Mart 1992 · s. 42 · 7 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

***
Her edebiyat türü, kullandığı malzemenin farklılığı ve maksadı, edâ şeklindeki husûsiyetleriyle, başlıbaşına bir anlatma yolu ve o nev'e mahsus bir dildir.
Bu dilden herkes birşeyler anlasa bile, o dili hakîkî ma'nâsıyla kullanan ve onunla konuşan sadece şâir ve ediblerdir.
***
Edibler ve şâirler, iç ve dış dünyalar "enfüs ve âfak" da görüp hissettikleri güzellikleri seslendiren birer neyzene benzerler.
Duygular yoluyla gelip, onların ruhlarını saran alevlerden habersiz kimselerin, ney'i de ney'den yükselen feryâdı da anlamalarına imkân yoktur.
***
MİHENK
Gözde parıldar ışık,
Yüzde al kırmızı renk,
Ümitten bîr sarmaşık
Yürekte olmuş âhenk
Sen sevgiyi mihenk tut
Kalbi Kâbe'ye denk tut.
Sabrı bırakma elden
Daima çalış didin,
Düşürme Hakk'ı dilden
Ruhuna kök salsın din
Sen sevgiyi mihenk tut
Kalbi Kâbe'ye denk tut.
Gayret ve azim meyve
Îman ve ihlas kaynak
Fâni zevkler bir gölge
Sönmeyen tek ışık Hak.
Sen sevgiyi mihenk tut
Kalbi Kâbe'ye denk tut.
Ömer İÇLİ - SAKARYA
Şiiriniz semantik yapı ve dış çizgiler yönüyle gayet güzel. Kâfiye örgünüz sağlam. Sizden daha güzide şiirler bekliyoruz.
İNANMAK
Hapsolsa da bedenin, düşüncen hür kalacak,
Seni bileğin değil, îmânın kurtaracak.
Korkma karanlıklardan inandığın bu yolda.
Vicdânın rahat olsun, güneş yine doğacak.
Boyun eğmeyi öğren kaderin kararma.
Belli olmaz belki de çıkamazsın yarına,
Aldanma sakın bâtıla, inandığın gibi yap,
Hakk'ın önünde eğil ve sadece Hakk'a tap.
Ümidini kaybetme, tüm yollar açık sana,
Diri bedenden önce, îman gerek İnsana,
Yokolmak değil ölmek, inançlar kalır bâkî,
Fikirler ölmez ama bedenen ölüm vâkî.
Unutma ki sen de ey, ölümlü kullardansın,
Cehennem ateşinde bırak kâfirler yansın.
Zindan etseler sana bu koskoca vatanı,
Hak bildiğin bu yolda sadece Hakk'ı tam.
Levent KOLBAY - ADANA
Şiiriniz coşkun bir dille yazılmış. Hisleriniz, düşünceleriniz gür fakat orijinal söyleyişiniz pek az. Biz isterdik ki bu duygu ve düşünceler, şafak renginde ballar gibi yeni ve orijinal peteklere dökülsün. Sıradan söyleyişlerden uzak. tatlı ve revnektar bir semantik özle işlenmiş, iksir damıtma cehti ile çalışan bir kimyâger azmi ile ele alınmış şiirler bekliyoruz sizden. Fakat müzikalite ve mânâ örgüsü sağlam ve orijinal olmak şartıyla...
Sevgiler ve selamlar.
... VE SEN
Sen.., Kalbimde bir nûr gibi doğan,
Sen.., Özleminle benliğimi kavuran.
Sen.., Bir güneş gibi çevremi aydınlatan.
Ve Sen.., Alemlere sebep olan...
H.RÂNÂ - İSTANBUL
Şiirinizde ikinci dörtlük güzel. Bütünlük çerçevesinde şiirinizde eksik olan şey, tekrar gözden geçirilmemesi. Düzeltilmesi gereken yerler olduğu gibi gönderilmiş. Bir kuyumcu hassâsiyetiyle şiiri işlemek gerek. Acı biber ve çember kelimeleri sırf kâfiye uysun diye alt alla getirilmiş. Şiir için kelime seçimine özen göstermelisiniz. Şiir belki her konuda yazılabilir. Fakat "her kelime şiire alınır" diye bir kâide yok. Sizden, üzerinden en az bir "dantela oyası işleme" hassâsiyetiyle yazılmış şiirler bekliyoruz, selamlar Sevgiler.
