Sızıntı Arşivi

Temmuz 1992 · s. 18 · 7 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

tem92

tem92

GÖNÜLLER HEP BÖYLE EFLATUN BİR KEDER!

Neden hep böyle?

Gözümü yumsam, akşam;

Bin yeni sevdaya savrulurum

Gözümü yumsam;

Karabağ'da, Azerbaycan'da...

Kendimi nöbetlerde bulurum.

Hep böyle gözümü yumsam;

Bin yeni sevda,

Nöbetler bin yeni dert,

Tüfeğim dert dolu,

Yüreğim dert.

Avuçlarımda;

Düzen tutmaz sancıları yılların!

Hiç eksilmez gönlümdeki o hicranların!

Bin eşkıya saklar,

Balam, bu dağlar.

Neden hep böyle?

Gözümü yumsam, akşam;

Bin yeni sevdaya sürülürüm.

Ateşler çoğşurur gecelerime

Bin yeni yangın,

Yüreğimde bin yeni tüfek birden patlar,

Vurulurum.

Neden hep böyle?

Karabağ'da, Azerbaycan'da...

"Balam'lı türküler söylenmez olur.

Gözümü yumsam;

Yüreğimde bin yeni can birden vurulur!

Balam, Balacan, Azerbaycan...

Karabağ'da, Azerbaycan'da...

Bir can vurulur,

Tarifsiz bin yeni kurşun

Bulur beni yatağımda.

Karabağ'da, Azerbaycan'da...

Dördüncü mevsim

Savaştır, kandır, dumandır....

Aybala'nın dudağında ahtır.

Neden hep böyle?

Gözümü yumsam,

Akşam!

Şevki Akçakaya/İZMİR

Şiiriniz gayet güzel. Buca Eğitim Fakültesi'nde şiir yarışmasında birincilik kazandığını duyduk. Yavuz Bülent Bakiler'in şiir tekniğine benzeyen şiir üslûbunuzu engin bir maden gibi kullanın. Akıcı söyleyişinizi bir arı su damıtma cehtiyle şiir iksiri damıtmaya teksif edin. Siz geleceğin usta bir şairi olmaya namzetsiniz. Sevgi ve selamlar.

ÖLÜM KADAR...

Selam söyler Alp'lerden

Fırtına fısıl fısıl,

Sihrâmiz soluklarla

Uyutulmaksa asıl;

Uyku tenhâ ve sinsi

Ruhu zaman eziyor,

Ölgün baykuş sesleri

Ölümle bir geziyor.

Gece içinde gece,

Deniz içinde deniz,

Boşluk deniz üstünde

Şekilsizce bir beniz.

Güvercin pençesine

Su çekilir damardan,

Güvercin pençesiyle

His yok eski bahardan.

Çiniler unutulmuş,

Şadırvan kurutulmuş.

Beyinleri biçmekte

Dönen zaman sarkacı,

Aşkı şeytan içmekte

Sinelerde bu acı.

Zor değildir anlamak

Ve ardından ağlamak;

Ömür sular üstünde

Silinir köpük köpük,

Düş şafakla sökülür

Dualar kırık dökük

Ellerinden dökülür.

Mehmet Emin Dikbaz/İZMİR

Şiiriniz gayet güzel. Üzerinde iyi çalışılmış olduğu belli. Fakat fırtınanın fısıltısı nasıl oluyor onu bir türlü anlayamadık. Belki rüzgarın fısıltısı olsaydı daha inandırıcı olurdu. Buna rağmen sizde şiirin güçlü sesi var diyebiliriz. Ben de Haşim'in, Necip Fazıl'a dediği gibi size şöyle demeden edemeyeceğim: "Çocuk, bu sesi nereden buldun?" Selam ve sevgiler.

DOLU ANADOLU

"Dağ-taş kendisini yontacak, kendisine şekil verecek heykeltıraş bekliyor. Kırkbin köy, en azından zekası ve hayali geniş, yeni bir dünya kurmak isteyen kırkbin genç bekliyor."

Anadolu, yolunda canla başla mücahede etmemize binaen Allah tarafından bize yurt verilmiş münbit bir diyardır. Biz onu ilk defa akıncılarımızın akınlarıyla tanımıştık. Akmalarımız, henüz onun Anatolia olduğu zamanlarda, içlerine kadar ilerleyerek buranın i'lay-ı kelimetullah idealimizin gerçekleştirilmesi, Haçlı dünyasının Hilal alemine vereceği zararların defedilmesi İçin müsait bir ülke olduğunu bildirmişlerdi.

Anadolu, dünyamıza Malazgirt Destanı'yla beraber girdi. 1071 Ağustos'unun bir cuma sabahının ilk ışıklarıyla beraber, büyük kumandan Alparslan, beyaz bir at üstünde, beyaz elbiseler içinde, ordusuna şunu diyordu: "Burada artık Allah'tan başka sultan yoktur. Emir ve kader benim değil, O'nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya geri dönmekte tamamen serbestsiniz." Bundan sonra, o gün, tam inanmış alp ve arslan ordumuz harp tekniğini mükemmel tatbikleri neticesinde Allah'ın vadettiği zafere ulaştılar. İşte o gün Anadolu, bizim kader arkadaşlığımızı üstlendi ve evimiz, ocağımız oldu.

