Şubat 2002 · s. 14 · 4 dakikalık okuma
Hayatı Değerlendirme
Hayatla her şey kıymetlenir. Hayatı olmayan bir şeyin değeri yoktur. En sevdiğimiz varlıklar olan anneubabamızı, eşimizi, evlatlarımızı hayatlarını kaybedince götürüp kabre bırakıyoruz. Mevcudat içinde en kıymettar hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar hayata hizmettir. Hayatımızın en önemli tarafı, fani hayatta baki hayatı kazanmaktır. Bu hayatın ahiret hayatımıza çekirdek olması, öbür tarafta meyve vermesi, insan için en çok arzu edilen bir iştir.
Ebedi hayatı zehirleyecek ve tahrip edecek bir hayat tarzını tercih etmek, bedeni arzuların esiri haline gelmek, Hakk’a hizmet ediyorum mülahazası ile farkında olsunuolmasın gurur ve kibirle başkalarını küçük görmek, savcı gibi hep başkalarının kusurunu aramak, güneşi görmeyip şimşeğe aldanmışlık olur. Hakikat nazarında herkesten ziyade imana, Kur’an’a hizmet ediyorum zannıyla, herkese yukarıdan bakan öyle hastalar vardır ki, Kur’an eczahanesinden evvela onların acil ilaca ihtiyacı vardır. Okuduklarını evvela kendi nefislerine okumalı ve muktezasıyla amel etmelidirler.
Bu mevzuda kendilerini kuru bir üzüm çubuğu yerine koyan, hakikata hizmetin kıtmiriyim diyenler, acz, zaaf, fakr, tevazu ve mahviyeti kabullenip kendilerini sıfırlayanlar örnek alınmalıdır. Ömrümüz kısa, lüzumlu işlerimiz çok! Milyonların küfür ve dalalet içinde boğulduğu, sefalet ve meskenet içinde ömür tükettiği, elinden tutup kurtarma beklediği günümüzde, kafalar ciddi bir teftişten geçirilmeli; lüzumsuz, faydasız, ehemmiyetsiz şeyler çıkarılıp atılmalı... Nankör ve kör hissiyatım memnun olacağına, Rabbui Rahim’in razı olmalı; Efendiler Efendisi, Efendimiz (sas) hoşnut kalmalı.
Allah’ın kudret ve iradesiyle yazdığı (yarattığı) kainat kitabını okuyacak, onu envaruı imaniye ve Kur’aniye ile şekillendirecek, renklendirecek, şenlendirecek, insanımızın yüzünü güldüreceğine inandığımız, dünyaya emniyet ve güven soluklayacak mutlu ve kutlu nesiller yetiştirme, insanımızı bu güzel hizmete teşvik etme varken; huzurumuzu bozan, ümidimizi yıkan, ufkumuzu karartan düşmanımızı sevindirip dostlarımızı mahzun eden ifadeler, davranışlar, tatbikatlar, inanmış (kadınuerkek) gönül erlerine, uygun düşmediği muhakkaktır. Bize yakışan; kalbimiz ile Allah, insanlar ile Allah arasındaki engelleri kaldırarak, Allah ve Rasulüllah ahlakı ile ahlaklanmak; Allah’ın emirlerini tebliğ ve temsille insanlığın saadet ve huzuruna hizmet etmektir. Yine bize yakışan, Allah’ın yasaklarından uzaklaştırıp, manen yaralı insanlara şefkat ve merhametle kucak açmak; vakar ve ciddiyetle temsil edilen hizmetin kainat çapında bir hakikat olduğunu göstermektir. Allah ve Rasulü’nü sevdirme adına her şeye katlanmak ve sabretmek, yeryüzü mirasçıları için bir tercih sebebi olmalıdır.
İnanmadan inandıramaz, yaşamadan yaşatamayız. Kalp ibremiz Allah’ı gösteriyor mu? Sessiz gecelerde göz yaşımız var mı? Mutlak bir yarın olan kabre hazır mıyız? Muhasebemiz sağlam mı? Başkasını eleştirdiğimiz, kusur aradığımız kadar, kendimizi gözden geçirip, içimizdeki yılan ve akreplere çare aradık mı?