FARKLI ESİNTİLER
İçimden hep bir şeyler geçiyor yazmak için. Hep yazayım diyorum, beynimi gözlerimi yazıya dökeyim, onlarda bari yaşayayım diyorum. Fakat yazamıyorum. Hep başlıyorum, yarıya gelmeden pınarlarım kuruyor. Kara kara düşünüyorum. Bazen göklerde, bazen denizlerde denizden gelen dalgalar beni alıp götürüyor. Nereye gittiğimden habersiz uzun bir süre onunla sürükleniyorum. Akıntıya kapılıp derinliklere iniyorum. Onun puslu mavisini, yeşilini sakin koşan balıkları hayran hayran seyrediyorum. Ne yazık ki, bu da uzun sürmüyor, beni tanımadığım, bir sahile atıyor dalgalar. Başımı kaldırdığımda pek de büyük olmayan, rengarenk kuşlar bulunan bir ada görüyorum. Birkaç metre yürüyüp dalgaların yaladığı, parıldayan yakıcı kumlan geçtikten sonra beni kendine çeken yeşil büyü ve erguvanlara doğru ilerliyorum. Gözlerim Hû çeken dallarda takılıp kalıyor. Onların hayatlarını, zevklerini içimde duymaya, yaşamaya çalışıyorum. Heyhât. Onlar başka yaratıklar, beni sadece imrendiren ve belki de hiç günah işlemedikleri için bana cazip gelen yaratıklar. Dallarındaki beyazlı, yeşilli, sarılı, morlu kuşlar bana dik dik bakıyorlar. Mesut yaşadıkları, henüz kendilerini yoketmek için gelenler olmadığı bir alemde onlara müsterih olmalarını benim kendi dünyamdan kaçıp kendi dünyama geldiğimi söylüyorum. Bir kısmı şaşkınlıkla, diğer bir kısmı hayret ve ibretle bana bakıyor, içinden çıkamayacaklarını bile bile benim dünyamın nasıl olduğunu tahayyül etmeye çalışıyorlar. Ağaçlardan dolayı güneşin girmediği nemli çayırlarda, mor horoz çiçeklerini, kankırmızısı yabani karanfilleri dağçaylarını. sümbülleri seçerek, onları incitmeden yürüyorum. Bir süre sonra adanın diğer sakinleri de beni karşılıyorlar. Yüzlerinde korkulu bir ifade yok, bazısı sadece bakıp geçiyor, bazısı biraz ilgiyle süzüyorlar. Yumuşak ayaklarını yemyeşil çayırlara basarak ses çıkartmadan, huzuru bozmadan ayrılıyorlar. Bu alemde herşey düzen içinde. Bu hayvanlarda bir yangınla, bir düdük sesi ile veya bir satıcı bağırmasıyla uyanma yok. Yüce Yaratıcı bunların hayatını öyle programlamış ki ne bir hile, ne hava kirliliği ne de çarpık kentleşme var burada. Arı çiçekten öz alıyor, ayrılırken tohumlarını alarak onun da islediğini yapmış oluyor. Her canlı birbirine dayanıyor ve zarar vermeden yaşıyorlar. Kuzular kurdu görünce Hz. Ömer'i hatırlatıyor. Bana ulvi sesler dinlettiren hüdhüd Süleyman (a.s.)'ı gösteriyor. Ebabiller o günü düşünüyor. Adanın ortasında, lâdinlerle katranlarla çevrilen ufak masmavi göl bana vatanımı hatırlatıyor. Çevresinde yeşil başlı ördekler. "Allâhu Ekber" diyen güvercinler ve gururlu tavus kuşları ağaçlardan süzülen dalgalı ışıkkı, beni renkler kuşağına götürüyorlar.
Dibine oturduğum çamın hışıltıları, bana bütün dertlerimi unutturuyor, yavaş yavaş zevkli bir küçük Ölüme götürüyor. Nasıl geçtiğini farkedemediğim zamanla birlikle yorgunluğum da artıyor. Artık vaktin ilerlediğini düşünüp sahile doğru yöneliyorum. Fakat burası benim geldiğim taraf değil. Buna rağmen içime dolan geride bıraktıklarıma, sevdiklerime. İnsanlar içindeki yalnızlığıma lezzetsiz bir özlem duyuyorum. Lezzetsiz çünkü, biliyorum ki oraya ulaşınca yine dertler, omuzumu çökerten yükler beni bekliyor. Zümrüt suya tekrar dalıyorum ve adaya geldiğimden daha hızlı bir şekilde dertlerime, beton yığınlarına, beni bekleyen çorak topraklara, âtinin büyüklerine dönüyorum.
Abdullah AVŞAROĞLU
Yazınızda his ve düşünceleriniz bir plân çerçevesinde kaleme alınmamış. Nasıl geldiyse öyle serpiştirilmiş sayfalara. Halbuki önce tema tesbit edilir bir yazıda. Sonra plân yapılır. Bu zihinde de oluşturulabilir. Böylece yazılarınız daha derli toplu ve bir konu çerçevesinde Örülmüş olur. Öncelikle belirtmek isteriz ki cümleleriniz çok güzel. Hayal gücünüz kuvvetli. Bu iki kuvveyi daha iyi değerlendirmenizi tavsiye ediyoruz size. Bu iki cevherin kıymetini bilin. Yeni yazı ve şiirler göndermeniz dileğiyle selâmlar, sevgiler.