Daha sonra her su başında, her yeşil tepede, her yaylada uzaktan uzağa kalem ucu gibi minareleriyle müslüman Türkmen köyleri ortaya gıktı. Anadolu nakış nakış işlendi. İnsanın kalp ve kafası yıllarca Yunus, Mevlana ve Hacı Bayramlar'ın eliyle şekillendirildi. Anadolu Allah yolunun sevdalılarıyla dolup taştı. Yunus'un terennümleri, Mevlana'nın şiirleri hep firak ve gurbet türküsü söyledi. Selviler, söğütler, minareler içli seslerle inlediler. Bunlar Allah'a karşı duyulan bir hasretin ifadesiydi. Allah adı Erzurum ve Konya ile Bursa ve İstanbul'da camiler, türbeler ve çeşmeler halinde taşlara ve mermerlere bile işlendi. Anadolu, Allah sevgisinin dile geldiği bir ülke haline geldi.

Şimdi bizim elimizde kalan tek toprağımız da Anadolu'dur. O, bizden kopup gitmemiş, vefasızlık etmemiştir. Elimizde kalan 'son karakol'umuz o olmuştur.

Esasen şunu belirtmek gerekir ki Anadolu, aynı zamanda elimizde kalan son bir tohum hükmündedir. Bu tohum, kökü bindörtyüz yıl öncesine dayanan İslam ağacından alınmış bir nüvedir. Bu nüvede, ışık neşredecek merkezler saklıdır. Bu nüvenin çatlayıp filiz vermesinden gerçekten gür sadalar yükselecektir. Cihanı saracak bir ağaç bu nüveden baharına filizlenecektir. Bu ağacın suyu ise yine Anadolu'nun bağrından, kâh Erzurum'dan, kâh İzmir'den verilecektir.

İşte cihan çapında ağaçların çekirdekleriyle dolu olan Anadolu, eşsiz bahçevanlan sayesinde dolmuştur ve yine bu bahçevanların gayretleriyle gerçek baharına kavuşacaktır.

Haşim Şafak

ÖĞRETMEN

Bir kurumuş dal düşün, gülünden mahrum kalmış.

Bir sahipsiz sal düşün, sonsuz meçhule dalmış,

Karanlık hayal düşün, gözleri âmâ olmuş,

Bu görmeyen gözlere, can olsun öğretmenim.

Vatanıma bir umut, yön olsun öğretmenim.

Mevlana'yı, Yunus'u, Velî'yi gören gerek,

Fatih ile Yavuz'u kalbinde deren gerek,

Tarihimi önüme, açıkça seren gerek

Örfüme, adetime, kın olsun öğretmenim.

Vatanıma bir umut, yön olsun öğretmenim.

Karanlık yok, gece yok, gündüz olacak artık.

Afâkı aydınlatan nesil gelecek artık,

Bu kara zihniyeti, bunlar silecek artık,

Karanlığı boğacak, tan olsun öğretmenim.

Vatanıma bir umut, yön olsun öğretmenim.

Ömrüm varsa kırk değil bin yıl köle dururum.

Gerekirse yolunda seve seve ölürüm,

Beni yetiştiren o, bunu böyle bilirim.

Kuruyan damarlara kan, olsun öğretmenim

Vatanıma bir umut, yön olsun öğretmenim.

Erenler dergâhına, bizi aktıran sensin,

Görmeyen gözlerimi, zevkle baktıran sensin.

Vatan millet için, aşkla yaktıran sensin.

Yurduma, milletime, gün olsun öğretmenim.

Vatanıma bir umut yön olsun öğretmenim.

Öğretmen cehaletle savaşan bir askerdir.

Toplumun direğidir, en şerefli bir sesidir.

Vatan millet diyerek didinen bir neferdir.

Bir neferle kalmasın, bin olsun Öğretmenim.

Vatanıma bin umut yön olsun öğretmenim.

Hüsamettin Kandemir/SAMSUN

Şiiriniz gayet güzel. Kafiye örgüsü sağlam. Ritm, ses ve semantik nakış, olgunluk çizgisine oldukça yakın. Biraz daha gayret etseniz ve şiirinizi titizlikle inceleyip, ona daha güzide bir şekil verseniz usta şairlerinkine denk şiirler çıkabilir kaleminizden. Sizden iksir damıtma cehdi içinde akıl, hayal ve ruh süzgeçlerinden geçmiş, onların çizgilerini taşıyan daha olgun şiirler bekliyoruz. Selamlar, sevgiler.

ARAYIŞ

Gecenin ürperten sessizliğinde,

Hayatı bir inkılâbın eşiğinde.

Buğulu gözlerle inceliyor geceyi.

