Sızıntı Arşivi

Ağustos 1991 · s. 330 · 10 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Sızıntı · Edebiyat

FECR

Bir mutluluk yeli esti

Zamanın serin seherinden,

Çiçekler bile silkindi

Uykunun tatlı beşiğinden.

O sadâlar kesti

Gecenin gamsız soluğunu

Ve doldurdu âlemin

Mânâsız boşluğunu.

Ruhumu tebessümle okşadı

Şefkat dolu, ipeksi bir el

Dedi; gafleti bırak da huzura gel,

Gözlerim aşina boşluğa daldı

Hayâlim tertemiz ruhuna

Umudum adına takıldı kaldı.

Huzurla öptüm

O ihtiyarın elinden,

Yelken açtım sessizce

Zamanın serin seherinden.

Mehmet Emin Dikbaz / ÎZMÎR

Şiiriniz bize, sanatın zikzaklı, dikenli, çileli yollarında hızla koşan, birgün mutlaka çok güzel bir bahçeye çıkacak olan genç bir şâirin şafak aydınlıklarında yazdığı güzel ama çok güzel "bir mutluluk yeli" gibi geldi. Necip Fazıl, ilk şiirlerini 18 yaşında Yeni Mecmua'da yayımladığı zaman, o yılların en tanınmış şâirlerinden Ahmet Haşim ona "Çocuk! Bu sesi nereden buldun sen?" diye sorarak bu şiirlerin güzelliğini anlatmıştı. Biz de size "Genç Şâir! Bu sesi nereden buldun sen?" diyor, "Zamanın serin seherinden sessizce yelken açan" şiirinizi mükemmel bulduğumuzu söylüyor, sizi tebrik ediyor, yeni şiirlerinizi bekliyor, Sızıntı'dan kucak dolusu selâmlar, sevgiler sunuyoruz.

Sevgili Sızıntı Dergisi,

Şu günlerde okumaya başladığım; beni ilme, dinime ve huzura da­ha yakın hissettiren derginize karşı duyduğum güzel duygular için size te­şekkür ederim. Yüreğime gönderdiğiniz küçük bir aydınlıktan kimsenin erişemeyeceği derinliklere sızdığınız için sonsuz sevgiler...

Zevkle okuduğum her bir sayınız, kalbime Hakikat sevgisinden bir ilmek daha atarken bundan büyük bir haz ve gurur duyuyor, Öte yandan hâlâ sizi tanımayan ve okumayan kardeşlerimi anlayamamanın ızdırabını taşıyorum.

Siz ki, bu açıdan hakiki ilimden İlham alan bir kaynak olduğunuz için özellikle genç arkadaşlarımıza paha biçilmez bir rehbersiniz. Ben de arkanızdan gelen bu binlerce kişiden biri olduğum için çok mutluyum.

Belki de bu yüzden siz, içimizden çıkacak altın bir neslin mimarı olacaksınız. Sizi çağlayan bir akarsuya benzetmek istiyorum. Zira, sadece Sızıntı'nız bile bu nesle hayat vermeye yetecektir!

Allah'ın izniyle bu yüce amaç uğrunda gösterdiğiniz ve gösterece­ğiniz her başarınızı şimdiden kutluyor, siz Sızıntı camiasına en derin sev­gi ve saygılarımı sunuyorum.

Şule Sontay /AMASYA

Sızıntı Dergisini senakâr yazınızı okuduk. Pek memnun olduk. Sizin gibi kadirşinas kardeşlerimiz çoğaldıkça inşaallah pek yakında bekle­nen bahara kavuşacağız. Yeni yazı ve şiirlerinizi köşemizde yayımlamak­tan memnunluk duyacağız. Selâm ve sevgiler.

ONLARIN TORUNU MUYUM

"Tarih'e sor söylesin", ben nastl bir milletim?

Hiç bir çağda olmamış esaretim, zilletim,

Şanım yücedir elbet hür olmaktır, izzetim.

Nasıl düştüm bilmem ki böyle bir garib hâle?

