Sızıntı Arşivi

Aralık 1982 · s. 16 · 2 dakikalık okuma

Herşey Onu Anlatıyor

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Aralık 1982 · s. 16 · 755×1044 px tarama
Aralık 1982 · s. 16 · 764×1049 px tarama

varsa, ve benim emsalim ve san'atca ve keyfiyetce birbirimizin kardeşi olan bütün beden hücrelerini idare edip kullanacak tesirli ve nüfuzlu bir hikmet sende varsa göster, sonra ben seni yapabilirim diye iddia et. Yoksa haydi git!

Alyuvarlar bana erzak getiriyorlar. Akyuvarlar da, bana hücum eden hastalıklara mukabele ediyorlar. İşim var, beni meşgul etme. Hem senin gibi âciz, cansız, sağır kör bir şey, bize hiç bir şekilde karışamaz. Çünki: Bizde o derece ince, nâzik ve mükemmel bir intizam (*) var ki; eğer bize hükmeden sonsuz bir hikmet, kudret ve ilim sahibi olmazsa, intizamımız bozulur, nizamımız karışır."

(*) Herşeyi hikmetle yaratan San'atkar, insan bedenini, gayet muntazam bir şehir hükmünde yaratmıştır. Damarların bir kısmı, telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da, çeşmelerin boruları hükmünde, hayat suyu olan kanın hareketlerine vasıta olur. Kan ise: İçinde bir kısım küreler yaratılmış. Bir kısmına alyuvarlar denilir ki, bedenin hücrelerine yiyecekleri dağıtıyor ve İlâhî bir kanun ile hücrelere rızık yetiştiriyor. (Tüccar ve erzak memurları gibi). Diğer kısmı akyuvarlardır ki; ötekilere nisbetle azınlıktadırlar. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki dairevî hareket De, sür'atli ve hayret verici bir vaziyet alırlar. Kanın tamamının ise: Umumî olarak iki vazifesi var. Biri; bedendeki hücrelerin tahribatını tâmir etmek. Diğeri, hücrelerin enkazlarını toplayıp, bedeni temizlemektir. Toplar ve atardamarlar namında iki kısım damarlar var ki: Biri sâfi kanı getirir, dağıtır, sâfi kanın yollarıdır. Diğer kısmı, enkazı toplayan bulanık kanın yollarıdır ki, şu ikinci ise: Kanı, nefesin geldiği yer olan akciğerlere getirirler.

Yaratıcı, havada iki unsur (element) yaratmıştır. Biri azot, biri oksijen. Oksijen ise; nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı kirleten katı ve sert karbon elementini kehribar gibi kendine çeker ikisi birleşir. Karbon dioksit (CO2) denilen boğucu bir gaza dönüştürür. Hem vücut ısısını temin eder, hem kanı temizler. Çünki: Hikmetli Yaratıcı, kimya fenninde aşk-ı kimyevî tabir edilen şiddetli bir alâkayı oksijen ve karbona vermiş ki: O iki element birbirine yakın oldukları vakit o Dâhi kanun ile, o iki element birleşirler. Fennen sabittir ki: Birleşmeden, hararet meydana gelir. Çünki, bu imtizaç yani birleşme, bir nevi yanmadır. Şu sırrın hikmeti şudur ki: O iki elementin, herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. Birleşme vaktinde her iki zerre, yâni onun atomu bunun atomuyla birleşir, birtek hareketle hareket eder. Bir hareket boşta kalır. Çünki: Birleşmeden evvel iki hareket idi. Şimdi iki atom bir oldu. Her iki atom, bir atom gibi bir hareket aldı. Diğer hareket, Yaratıcının bir kanunu ile ısıya dönüşür. Zaten "hareket, harareti doğurur" isbatlanmış bir kanundur. İşte bu sırdandır ki insan vücudundaki ısı, bir kimyevî birleşme ile temin edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için, kan da temizlenmiş olmaktadır. İşte nefes alarak havayı içimize çektiğimiz vakit; vücudun hem âb-ı hayatı olan kanı temizliyor hem nâr-ı hayat denilen vücut ateşini yakıyor. Çıktığı vakit ise, ağızda, İlâhî kudretin mu'cizeleri olan kelime meyvelerini vererek, konuşmamız temin ediliyor. San'atı karşısında akılların hayrete düştüğü Kudreti Sonsuz ne mübecceldir!...