Yalnızlığının zaferini kutluyor içinde

Rana B./ İSTANBUL

Şiirinizin ilk dörtlüğünü köşemizde yayınlayacak seviyede gördük. "Yalnızlığın zaferi, ürperten sessizlik" gibi söyleyişleriniz yeni. Sizden her mısraında orijinalitenin pırıltısı, gözü ve gönlü doyuran şiirler bekliyoruz.

MÂBEDİM

Kalplere nurlar saçılır

Kör gözler burda açılır

Kötülüklerden kaçılır

Benim Ulu Mâbedim'de.

Ayrılanlar yolda kalır

Kalan "Mevlâ" der yalvarır

Seccade dahi yaşarır

Benim Ulu Mâbedim'de.

Ersin Özdemir/ANTALYA

Şiirinizin ilk dörtlüğünün üçüncü mısrası mânâ yönüyle dörtlükle bütünlük arzetmiyor. Kabirde sorulacak soruyu mabette sormak imajı yanlıştır. Diğer bölümler iyi. Fakat daha iyi ve daha mükemmel de olabilirdi. Bunun için şiirin üzerinde kelimeleri ezmeden onların ruhunu kaçırmadan düzeltmeler yapmalıdır. Sizden ince bir oya hassasiyetiyle ele alınmış şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

UYANIŞ

Beni içine attığınız bu çıkmazları

Tek başıma aşacağım.

Ne kadar ağlasam da feryatlarımı

Size duyurmayacağım.

Artık ayrılıyorum aranızdan

Bir daha dönmeyesiye

Çıkıyorum işte kapınızdan

Bir daha hiç gelmeyesiye

Beni attığınız bataklıklardan

Tek başıma çıkacağım

Bağırsanız bile ardımdan

Sizi duymayacağım.

Ayten Kaplan/BARTIN

Şiirinizin ilk üç dörtlüğünü köşemize aldık. Diğer bölümde sıradan söyleyişler pek fazla. İlk üç dörtlükteki titizliği bu bölümde gösterememişsiniz. Fakat bir inilti, bir feryat, bir hüzün var sesinizde. Kurtuluşun bayram sevinci ise bu mısralarda nümayan. Sizden daha doyurucu ve iman, azim, ümit ikliminde kaleme alınmış daha nice şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler..

DÜN GECE

Nerdesin, ey sevginin ikliminde şavkıyan

Tut ki güneşini arayan aydım dün gece.

Hasretle yanmış gönül, suya kanmaz dediler.

En duru pınarlarla, geldin sandım dün gece.

Biz hiç yazı görmedik, kışta doğdun dediler

Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece.

Bu bahçeler onundur, bazan uğrar dediler

Bir gülün kokusunda seni duydum dün gece.

Dallarda tomurcuklar ufukta bulutlar var.

Efendim, Sultanım, çok yalvardım dün gece.

Tam çiçekler açıyorken, başaklar bağlanmışken

Titredim Efendim, seni andım dün gece.

Arzın yüreğine dön ve halini arzet dediler

Diz çöktüm, boyun büktüm, avuç açtım dün gece.

Onun geçtiği sokaklar miskler saçar dediler

Ötelerden kokularla geldin sandım dün gece.

Biz devrin yetimiyiz, yok derler sahibiniz

Sahibim, Efendim, sensin sandım dün gece.

Biz muzdarip kalbe, akan yaşa geliriz dediler

Ellerinle elimi tuttun sandım dün gece.

Refik Yıldız/ KÜTAHYA

Şiiriniz aşk yüklü, sevda yüklü, ümit yüklü, iman ve azim yüklü. Belki teknik açıdan zayıf kalmış ama şiirde aranan sesi bulmuşsunuz. Ritim de öyle mânâ da. Yalnız şiirinizin başına münacaat yazmışsınız. Aslında Divan Edebiyatı nazım türlerine giren bu şiirlerde Peygamberimiz için yazılanlara Na't, Allah (c.c.) için yazılanlara Münacaat deniliyor. Sizden daha güzide şiirler bekliyoruz. Selamlar ve sevgiler.

SAHNEDEN KABRE

Hayat bir tiyatro,

Dünya sahne,

Herkes oynuyor bildiğince...

Kimi mahzun, kimi kederli,

Herkes oynuyor bildiğince...

Kimi gururla, kimi sevinçle,

Ve... Birgün perdeler kapanıyor

Oyuncular yavaş yavaş çekiliyor sahneden

Geriye kalan ne alkış, ne şan, ne şöhret;

Sadece keder ve gözyaşı...

Kimisinde o da yok...

Beraberinde giden beyaz bir kefen...

Nihal Cevher/ BURSA

Şiiriniz serbest tarza güzel bir örnek. Mısralarınız yalın bir dille kaleme alınmış. Yalnız şiirinizin perdelerin kapanış tablosunu çizen mısralarından sonrası ses, şekil ve ritim yönüyle diğer kısımlardan daha mükemmel. Sizden bütünlüğünde aynı ahenk ve semantik yapı örgüsü taşıyan şiirler bekliyoruz. Selamlar ve sevgiler.