Hepimiz gidiciyiz. Oyuncak başında kavga eden çocuklar gibi olamayız. Maksadui ilahi yoksa, oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya, bizi aldatmamalı. Unutmamak lazım, Hakk’ın olmadığı yeri batıl işgal eder. alemşümul olan yüce Nebi’nin ümmeti ve varisi olma şerefine ulaşmış insanlar olarak alemşümul bir din olan İslam’ın güzelliklerine ayna ve örnek olmalıyız. Allah ve Rasulü’nü sevdiremeyecek isek, yaşamamızın bir manası olmayacağını bilmemiz gerekir.
Yüce Yaratıcı’nin, şu kainat çarşısında teşhir ettiği rahmet eserlerine dikkatli bir nazarla bakıldığında, bir kumandanın emriyle hareket eden ordu gibi, her şeyin mükemmel bir ahenk içinde mahşer havuzuna aktığı müşahede edilir. Her bir birimin, üzerine aldığı vazifeyi şaşırmadan, yorulmadan en mükemmel şekilde yerine getirdiğini, akıl ve iz’an sahibi insanın görmemesi mümkün değil. Öyle ise insan, kendisine yakışır bir tarzda kainata ibretle bakmalı, onu hikmetle konuşturmalı, derin bir tefekkürle insanın ve kainatın yaratılış sırlarını anlamaya çalışmalıdır.
Ne garip bir tecellidir ki; akılları hayrette bırakıp ruhları kanatlandıran garip sanatlarla tezyin edilmiş mükemmel güzelliklerle, bir tanesine bile insanın gücünün yetmediği kainatlar dolusu konserve edilmiş nimetlerle sofralarımızı süsleyen ve onlarla hayatımızı devam ettiren Merhameti Sonsuz’a karşı insanın nankörce davranmasını anlamak mümkün değildir. “Ey insan, nedir seni o Kerim Rabb’in hakkında aldatan? O değil mi seni yaratan, bütün vücut sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren.” (82/6u7)
Arı eli ile balı yedirenle, mükemmel filtrelerle (kan ve pislik içinden) süzüp sütü içiren O değil mi? “Habibim de ki: Ey çok günah işleyerek, kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü Gafur ve Rahim’dir. Çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır.” (39/53) “Size azap gelip çatmadan önce, Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. O’na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz.” (39/54)
“Size azap farkına varmadığınız yerden ansızın gelip çatmadan önce, Rabbiniz tarafından size gönderilen hükümlerin en güzeline (Kur’an’a) tabi olun.” (39/55)
Evet, inanç ve imanımızın gereği olarak yaratılış gayemiz dünya olmadığı, Allah’ı tanımak ve tanıtmak, muhtaç gönüllere baldan daha tatlı, sütten daha lezzetli iman nurunu ve zevkini tebliğ etmek, bu yolla O’nun rızasını kazanmak olduğuna göre, ister istemez gitme mecburiyetinde olduğumuz büyük bir yarın olan ahirete hazırlanmak zorundayız.
Netice itibariyle; “Eyvah aldandık! Şu hayatuı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzeranuı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgar gibi uçar, gider.” dedirtecek her türlü haram ve günahlardan, yılan ve akrepten kaçar gibi kaçmamız gerekmektedir. Zira kalp ve gönül mimarımız; “Her bir günahta, küfre giden bir yol vardır.” ikazıyla temkinli ve dikkatli yaşamamız gerektiğine işaret buyurmuşlardır.
Allah’ın rızasını kazandıran iman ve Kur’an hizmetinde koşma, bir düşmüşün elinden tutma, bir batmışı kurtarma, bir yangını söndürme en büyük kazancımız olacaktır. İmanla, salih amelle her türlü haksızlığa, sıkıntılara karşı hakkı savunup sabretmekle, hayatımızı değerlendirmiş, bereketlendirmiş ve gönül huzuru ile yaşamış olacağız.