Haziran 1991 · s. 234 · 7 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

TESBİTLER
Gecenin Çocuklarına
Sen, gecenin doğurduğu adam.
Gündüze alışanlar seni bilmezler. Sen bir yıldızsın; seni ancak gecenin zehrini içenler tanır.
Gündüzün mesut çocukları, bütün bu aydınlıkları kendini eriterek gecelere hasrettiğin nurlu varlığından geldiğini anlayamazlar.
Yıldız adamlar...
Siz karanlığı delmekle görevli, nurdan adamlarsınız. Siz geceye ışığınızı tutmadaydınız, gündüze kim ulaşabilirdi? Yarın yine gece olacak, siz yine parlayacaksınız. Bugün erimişliğinizle alay edenler, yarın sizinle bahara ereceklerdir. Sizsiz bir dünyanın, karanlığa mahkûm olduğu ergeç anlaşılacaktır...
Terbiye'de İlk Adım
Kendisinden yola çıkmayan bir adam, hiçbir zaman yola çıkmış sayılmaz. Cemiyeti terbiye etme iddiasında olan nice insan vardır ki, kendilerini bu terbiyeden uzak tutarak, bu iddianın ilk şartını ihmal etme gafletine düşmüşlerdir.
Her yolculuk evvela bir vasıtaya binmekle başlar, ondan sonra safha safha yolculuğun diğer kısımları gelir. Bugün kendi nefsini dizginleyemeyen bir insan, kendisini bu yolculuğa nasıl başlamış addedebilir? Bu yolculuğun tek vasıtası vardır; o da kişinin öğrendiğini, evvela nefsine tatbik etmesi hadisesidir.
Cemiyetten önce, kendilerinin terbiye edilmesi lazım gelen bir unsur olarak bakmayanlar, cemiyeti bulandırmaktan öteye gidemezler.
İnsan Olmak Yahut Çile
Konfüçyüs, "öldürmeyen her darbe insanı yüceltir" diyor. Doğrudur. İnsan acılarla büyür, onlara tahammül göstermekle yücelir.
Tarihte cemiyetin dizginlerini eline geçirebilmiş yüce kametlerin hemen tamamı, çilelerin demirden cenderesinden geçebilmiş insanlardır. Hayatı sadece bir zevk vasıtası olarak görenler arasında tek bir irade kahramanı çıkmış değildir.
Zaten insan olmanın en önemli şartlarından biri de, sızılı bir yüreğe, hisseden, duyan bir kafaya sahip olmaktır. İnsan dediğin kafasında sadece kendine ait dertleri taşımamalıdır. İnsan, topyekun insanlığın çilelerini kafasında toplamasını bilen, kendisi için değil cemiyeti için ağlayan adamdır.
Kuvvetli üslubunuzun maharetli kaleminizin güzide meyvalarını Sızıntı' nın diğer sayfalarında da neşretmek isterdik. Daha dolgun muhtevalı konu ve işleniş yönüyle daha çaplı yazı ve şiirlerinizi bekliyoruz. Selamlar
BİR GÜN
Osmanım Söğüt'ün bağrında dirilir.
Eline kudsilerin bayrağı verilir bir gün.
Zümrüt yamaçlara çadır kurulur,
Osmanım Söğüt'ün bağrında dirilir bir gün.
Hayallerde uzak iller belirir,
Osmanım yay gibi gerilir bîr gün.
Gece gündüz atlar sürülür,
Varılmaz illere varılır bir gün.
Osmanım rüyasında cihanı görür,
Denizler ayaklar allına serilir bir gün.
Çınarın dalları üç kıtaya sarılır,
O kutlu rüyalar görülür bir gün.
Kitabullah karşısında dimdik durulur,
Köhne kitaplar dürülür bir gün.
Osmanım sular gibi çağlar durulur,
Aleme insanlık dersi verilir bir gün.
Kurumuş pınarlardan sular fışkırır,
Çatlamış dudaklara sunulur bir gün.
Bülbül güle, gül bülbüle kavuşur,
Akan gözyaşları silinir BİR GÜN.
Osmanım Söğüt'ün bağrında dirilir BİRGÜN.
Mehmet Salih POLAT/ANKARA
Şiiriniz bir ruh çağlayanı şeklinde kendini bize coşkuyla okutturuyor. Ritim ve ahenk yönüyle "Bir gün" redifinin sona gelmesi devrik cümle olması hasebiyle bir burukluk arzetse de şiirinize Osmanlı Devleti'nin ilk şahsiyetini konu olarak seçmeniz bu bizde pek meşhur olmayan devrik cümleli mısraı populerize etme hatasını kapatıyor. Ayrıca bazı yerlerde "bir gün" redifi kullanılmasa da ma'nâ anlaşıldığı için fazla kelime olarak girmiş mısralara. Bunun yanında kafiyeye hâkim üslubunuz dikkat çekici ve sizde umut var olduğu hususunda bizlere ışık tutuyor.
