Sızıntı Arşivi

Ocak 1992 · s. 568 · 7 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Sızıntı · Edebiyat

AĞLAMAK VAKTİ .

Daima gülersiniz ağlamayı bilmezler,

Kalbiniz bir taş olmuş yumuşamadan ırak.

Mesih soluk üflese yine de dirilmezler,

İçinizde amansız o sevgiliden firak.

Ağlamayı öğrenin ey gülmenin pirleri,

"Gözyaşı bir kevserdir" ilk bunu öğrenin siz.

Ancak tevbe suyuyla çıkar kalbin kirleri,

"Eserissücud" olur o an gönüldeki iz.

Yumuşatın sonsuza giden yüreğinizi,

Ona bir şekil verin huriler hayran olsun.

Bulun kutlu ummanı, o ebedî denizi,

Her nefes o illere miracı seyran olsun.

Bu illerde kalınmaz ey gözleri yaşsızlar,

Bir danecik yedirir on tokat vurur dünya.

Ağlamayı öğrenin nefsiyle savaşsızlar,

Gözyaşı akmayanın kurtuluşu bir rüya.

Gelin de ağlıyalım hep beraber şu hale,

Gözyasımız çağlayan ruhumuz kaynak olsun.

Aka aka durulsun yürekteki şelale,

Bir taraftan boşalsm ve bir taraftan dolsun.

Ağlamak vakti bu an, ağlamak vakti bu an,

Ağlayın biraz sonra belki geç olabilir.

Belki de ağarmaz bir daha ufkunuzda tan,

Gözleriniz mezarda toprakla dolabilir.

Ümit Sevil

Şiiriniz güzide bir iklim taşıyor. Farklı bir mesaj vermişsiniz topluma. Ağlamasını unutmuş insanımıza gözyaşı tavsiyesinde bulunuşunuz tam bugünün insanının iç derinliğine ermesinin tek yönlü rotasıdır. Kafiye hâkimiyetimiz sağlam, se­mantik örgü iç ferahlatıcı, kalbi ve aklı ikna edici. Sizden yeni şiir ve nesirler bekliyoruz. Selâmlar.

KUDSİLER ORDUSU

Uzun yıllar önce yeryüzünü karanlık bulut­lar kaplamıştı. Karanlık, güneşe galebe çalmış, güneş de tüm mahzunluğuyla bir ikindi vaktin­den sonra bir yaprağın dalından düşüş sessizli­ğinde gurub etmişti. Yeryüzünde Hakk’ın bül­büllerinin şakımalarının yerini, karanlık ruhlu insanların naraları almıştı. Aydınlık ruhlu in­sanlar güneşin gurubuyla öldürülmüş, sonra da yerin altına hapsedilmişti. İnsanları saadete gö­türecek yolun kılavuzu rafa kaldırılmış, onun rehberi tarihten silinmiş, bekçileri de hunhar bir oyunun ardından hunharca katledilmişti.

İşte böyle fetretle uzun yıllar geçti. Hakk, hakikat adına bir tohum atılmadan, bir can kur­tarılmadan. Her insan olanca hızıyla, zahiren ışık saçan küfür diyarına doğru kelebekler gibi çılgınca uçmaya başlamıştı.

Sonra bir yiğit çıktı meydana. Kimse bu kişinin nereden, niçin, ne niyetle ortaya çıktığı­nı bilmiyordu. Ama bu işin dertlisi olduğu bel­liydi.

Ardından bu yiğit arı gibi bal yapmaya başladı. Örümcek gibi ağ kurdu. Bir ana gibi il­mik ilmik, göz nuru, el emeğiyle çok ince dantelasını ördü. Bununla beraber bahçelere to­hum ekmeyi de ihmal etmedi. Bir yandan ipek böceği gibi ipeğini örüyordu.