Haç’ın tavrına bir bak; hor bakıyor hilâle...

Nereye gitti isem adalet götürürdüm.

Bir zaferin ardından bir zafere yürürdüm,

Üç kıt'aya İslâm'ın sevgi ağım ördüm.

Peygamber müjdesine nail olan bu ordu,

Tekbir ve dualarla sefere çıkıyordu,

Esti bir hain rüzgâr o şanları savurdu.

O ecdâd ki mirası şu mukaddes vatandır,

O ecdâd ki, kanlan damarımdaki kandır.

Baştanbaşa onların hayatları destandır.

Asırlara mührümü yüz akıyla vuranım.

Bana yeis gerekme: elde iken Kur'ân'ım...

İbrahim Sağır / ESKİŞEHİR

Şiirinizde bazı mısraların dışında güzel bir üslûp, çağlayanlar gibi coşkun bir ses ve tatlı bir ritim tablolaştırdığınız ideal çerçeveye mıknatısı bir güçle çekiyor bizi. Bu coşkun lirizm çağlayanından bize sunduğunuz kadeh kadeh mânâyı daha ustaca ele alınmış şiirlerinizde de duyup hissetmek, içip kanmak isteğimizi belirtir, size kucak dolusu selâmlar sunarız.

ZAFER YOLU

Sen gîdeli buradan ölüm kardeş bizlere.

Çiçekler peşi sıra kuşlar gitti ardından,

Dağla-taş kıyam etti kan çıktı ta dizlere,

Allah'a sırt dayayıp ümitlendik yarından.

Sırtımızda kefenimiz. Kabe mezar taşımız.

Bedir7 deki şehitler bu yolda yoldaşımız.

Kurbanlar koçtan değil, İsmailler adadık.

Gördü ki Firavun''lav: Biz zenginiz Karun'dan,

Arasın diye seni Ebabilleri saldık.

Köprü kurduk gözyaşına yıkılan han u mandan.

Gittiğin günden beri kan ağlar Mescid-i Aksa

Selahaddin’i görse gök çöker efkârından.

Uğrunda kanımızın en son damlası aksa.

Bekleriz EY HÜRRİYET müjde var yarınlardan.

Zafer bizim, bizimdir, onlar korksun sonundan.

Döndürmesin Rabbimiz bizi zafer yolundan.

Bekir URFALI

Şiirinizde her mısra metafizik gerilim yayından vınlayıp çıkan ve hedefi tam ortasından vuran ok gibi. Sanki düşman saflarına çekilen bir kılınç, havada helezonlar çizerek ehl i salip ordusunu lam ortasından ikiye şak ediyor. Fakat bu sertlik ve gerilim duygusu "Dostlara dost isek de düşmanlara ezayız" diyen Asrın Şairinin fısıldadığı mânâ ile aynı hedefe yönelmiş.. Zafer Yoluna. Birinci dörtlüğün son mısraını biz biraz ümitsizlik verdiği için "ümitlendik" kelimesiyle şiirin ümit dolu yarınlara yönelen, zafer ufkuna kanatlanan mısralarıyla aynı hedefe yönelttik. Ayrıca son mısraı biraz benlik atmosferinden kurtarmak için tamamen değiştirdik. Sizden daha dikkatlice yazılmış ve ruha tatlı ritmiyle ses ve muhteva olgunluğuyla mesihi bir nefes gibi diriliş bahşedecek olan şiirler bekliyoruz. Kucak dolusu selâmlar.

UFUK GENÇ

Nicedir melekler görünmez oldu.

Halimizi soran da yok nicedir.

Karanlık öyle koyu ki sanki,

Sabahı yok, bir pek yaman gecedir.

İncedir bu yollar kılıçtan keskin,

Bu yol kırk yarılmış kıldan incedir.

Bu sözlerim mühürlü kalblere değil,

Sözlerimiz nur isteyen ufuk gencedir.