Kıymetli Şairimizden bu tenkitlerin ışığında tarihin coşkun lirizmini lam olarak seçen nice şiirler beklediğimizi bildirir selâmlar sunarız..
FECİR KUŞAĞI
Sevgiden bir armoni çağımın atisinde
Ümitler tomurcuklanmış tur vadisinde.
Diriliş perde perde mizmarın sesinde,
Geleceğin nağmesi Mesih' in nefesinde.
"Fecir Kuşağı" sarılmış sabahın tenine
Işıktan bir atlı iniyor bak zemine,
Semavi bir nota yazılmış defterine
Dönmüş her beste artık zafer türkülerine.
Hayrettin TUĞ/İZMİR
Şiiriniz tatlı bir ritimde sanki ruhu kanatlandırıyor. Sonra onu gümüş tenli sabahlara ulaştırıp ufuktan doğan fecir kuşağıyla sarmaş dolaş ediyor. Düşünen bir beyinden, tefekkür eden bir zihinden, hisseden hassas bir ruhtan doğduğu belli olan bu şiirlerinizin devamını diler sevgiler sunarız.
BATAN GÜNE
Bir gün daha gurub ediyor
Güneş selâm veriyor son şualarıyla
Ömrüm bir gün daha geri gidiyor
Elveda elveda sedalarıyla.
Rüya mı görmekteyim yoksa hayal mi?
Bir ömür bir gün gidecek bizden
Yoksa yokluk mu önüm, sonum zeval mi?
Her gün bir şey eksiliyor hep içimizden.
Azab çekiyorum her gün yatarken
Dışarda yükselir şuh kahkahalar
Derdime onlar bin dert katarken
Kabuslar gelmeyen uykumu kovalar.
MERASİMLER
Eş-dost-arkadaş ve akrabaların bir araya geldiği iki merasim vardır. Bunlardan biri düğün merasimi, diğeri de ölüm merasimidir.
Düğün meclislerinde ne'şe ve sürür hâkimdir. Yüzler güler, gülen yüzlerde güller açar. Tatlı muhabbetler olur. O gün herkes hayat kitabının yeni bir sayfasını açan veya yeni bir menziline ilk adımını atan gençlerin sevinç ve tatlı heyecanlarına iştirak eder. O gün dualar edilir, bu yeni kurulan yuvanın hayırla devam ve temadisi için. Dualar edilir, o yuvanın "Efendimiz'in dilindeki" cennet köşelerinden bir köşe olması için. Dualar edilir, Mevla’nın hayırlı evlatlar vermesi için.
Cenaze merasimlerinde de bir araya gelinir. Cemaatinin üzerinde tasa bulutları dolaşır, her taraftan elem rüzgârları eser, herkesin ruhunu hüzün sarar. O gün gül yüzler solgun, alınlar düşünce ve keder çizgileri ile kırış kırış olur. Önceleri tebessümle gerilen dudakları bıçak açmaz. O gün diller sus-pus olur, sadece gönüller konuşur. İradelerin zembereği boşanır, göz pınarları coşar ve yatağından taşmaya başlar. Ebedî yolculuğuna çıkan dostun muvakkat firak acısıyla yürekler kavrulur, iştahlar kesilir.
Ne mutlu düğün merasiminde ölüm düşüncesini unutmayanlara.
CAHİT SALİHOĞLU
İki merasimi gözler önünde canlandırmışsınız yazınızda. O iki tablonun çağrışım yaptırdığı hakikati koymuşsunuz böylece ortaya. Konuyu içice örüp ardarda kıyaslamalar yapsaydınız karşılaştırmalardaki kritikler daha rahat gözler önüne serilebilirdi. Konudaki bu iç örgüsü okuyucuyu daha derinlere çekmesi teferruattaki inceliklerin yakalayabilmesi için birinci ve ikinci bölüm şeklindeki unutmaya meydan verecek tarza girilmemelidir. Fakat buna rağmen yazınızdaki akıcılık ve inandırıcılık ruhlarda bir silkinme şokuna sebebiyet verecek kadar kuvvetli. Sizden muhteva zenginliği taşıyan temaları işleyen ve yukarıdaki tenkitlerimiz ışığında bir iç örgüsüne sahip güzide yazılar bekliyoruz. Selâmlar..
ÖLÜM ve BAYRAM
İnsanoğlu ölünce
Terkeder evi barkı
Zengin fakir denk olur,
Tek kalır amel farkı.
Ölüm kafesten kuşun
Çırpınarak uçması
Ölüm kuşunuz kafesin
Kafesle buluşması
Allah'ı seven kullar
Tek emrine ram olur
Günahsız geçen günü
Ona bir bayram olur.
Muhammed Fazıl / TAVAS
Şiiriniz oldukça güzel. Olgun bir kalemden çıkmış kadar orijinal şiirinizin inşallah daha başarılı örneklerini okur ve neşrederiz.
SEVGİ ÜSTÜNE
Dünyamızı kuşatan sevgi, var olan her şeyin temeli sevgi. Sevgi, sevgi, sevgi, Kâinat adeta sevgiye denk, sevgiye eş.