YOLCUYUZ
Ebed diyarına seferimiz var.
Mekân-ı aslîmiz burası değil.
Misafirhânedir madem ki dünya,
Kervan yola düşmüş durası değil.
İbrahim SAĞIR
Şiiriniz, Y. Emre şiir motifi örnek alınarak yazılmış. Örnek güzel, şiir güzel olduktan sonra ne mahzuru var. Fakat ya orijinalite! Sizi siz yapan düşünce ve hisleriniz... İşte biz sizden böyle özgün şiirler bekliyoruz. Bir de bu orijinal tem ve bu teinin işlenişini şiirin bütününde tablolaştırmanız tek temennimiz. Selam ve sevgiler.
ŞAFAK
Puslu semâda öteler görünmüyor.
Baksana artık şafak bile sökmüyor.
Şafak gülümser karanlıklardan sonra.
Hiç solmayan bir çiçek açar dünyada.
Yalnız çalışmak ister, sabır ve sebat.
Puslu semânın kara yüzüne inat.
Güneşin ziyâsından sızan hüzmeler,
Şafak diye ağlar, türküsünü söyler.
Bir bak yine hüsran ile mahzun âfâk
Zamanı doldu, henüz sökmedi şafak.
Dinle tarihini, cihan ağlıyor bak.
Al mendilini, artık yatağından kalk.
Uğur NAZLIM
Şiirinizde bazı yerlerde kâfiyeler zayıf kalmış. Bunun yanında hasret odaklı duygu ve düşünceler şiirinizin bütün mısralarında mevlevîler gibi dönüyor. Bu dönüşün bir ayağı öz duygularımızda, bir ayağı ideal ufkumuzda dolaşır ve pek geniş daireler çizer (görünmüyor, sökmüyor, sonra, dünyada). Kelimelerinde kâfiye olmayıp, iş redifle bırakılmış olmasına rağmen sebat-inat, bak-kalk gibi kâfiyeler ise oldukça iyi işlenmiş. Sizden daha güzide, semantik örgüsü bir goblen deseni güzelliğinde şiirler bekliyoruz.
Sevgi ve selamlar.
İKİ ÖMÜR
Bir ömür geçer oldu uzaktan,
Ötekisi el ediyor yürekten.
Bir akşam sandal görünür.
Tempolu sesler duyulıır kürekten.
-Gel dosttun, sığarsın bu sandala
Geçen ömür.
Hem küçük hem cılızdı.
Açılalım gel: derya güzel.
Açılırlar.
Uzaklaşıp görünmez olurlar.
Bünyamin KÜÇÜKKURTUL/K.MARAŞ
Şiiriniz serbest şiir tarzına güzel bir örnek. Akıcı, duru bir söyleyişiniz var. Böylesine pervâsız söyleyişler şiir için iyi bir tarzdır. Eğer bu söyleyişinizi daha çarpıcı ve orjinal temalarda denerseniz sizden pek güzide şiirler alacağımıza inanıyoruz. Sevgi ve selâmlar.
EY DÜNYA
Dudakları çatlamıştı, gözlerinde garip bir nur,
Heyhât, nedir bu çehre, neden hep böyle durur?
Korkuyorsun ey ahmak ey koca dünya
Sığamazsın kabuğuna kükrersin bir gün olur
Gülsüm ÖZTÜRK-BURDUR
Dünya şiirinizin ilk dörtlüğünü yayınlamaya değer bulduk. Şiirin diğer kısımlarında kısmen güzel yerler var. Fakat bölünmüş dörtlüklerde insicam da bozulacağı için onları köşemize almadık. Sizden, yazdığınız şiirleri hemen göndermemenizi, önce gözden geçirip tekrar tekrar tetkik ederek, en son şekliyle bize göndermenizi öğütlüyoruz. Böylece tek tük inciler gibi mısralarınıza yazık olmaz.
Selam ve sevgiler.
NÛRUNA SEVDÂLIYIM
Yeter şu mekanların avuttuğu rûhumu,
İçimdeki ifriti besleyen vehim yeter.
Taşı eriten sabır, erit bu uçurumu
Ger üstüme nûrunu ey mânâ sultanı, ger.
İbrahim SAĞIR
N. Fâzıl şiirlerinden mülhem şiirinizde, en mükemmel bölüm son kısım olmuş. Keskin mısralarınız, bilenmiş duygularınız, çile bileyişine tutulmuş his ve düşüncelerinizin şiire yansıması olmuş. Sizden kendi iç dünyanızı, bir anatomi hassasiyetiyle dışa yansıtan sevgi, ümit ve şafak yüklü şiirler bekliyoruz.
Selam ve sevgiler.