. Zîrâ, İlim, irfan arttıkça ömür de pek değerlenir, hemen bitiverecekmiş gibi gelir. Aksi halde ise hayat bir yük bir külfet addedilir... "Hedefe varmasam bile uğrunda ölürüm!" fikir ve ruhunu düşlerinden hiç ayırmayasın.! İnsanı hayvanlardan ayıran şey, onun şuuru, basireti, sonra da ilham ve hikmete mazhariyetidir. Sakın bu hasselerden mahrum kalmayasm ki, hakikat eri ve maneviyat kahramanı olmaya hak kazanasın...
Aydın Boz/İZMİR
ANLAYAMAZLAR
Yükseklerde eksik olmaz;
Fırtına, kar, dolu, yağmur.
Daima dumanlıdır.
Bağrı yanık, sancılıdır.
Eteklerindeki kar çiçekleri,
Çilem, çilem diye salınır.
Ovalar, vadiler habersiz
Şen şakraktır
Göz yaşlarını yağmur,
Yüksekleri soğuk sanır,
Bağırları sancıyı tanımaz
Kuşlarla, kelebeklerle söyleşiyi,
Buğulu gözleri bilmezler.
Yüksekler devamlı ağlar,
Göz yaşları ırmak olur,
Çiçekler kurumasın diye.
Anlayacaklar sular yükselince,
Dağlara doğru koşarken...
Anlayacaklar dorukları,
Lav yerine gül atarken.
Burhan Yılmaz/BALIKESİR
Şiiriniz güzel. Bazı yerler tam açık olmamasına rağmen o muğlaklıklar bütünlüğe bir zarar vermiyor. Sizden tek bir tema çevresinde birbirini tamamlayan mısralardan müteşekkil şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.
SANA GELDİM
Karanlık gecelerin geçip içinden
Aydınlık yollarına dayandım geldim
Vazgeçtim varlığın hep ve hiçinden
Yüzümü yollarına sürmeye geldim.
Duaya elimi açamaz oldum
Benliğin cezbesinden kaçamaz oldum
Ne idim bir zamanlar şimdi ne oldum
Nefsimi bin şekvâ etmeye geldim.
Gül yetiştir bin naz ile eller koklasın
Mezarının başucunda baykuş...
Bir çözülmez muammâsı vardır herkesin
Böyle garip hallerimi sormaya geldim.
Güneşi ve gündüzü unuttum çoktan
Bu varlık nasıl böyle hiçlikten, yoktan
Güneşi kıpkızıl serin şafaktan
Bir demlik nasibimi almaya geldim
Liyâkâtim hiç yoktur bilirim söze
Kaş yapayım derim hep kastım yok göze
Gariplik, fakirlik, miskinlik acze
Açtım ben kucağımı açtım da geldim.
Behey şaşkın Asım sen ne söylersin
Hakk'tan gayrı duyanın yok, kime inlersin
O kutlu ak günlerde elbet gülersin
Sana öbek öbek müjdeyle geldim.
Asım Korkmaz/İSTANBUL
Serbest şiirde daha başarılısınız diyoruz size. Ölçülü şiirde daha dikkatli bir çalışmaya girmiş olsanız bununla muvaffakiyetle üstesinden geleceğinize eminiz. Zîrâ siz hisli bir kişiliğe sahipsiniz. Bu İse şiir için İyi bir kaynaktır. Gayretinizi yitirmeyin. azmi elden bırakmayın. Sanat dehânızla mısra gergefi işlemeye devam edin ve bizlere hiç söylenmedik şiirler gönderin. Sevgi ve selamlar.
ŞİMDİ KAVRULMAK VAKTİ
Doludizgin hislerimiz,
Ağlamaklı gözlerimiz.
Hasreti kuşandık yiğitçesine;
Gurbetimiz:
Evimiz.
Şimdi kavrulmak vakti kızılca kıyamette!
Dışarda delicesine bir ayaz.
Üşümüşüz yıllarca
Işığa ve sıcağa
Şiirim karanlıkta, gönlümse
Aydınlığa, nûra ve sana hasret,
Beklemekte.
Arzularda yok; ne ilkbahar ne de yaz.
Yiğidim!
Şimdi kavrulmak vakti kızılca kıyamette!
Nice dökülmedik dertlerimiz var sinemizde
Yüklenmişiz ki; yarın omuzlarımızda,
Ellerimizde,
Kankırmızı çiçekler
Yaprak yaprak ikram ettik yavrularımıza
Yemin ettik gözyaşına, dualar ettik sonra
Ve
Vasiyet ettik:
Gül devri yitik.
Ter kokan yaz gecelerinde uyumadık.
Günlerce, bulanık gözlerle
Karanlığı taradık
Serin şafaklar oldu sonra;
Gelip geçici.
Gâh aldandık, gâh kıskandık,
Bıkmadık!
Bıkmayacağız!
Yine kavrulmak vakti
Yalnızlığın kızgın lâvında
Yine susayacağız gökyüzüne
Ne çıkar?
Bulutlar şuramda
Yıldız yağmada gönlüme her an
Vakit kavrulmak vakti
Yiğidim dayan.
A. KORKMAZ
Üslûbunuz serbest tarza daha yatkın. Ölçülü ve kafiyeli şiirde eğer zorlanmaya girmeseniz onda da başarılı olabileceğinize eminiz. Fakat her mısraya gerekli teveccüh gösterilip, her mısra, nakış nakış san'at mekiğiyle örülebilirse. Sevgiler selamlar.
SON SOKAK
Bugün herşeyimle suskunum
Bir ıssız sokak gibiyim
Gelenim gidenim yok
Bir tek dostum annem.
Anneme ilk küsüşüm gelir aklıma
Onu ilk görmek istemeyişim
Boynuna atılıp öpmek isterken
Çocuk çocuk geri çekilişim.
Anneme ilk kızışım gelir aklıma
Küçük piyanomun başında
Uyduruk nağmeler çaldığım.
Annemin sesi vardı notalarda.
Şarkıları söylerdim avunmak için
Bildiğim tüm şarkıları...
Sonra şarkılar biterdi, ağlardım...
Annem için yazmıştım
O küçük şiir gibi yazıyı.
"Bahara patlayan tomurcuk
Bugün kokunu salma üstüme
Bugün sadece ama sadece
Annemin kokusunu istiyorum..."
Sonra kendi duygularımdan
Bir parça beste vermiştim.
Anneme ilk küsüşüm gelir aklıma
Başlarken o ıssız sokak
Adım atacak yer kalmadı.
Bir iki mezar taşı, bir iki selvi,
Burasıymış son sokak...
Alaaddin Beken/EDİRNE
Şiiriniz gayet güzel. Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiir tekniği adeta sizde de var gibi. Kolay ve rahat söyleyişiniz, konuşma diliyle şiir yazışınız "İşte bir Cahit Sıtkı"' dedirtiyor insana. Ama sanatta tabii. Hayatta değil... Sizden daha nice, serbest histerinizin aks-i sedâsı şiirler bekliyoruz. Selamlar, sevgiler.