Melih Muhammedoğlu

Şiirinizde lirizmin tatlı ritmini hissetmemek mümkün değil. Tatlı bir ritim dedik. Çünkü şiirinizde nice bir duygu ve düşünce örgüsü iç içe motif motif kendini vicdana hissettiriyor. Biz "Bu ne yaman" kelime grubunun başındaki bu kelimesiyle sanki kelimesinin gece imajı için hem belirlilik hem belirsizlik öğesi olarak kullanılma zıtlığını gidermek için "bir pek yaman gece" gibi bir söyleyişle belirsizlik imajını kuvvetlendirip duyguyu tek bir yöne teksif ettik. Bir de son dörtlükte "nurlu" kelimesi klasik bir söyleyişe mısraı kaydırmaması için onun yerine "Ufuk genç" deyimiyle bu deyime de bir tazelik getirmeye çalıştık. Sizden daha çaplı, muhteva zenginliği olan ve ritim, ses öğeleriyle bütünleşmiş nice şiirler bekliyoruz. Selâmlar, sevgiler.

ZAMAN RÜZGÂRI

Zaman bir rüzgâr, ben uçan yaprak.

Uçup gidiyorum yıllardır.

Dem olur güz ile sararır solar,

Dem olur nevbaharda allara bürünür.

Dem olur kış ile tirtir titrer,

Dem olur yaz ile beraber katmer katmer terlerim.

Kıramadım zincirini aşamadım hudutlarım

Zaman denen hırçın rüzgârın.

Haris Sergin/BATMAN

Zaman rüzgârı şiirinizde ilk bölüm güzel olduğu için köşemizde yayımladık. İkinci bölümde hem ahenk hem konu bütünlüğü yok. Biraz da imajlar düşünce imbiğinden geçirilmeden çizilmiş gibi geldi bize. "Arz-ı endamımı dağlara vurdum" deyimi, "Hayallerimi kutsilere atfeyledim" bunlardan bazıları. Sizden daha olgun muhtevalı, ritim ve ses öğeleriyle san'ata perçinlenmiş lahuti iklime çeken nice güzide şiirler bekliyoruz. Zira şiir insanı ipek gibi sarmalı. Ruha bir çift kanat, gönle burak olmalı. Düşünceye ışık, vicdana ümit tohumları saçmalı. Şiirdeki içten ses insanı başka bambaşka diyarlara götürmeli. Böylece ruh bir kaç dakika olsun hayatın boğucu ızdırablarından kurtulup, maddenin dar çerçevesini terkedip mananın ılık tatlı, alabildiğine geniş atmosferinde teneffüs etmeli.. Zaten ritim ve kafiye öğeleriyle bu ses motivize edilirse, ruh aniden o iklime kanatlanır ve karşısında bir peri suret, temessül etmiş bir melek görür gibi olur. Biz sizde bu ufka erecek, bu olgunlukta şiir yazabilecek kabiliyeti görüp hissettik. Yeni çalışmalarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Selâm ve sevgiler...

KURTULUŞ YOLU

Sevgiyi bir kez tadacak olsan

Hiç bir güç ayırmaz bil sent ondan

Şeytanı içinden bir de kovarsan

Mutluluk yolunu açmış olursun

Yoluna ışıklar saçmış olursun.

Belki de şu esen rüzgârlar seni

Götürür bir yere yaprak misali

Bir de içindeki o sevgi seli

Coşarsa bentleri geçmiş olursun

Kurtuluş yolunu seçmiş olursun.

Ahmet Ocak-ADANA

Tavsiyelerin kristalize edilişi şeklinde mısralarınız. Güzide duygu imleriniz insanı çizdiğiniz dünyaya kanatlandırıyor, İpek tellerden örülmüş şiirinizin birinci dörtlüğünün son mısraını biraz kafiyeyi tam oturtmak biraz da duygu ve düşünceye yoğunluk kazandırmak için değiştirdik. Son dörtlüğünüzdeki yıkmış ve açmış kelimeleri kafiyeli olmadığından şiirin ruhuna uygun "geçmiş" ve "seçmiş" kelimeleriyle değiştirdik. Burada geç ve seç kelimelerinde "eç" hecesi tam kafiye ve "miş" ekinin de redif olduğunu söylemeye gerek yoktur herhalde. Aslında siz bu şiir üzerinde biraz dursaydınız bunları kendinizde düzeltebilirdiniz. Onun için biz sık sık şiir üzerinde bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışma yapmanızı tavsiye ediyoruz size. Yine ayni tavsiyelerle yeni şiirlerini beklediğimizi bildirir selâm ve sevgiler sunarız.