Bu kudsi ordunun yalnız askerine deli, sa­pık diyenler ve hatta tekfir eden talihsiz kişiler de vardı. Ama o kudsi ordunun rütbesiz, ücret­siz, talepsiz, "dövenlere elsiz, sövenlere dilsiz, hakaretlere gönülsüz" eri hiç yılmadı. Alem ge­ce yumuşak yataklarda yatarken o hasırda sa­bahlamayı davaya sadakat saydı. Alem üç öğü­ne eyvallah etmezken onun bir öğünü yemediği günler olurdu. Çünkü onun davası yemekten de ehemmiyetliydi. Hatta âlem iki saadeti isterken, o, bu millet için iki meşakkate de razıydı. Var­sın dünya onların, hatta cennet de onların ol­sun. Onun istediği yüceler yücesi bir ZÂT' tı.

Böyle meşakkatli uzun yıllar geçti. To­humlar binbir nezakatle büyüdü. Civcivler binbir ihtimamla büyütüldü. Binbir çiçeğin balı binbir insana sunuldu. İman insanların kalplerine bir dantela nezaket ve zerafetinde o kudsî rütbesiz yiğidin eliyle nakşedildi.

Çok zor geçti bu yıllar. Meşakkatle, zor­lukla, acıyla, ızdırabla, bekleyişle, yoksullukla. Kimbilirdi bunları? Bilen vardı. O da onu hiç­bir an terketmeyen ZÂT'tı.

Ama artık ekilenler, dikilenler, örülenler, sevilenler meyvelerini vermeye başladı. Arkadan gelenlere kapılar açılmış, geçecekleri yolla­ra köprüler kurulmuş, oturacakları yerlere bina­lar inşa edilmişti. Kısacası durmadan akıp giden zamanın delili olan saat, iyice kurulmuş, çalış­maya bırakılmıştı. Erler coşmuş, sancağın düş­tüğü yere her taraftan yardımlar gelmeye başla­mıştı. Düşman bozguna uğratılıyor, bir yanda zafer naraları atılıyor, sancının ardından saba­ha karşı bir çocuğun doğması bekleniyordu.

Bu arada yolda kalıp meyvesini vereme­yen gafiller de oldu. Kimisi balını veremedi, ki­misi ağını öremedi. Sonra yağ gibi bozulup kokmaya başladılar. Yetmiyormuş gibi yağın adı kötüye, balın tadı sahteye dönüştü. Onları yapan mahir ustaya ve onun temiz ruhuna kara ziftler atılmaya başlandı.

O kudsi, kumandanın defterinde mükafaatta değil, hizmette en-önde olma vardı. Hâl böy­leyken, belki de o kumandanın kıymeti bilinememişti. Güneşler silsilesinin en son halkalarından biri her an kopabilirdi. Bunu bilen­ler bir köşede ağlıyorlardı. O semekler ki der­yadaydılar da deryayı bilmezlerdi. O insanlar kî rahmetle yetişmiş, sağnak sağnak yağan rah­metle yoğrulmuş olmalarına rağmen rahmeti bilmiyorlardı. Bulunduğu orduda yer ve mevkii ne olursa olsun görevinin büyüklüğünü ve kıy­metini bilmeyenlere ne yazık!

Bilinmesi için ne yazık, o şeyin ellerinden alınması gerekiyordu ki ancak kıymeti anlaşılsın. Neye yarar söyleyin Allah aşkına, savaş bittikten sonra nara atıp düşman aramak, gö­nüller fetholunduktan sonra aşina bir gönül aramak, ordu döndükten sonra kılıç kuşanıp savaşa çıkmak...

Onun için ey kudsîler ordusunun kudsî er­leri, güneşler, aylar, yıldızlar, gurup etmeden onların kıymetini iyi bilmek gerekir. Sakın ih­malkârlık etmeyin. Bir an dahi olsa sırtınızı o güneşe çevirip, nurundan mahrum olmayın. Duymuyor musunuz o kudsîyi ne diyor: "Dav­ranın yiğitlerim, çoğu gitti azı kaldı" ...