Yeşeren tohum güne sevgiyle merhaba der, çiçek sevgiyle gülümser güneşe. Yağmur inerken gökten yere, işlerken toprağın ta derinliklerine sevgi doludur. Toprak sebepken ni'metlere seve seve yapar üstüne düşen görevi. Güneş karanlıkları boğarken, ısıtırken dünyamızı; ay, aydınlatırken gecemizi sevgiyle yapar vazifesini.
Hepsinden önemlisi insanoğlunun kalbindedir sevgi. Bu kalp öyle doludur ki sevgiyle; sonsuzluğu kucaklar, sararcasına.
Ama başlangıçta bir tohum gibidir. Güneşi, sulanmayı, ilgiyi bekleyen. İyi bakıldığında çiçek açan, meyve veren kocaman bir ağaç olur. İyi bakılmadığındaysa varlığını yitirir, silinir gider.
Yazık ki bu tohum silip yok ettiğimiz, yerine nefreti koyduğumuz.
Nefretse sümbül veren içimizde sevginin yerine ne huzur vardır aramızda, ne dirlik düzenlik, ne de iyilik güzellik adına başka bir şey. Sevgi yoksa eğer, her yer karanlık, her şey sıkıcı boğucu, her yer soğuk. Ve her şey ölü.
Nefretse her sabah güneş diye doğan üstümüze, hasretizdir bir şeye. bir şeylere. Hasretizdir... sevgiye. Aradığımız aydınlık, aradığımız sıcaklıktır sevgide bulduğumuz.
Nefretse dirilen baharlarda; papatya, gül yerine, beklediğimiz vardır, yolunu gözlediğimiz. Ümid ettiğimiz, sevgidir. Sevgi, kendisiyle hayat bulacağımız, sevgi, kendisiyle varolmanın sırrına ereceğimiz. Sevgi yarınımız, sevgi geleceğimiz.
Sevgiyi yeşertelim çiçek açsın gönüllerimizde, kuruyup çürümesin. Çürüyen nefret olsun bir daha dirilmemecesine. Sevgiye bıraksın yerini; sevgimizi sonsuza ulaştırırcasına.
Zeynep YURTYAPAN
Yazınızda klasik bir konuyu orijinal bir anlatım, güzel bir üslûpla kaleme almışsınız. Bu güzide kalem gücünüzü başka konularda da göstermenizi ve denemelerinizi bize göndermenizi tavsiye ediyoruz. Selâmlar.
ZAMAN
Bir yaz aksamıydı
Zaman...
Yükselen dalgalar kanatlıydı
Çığlık...
Binlerce damlacık
Su içinde ateş ânıydı.
Zaman daracık.
Son teldi; asılmış yanıyordu
Dalga dedim, damla dedim
Göz dedim. Aman!..
Rotasını almış gidiyordu
Zaman...
Son rüzgârdı. Kasılmış geliyordu.
Fırtına mı, kasırga mı bilmedim.
Çatırtı.
Korkma dedim, salma dedim.
Gül dedim. Zafer.
Göğse çarpmış parçalanıyordu.
Dedim: Ya ışık ya fer..
Ya da sonsuzluğa sefer...
Harun PIÇAK-DİYARBAKIR
Şiiriniz içten söyleyişin mısra çağlayanı sanki. Orijinal mısralarınız bu söyleyişle ayrı bir renk kazandırıyor. "'Su içinde ateş anı", "kasılarak gelen rüzgâr" gibi imajlar sizde ümit olduğu hususunda bizi ikna etti. Size bol bol yazın diyor ve o gergef inceliğiyle işlenmiş şiirlerinizi bize göndermenizi salık veriyoruz. Selâm ve sevgiler..
ŞAFAĞA ÇEKİLEN GÖLGE
Muştu uçurdu turnalar,
Yaralı kan tüten kanatlarıyla
Göz kırptı güvercinler
Kıvrım kıvrım mavera akşamlarıyla.
Hasır örüldü kanatlardan
Son kez yürüdüğüm sabah kapılarına
Çığlık indirdiler burçlardan
Sevgi gölgesi çektim şafaklarına.
Döndü kanatsız turnalar.
Yorgun buluttan düşerken damla
Şimdi uçmaya durdu duygular
Yıldızlardan örülmüş bir akşamla.
Ö. Cevdet ŞAHİNOĞLU
Şiirinizde imaj tazeliği var. Yeni bir şiir iklimi örmüşsünüz mısralarınızla. Yer yer söyleyişiniz bir bilmece şeklini alsa da duygu ve düşünceleriniz bazı yerlerde kesin çizgileriyle belirginlik kazanmış. Yalnız ahenge daha da dikkat etmelisiniz. Zira büyük şiir ustası Y. Kemal bakın ne diyor:
Yani ahenk olmayan şiire şiir denmez. Mısra teline dokununca binbir nağme yükselen şiirler bekliyoruz sizden. Ses dolu, ritim dolu, orijinal imajlar çizen şiirler,sevgi ve selamlar sunuyoruz...