MUCİZEVİ SES

Bir nida. bir ahenk, bir ses

Ölmek üzere ruhlara can. nefes

Kulaklar bayram ediyor

Ruhlara gönüller seyran..

Ya Rabbi ne güzel ses bu

Ne tatlı, ne hoş

Bir bal şerbeti

Tatlı yaz meltemi

Güzde doğan ılık güneş

Rabbin en bol rahmeti

Bu Hakk'ın sesi

İnanan gönüllerin neş'esi

Dirilen ruhların ateşi..

Ümit Özgüler/GİRESUN

Şiiriniz bir su kadar akıcı ve duru, fakat dış örgü yönüyle zayıf. Biz bu sebeplen bazı kelimelerinizi daha iyi uysun diye değiştirdik. Şiirde serbest şekil (kafiye ve ölçüye riayet edilmeyen şekil) nesir ile pek yakınlaşmış ve aradaki sınır o kadar incelmiş ki bazı şiir üstadları buna şiirin ölümü gözüyle bakmışlar. Çünkü şiir nesir değildir. Ona yaklaştıkça değil, kendi ölçüleri içinde ondan uzaklaştıkça şiirdir. Onun için kafiye örgüsü şiirde terkedilemez. Hiç olmazsa sizde bir yerde gördüğümüz iç kafiye (tam olmasa da) şiire serpiştirilmelidir. (Seyran Bayram) Hatta bazı şairlerin aliterasyonlarla, kakofoni ve müzikalite ile şiiri çeşitli boyutlara ulaştırdığı 20. asırda şiiri nesre yaklaştırmaktan ziyade biz iç ve dış örgüsü yönüyle en çok şiir olan bir tarzı seçmeliyiz. Sizden ritim ve ses öğeleri iyi işlenmiş semantik yapısı yüklü şiirler bekliyoruz. Selâmlar sev»iler...

DÜSTUR

Biçilsek de bir hainin kılıcıyla

O sırada kalkın diye bir ses duyarız

Ebû Akil gibi bir ok hızıyla

Hemen doğrulur ayağa kalkarız.

Tembellik çökse de bedenimize

O sırada koşun diye bir ses duyarız.

Ebû Zer gibi bineksiz, yayan

Hemen doğrulup Hakk'a koşarız.

Hançerlensek de arkamızdan kahpece

O sırada "Salaha" diye bir ses duyarız

Hz. Ömer gibi kanlar içinde

Hakk'a şükür ile secde kılarız.

Susuzluk içinde kıvransak da günlerce

O sırada su, su., diye bir ses duyarız

Harise gibi yanşak da susuzluktan

O bardağı bir kardeşe yollarız.

Salih Şahin / SAMSUN

Şiiriniz duygu, düşünce ve iman yüklü. Fakat dış örgü yönüyle zayıf. Kafiye, ölçü, ahenk mânâ şiirde bütünü tamamlayan ve şiiri nesirden ayıran en önemli özelliklerindendir. Sizden ahenk, semantik yapı ve dış çerçeve bütünlüğünü kazanmış orijinal şiirler bekliyoruz.. Selâm ve sevgiler.

DAVA

Öyle bir ağaç düşünün

Altındaki toprak ceset

Üstünde yağan yağmur kan.

Aldığı hava şahadet.

Baltalandıkça büyüyüp

Büyüdükçe yeşerecek .

Ve bu ağaç bir gün gelip

Son meyvesini verecek.