Mesut Şahin

HÜZÜNLÜ KAHRAMAN

Hüzünlü Kahraman, sırtında yılların vebali;

Silkin ve diril dağılsın gölgeler.

Gözü yaşlı anneler hep seni bekler,

Hüzünlü Kahraman, bu çile artık yeter.

Kadir Arslan/Bayramiç-Çanakkale

Şiirinizin son dörtlüğü Kırık Mızrap etki­si altında yazılmış bir terennüm olmuş. Böyle dolgun muhtevalı, rengarenk ma'nâ oyalarıyla nakışlı bir şiir panoraması gölgesinde şiir yaz­mak çıraklık dönemi için ne büyük talih... Siz­den daha güzide iç ve dış ritmi bir su çağıltısı gibi içe ferahlık veren, muhteva iklimi sonsuz­luğa açık şiirler bekliyoruz.

Selâm ve sevgiler...

YENİDEN

Hani yaşamak için bazı şeylere ihtiyaç duyarız; hava, su, ekmek gibi. Bir de daha başka şeyler vardır, insan olmak, insanca yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz; ümit gibi, azim gibi, sabır gibi.

Hiç solmayan gönül çiçeklerimizdir; herşeye rağmen varlıklarını sürdüren. Solduklarında diyemeyeceğim, gerçekte solmazlar çünkü sadece biz öyle olduğunu sanırız. Solduklarına inandığınızda herşey yıkılır da, dünyamız kararır ya. Dünya hüzne bürünmüştür. Yeni doğan günün anlamı yoktur. Gül başkalarına tebessüm ediyordur. Nehrin her çağıldayışı yok oluşa bir adım atıştır. Ay yetmiyordur gecelerimizi aydınlatmaya. Hayat değildir artık yaşanan.

Bu tür ruh hallerini hepimiz yaşarız. Sonunda insanız. Meselâ ümidimizi kaybetmemek, bununla beraber kaybettiğimiz takdirde çabuk toparlanmak.

Hayatın gerçekleriyle yaşananların acımasızlığına rağmen bazı sonuçlara ulaşmak. Kendimize kendimizden başka "devam et, başaracaksın" diyen yokken bile, tüm enerjimizle bir kez daha ayağa kalkıp, yolumuza devam etmek. Herşeye "yeniden" başlayabilmek.

Ama kolay değildir bu "yeniden" başlamak. Ancak inançlı, ümitle dolu, azimle dolu, sabırla dolu gönüllerin üstesinden gelebileceği bir iştir.

Her an her ihtiyacımızı karşılayan, tüm düşmanlarımızdan bizi koruyan öyle Rahîm, öyle Kadîr bir Zat'a iman ve itimad ederek.

Herşeye O'nun için katlanarak, herşeyle O'nun için mücadele ederek, O'na O'nun için kulluk yaparak.

Davamızda tek başımıza kalsak da yalnızlık düşüncesinden ve ondan kaynaklanan hüzünden, karamsarlıktan sıyrılıp, Yücelerden Yüce'nin bizimle beraber olduğu inancıyla ara vermeden devamlı çalışarak başarılabilecek bir iştir bu.

Kapısını çalanları boş çevirmeyeceği, yolunda olanları yolda bırakmayacağı umuduyla "yeniden"...

Bütün gücümüzle ideallerimize ulaşmak üzere, ümitle, azimle, sabırla, inançla, "yeniden"...

Solmayacak gönül çiçeklerimizin solduğuna biz de inanmayalım. Hayattan, hayatı gerçek ma'nâda insanca yaşamaktan vazgeçmemek üzere, bir kez daha "yeniden"...

"Tembellik, gevşeklik göstermeyiniz. İnanıyorsanız, en güçlüsünüz."

