Sızıntı Arşivi

Mayıs 1987 · s. 24 · 2 dakikalık okuma

Hipertansiyona Yeni bir Çözüm mü?

İ. Hakkı Menşur · Dr. · Tıp

may87-27.jpg

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde kalbin, kan pompalamaktan başka Atrial Natriüretik Faktör (ANF) adı verilen güçlü bir hormon salgılayarak kan basıncı ve kan volümünün ayarlanmasında da mühim bir role sahip olduğu öğrenildi.

Hiç durmaksızın vücud faaliyetleri için elzem olan kanı deveran ettirip duran ve günde yaklaşık 7200 litre kan pompalayarak insanı hayrette bırakan kalbin, aynı zamanda bir içsalgı bezi olarak da iş gördüğünün anlaşılması uzun süren ve çok çeşitli merkezlerde yürütülen araştırmalar neticesinde mümkün oldu.

Henüz 1935'lerde kalpte veya kalbe yakın bir yerde bulunması gereken, dolaşan kan miktarına karşı hassas ve kan volümünün ayarlanmasında rolü olan bir mekanizmanın varlığından şüphe ediliyordu. 1950'lerden itibaren araştırıcılar sodyum atılımında vazife gören bir hormon aradılar. Böyle bir hormon bilinen ayar mekânizmalarında değişiklik olmaksızın meydana gelen sodyum ve daha sonra gelişen su atılımını izah edecekti. Bu farz-edilen hormona, kan basıncı ve kan hacminin bilinen iki ayarlayıcısı olan böbrek tarafından kanın süzülmesi ve aldosteron hormonuna ilave bir faaliyeti olacağı için "üçüncü faktör" denildi.

1974'te kalp hücrelerinde, hormon salgılayan bezlerin hücrelerinde bulunan bazı yapıların bulunduğu gösterildikten sonra çalışmalar hızlandı. Nihayet 1983'te artık kalp kulakçıklarından fatrium) salgılandığı anlaşıldığı için ANF (kulakçıklardan salgılanan sodyum atıcı faktör) izole edildi.

ANF kan basıncı ve kan hacmini düzenleyici tesirini kan damarları, böbrekler, böbreküstü bezleri ve beyindeki ayar merkezlerini etkileyerek yapar. ANF kan damarlarındaki kas hücrelerinde gevşemeye sebeb olarak kan akımına olan direnci düşürmektedir. Bu direnç azalması en fazla böbrekteki küçük atardamarlarda görüldüğü için daha fazla su ve sodyum süzülmekte ve idrarla atılmaktadır. Ayrıca ANF böbrekteki kanı süzen tüplere de tesir ederek, su—sodyum atılımını arttırmaktadır. ANF kan basıncının ayarlanmasında vazife alan renin—anjiotensin, vasopressin gibi sistemlerle de tesirleşmektedir.

Araştırmalara göre, ANF muhtemelen göziçi basıncının kontrolüne de iştirak etmektedir.

may87-28.jpg

ANF'nin yüksek tansiyondaki rolü de araştırma mevzuları içindeydi. Tansiyonu yüksek olan hayvanlarda kanda dolaşan

ANF miktarının fazla olduğu ortaya çıktı. Bu, organizmanın, ANF salgısını artırarak kan basıncını düşürmeye çalıştığı şeklinde değerlendirildi. Böylece, organizmaya kendi içinde zuhur eden hâdiselerin düzeltilebilmesi için yerleştirilmiş mekânizmalardan biri daha öğrenilmiş oluyordu (Ağrı durumunda beyin tarafından morfinden daha güçlü olan endorfin salgılanması gibi). Yine hayvanlar Üzerinde yapılan çalışmalar ANF'nin, yüksek tansiyonun kısa sürede düşürülmesi ve uzun süreli kontrolünde faydalı olduğunu gösterdi. Bu durum, ANF'nin yüksek tansiyon tedavisinde yer alacağı günlerin yakın olduğunu müjdeliyor.

Vücudumuzdaki faaliyetleri bize tanıtarak ondaki karışıklık içerisindeki mükemmelliğe dikkatimizi çeken bu çeşit araştırmalar, kâinatta hiçbirşeye tesadüfün parmağının karışmadığını gösterdikleri için teşvike şâyandır.

Scientific American'dan

Dr. İ. Hakkı Menşur