Abdülaziz Koçer / ELAZIĞ

Şiir hayalin çocuğudur. Onu aklın katı prensipleri içine hapsetmek isteyenler çok kısa zamanda unutulmuşlardır. İşte sizin şiirlerinizden bu ufka ulaşan yalnız birinci dörtlüğü ikincisinden dana iyi örülmüş olanını örnekledik köşemizde. Sizden daha orijinal ve iç ve dış yapısı sağlam şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevdiler..

KIRIK KEMAN

Derinden derine bir ağlayış var

Ruhumun bilinmez bir köşesinde

Başını sahile vuran dalgalar

Sanki kaybedişin endişesinde.

Savrulur yollarda bütün toz duman

Kavrulur içimde yeşil asuman

Durmadan inliyor bir kırık keman

Kaybolmuş ömrümün bir gecesinde.

İzzet Uğur/ VAN

Şiiriniz ahenk yönüyle pek güzel. Duygu ve düşünceler adeta mısraların gök kubbesinde beyaz güvercinler gibi uçuşuyor. Daha uzun ve muhteva yüklü şiirler bekliyoruz sizden. Selâm ve sevgiler...

RABBİM

Sabahın şavkı ve fecrin güneşi.

Özerine yemin ederim Rabbim,

Alemlerin nuru.Hakk'ın bir eşi.

Kâinatta yoktur, bilirim Rabbim.

Gönüllere ilham veren ateşi.

Kullarına hep ver, dilerim Rabbim.

Nura gark ettiğin kalbi ve başı.

Bana da vermeni, isterim Rabbim.

Cennetin kokusu, essin kalbime.

Sana kul olmaktır, dileğim Rabbim.

Görmemek korkusu, düştü kalbime.

Kuluna yol göster, göreyim Rabbim.

Hidayet ateşi, beni hep yaksın.

Sevdiğin kullardan, olayım Rabbim.

Melekler yoluna, beni bıraksın.

Nurunda gark olup, öleyim RABBİM.

Turan TUBA

Münacaat şeklinde yazılmış şiirinizi okuduk. Pek beğendik. Sizde şiir gücü var dostum. Kafiye ve redif düzeniniz sağlam. İç ahenk ve mânâ örgüsü tatlı ve iç ferahlatıcı. Yalnız ikinci dörtlüğün son iki mısraında belirsizlik var. Nura gark edilen ve misâl gösterilen kimin başı. Misale başlanmış fakat hiç açılmadan kapanmış. Adeta sana bir şey söyleyeceğim deyip de. muhatabına bir şey söylemeyen ve onu merakta bırakan bir şakacının esprisine benzemiş bu.

Yazılarınızda çevre kirliliğini daha ilmi açıdan ele alırsanız belki Sızıntı'da yayınlama imkânı bulabiliriz. Yeni şiir ve yazılarınızı beklediğimizi bildirir selâm ve sevdiler sunarız.

YARIN

Güneş doğuyor, doğmalı!

Yarın elbet bizim olmalı.

Karanlıkların bağrına

Demet demet nur satmalı.

BİZDE

Bizde yürekler hep ufka bakar

Geçmişten geleceğe şimşekler çakar.

Burak Fethi Yavuz / ANKARA

Bir beyit, bir rubai tarzında şiirinizi örnekledik köşemizde. Seçtiğiniz konular üzerinde biraz daha fikir, hayal, his ve ses öğelerini yoğunlaştırırsanız daha güzide, orijinal şiirler yazabilirsiniz. Bu şiirleri turfanda meyveler gibi bizlere göndermeyi unutmayın. Selâm ve sevgiler..

İNTİZÂR

Bir zaman hu diyarda bülbüller öterdi.

Her tarafta laleler mor sümbüller biterdi.

Her yerde nur vardı, ruhaniler gezerdi.

Analar yiğit doğurur, yiğitler hak söylerdi.

Güneşi söndürdük ya Rab nuru kararttık,

Ters yollara girdik Allah’ım battıkça battık,