Zeynep Yurtyapan/İzmir

Yazınız mütefekkir bir beyinden çıkmış gibi. Cümleleriniz dimağınızda kesin çizgilerle belirginleşmiş, tecrübelerle müşahhaslaşmış fikirleri tablolaştırıyor. İnsana yepyeni ümit, yepyeni ideal ufku çizen bu güzide yazınız için siz genç kalemimizi tebrik ediyor, yeni yazılarınızı beklediğimizi bildirip selâmlar sunuyoruz.

YALNIZIM

Ben yetimim,

Ağlasam kimse duymaz sesimi,

Karanlıkların ötesinden,

Uzanmaz bir yardım eli,

Dindirmez kimse gözyaşı selimi

Hıçkırıklarımla meydan okusam da dünyaya

Kimse duymaz, anlamaz beni.

Bunları düşünürken ben

Başlar gözümden yaşlar

Mezar taşlarına akmaya

Sonra mezar başında bir Fatiha,

Verebileceğim tek Yasin'le,

Ayrılırken oradan,

Ben, dünyada yine yalnızım.

Nefretim, öfkem ve kinimle başbaşa!

Züleyha Yörük/Kumburgaz

Şiirinizde sizi yeis ağına düşmüş mükedder bir kişi olarak gördük. Şiiriniz hislerinizin gergin ipleriyle örülmüş. Nefret, kin, hiçbir zaman güzel şeyler değildir.. Hayata (ne durumda olursanız olun) güzel bakmalısınız. Kendinizden daha zor durumda olanlara bakıp Allah'a şükretmelisiniz. Teknik açıdan da şiiriniz tam istenen seviyede değil. Şunu unutmayın ki serbest şiirde de bir ritim, müzikalite üslûp güzelliği oluşturmalıdır. Şiir serbest olunca "Nasıl geldiyse öyle yazmak gerekir" diye bir kaide yok. Sezai KARAKOÇ'un, Erdem BAYAZIT'in şiir kitaplarını tavsiye ediyoruz size. Onları inceledikten sonra Yavuz Bülent BAKİLER'in Ana Şiir Antolojisini okumanızı öğütlüyoruz. Yeni ümit yüklü şiirler bekliyoruz sizden. Selâm ve sevgiler.

ANNEME

Duydum ki, beni sorarmışsın gelip-geçenden anam!

Ayaktayım hamdolsun, lakin kanıyor daha yaram.

Vefasız deme n'olur, O'na hasretim buram buram.

Ki, O kalpleri fethetmeden, kucağın bana haram.

Buruğum biraz, sefa süremediniz "oğul" diye.

Belki bir kaç fotoğraf, elde kalan benden geriye.

Varılmaz bilirsin O'na, geçmeden canandan-candan.

Yitirdim yiğidimi diye, sakın ağlama arkamdan.

Hazır beklesin kapı ardında, damatlığım her an,

Ki, düğün pek yakın, haberler gelmekte her bir yandan.

Gerdeğimden topla "Kardelen" leri, dağıt neslime.

Girmedik tek tomurcuk kalmasın, bu kutlu iklime.

Arif Kır/Alaçam-Samsun

Şiiriniz teknik açıdan zayıf. Fakat işlenen tema ve bu temadaki çağlayan hisler... Bir ışık tayfı gibi ruhu saran ideal. Ve bu uğurda candan, canandan geçen bir gencin hayali, bizi bu şiiri yayımlamaya şevketti. Sizden ritim, müzikalite ve kafiye örgüsü sağlam şiirler bekliyoruz.

ÖMÜR GÜLÜ SOLMADAN

Sanki yaşanmış gibi, ömürden sayılacak,

Penceremden dağlara, gömdüğüm gecelerim,

Hazan yaprağı gibi, rüzgârda bocalarım,

Belki bu savrulduğum, son hazanım olacak.

Uyan ey gönlüm uyan, anla hakikat nedir?

Gör kılavuzun kimdir, bil pusula kimdedir?

Şimdi kimi seversen, orda o seninledir.

Sakın unutma bir gün, ömür gülün solacak...

Abdullah Karaelmas / Tire-ÎZMİR