Sızıntı Arşivi

Mart 1991 · s. 69 · 3 dakikalık okuma

Harika Molekül Endofrin

İbrahim Levent · Tıp

Afrika’daki safariden dönen avcı arkadaşlarına heyecanlı bir şekilde kendine saldıran arslanı anlatmaktadır: “Ormanın içinde arslanı ararken bir ara doldurmak için tüfeğimi indirmiştim ki aniden karşımda onu gördüm. Ben ne olduğunu anlayamadan düşmanını tanıyan arslan üzerime atladı. En son hatırladığım bir tüfek sesi ve üzerime doğru gelen bir çift pençeydi. Meğer arkadaşım tam havadayken arslanı vurmuş. Fakat inanmayacaksınız bu sırada hiç korkmadım”. Evet ilk anda size bir abartma gibi gelen “KORKMADIM”sözü emin olun ki doğrudur. Arslan üzerine atladığında avcı ne korkmuş, ne de bir acı duymuştur. Bu durum elbette avcının çok cesur olmasından değil aksine biraz sonra bahsedeceğimiz harika bir mekanizma nedeniyledir.

TV’de belgeselleri izlerken biraz dikkatli olmamız bize birçok şey kazandıracaktır. Hepiniz bir tabiat belgeselinde ormanda bir ceylanı kurban seçen ve kovalayan çakal sürüsü sahnesini defalarca seyretmişsinizdir. Ceylan peşindeki olanca çakalın aç bakışlarından kaçarken yüzünde ürkmüşlüğün ve korkmuşluğun ifadeleri çok barizdir. Zavallı ceylan biraz sonra bir çakalın dişlerini butunda hisseder ve yere yıkılır. Kovalamaca bitmiş, son perde başlamıştır. Çakallar bu nefis avı yemeye bacaklarından başlar. Biz televizyonun başında bile ceylanın etlerinin canlı canlı koparılmasından bir iç burukluğu duyarken ceylan başını yattığı yerden kaldırır ve kendi bacağının yenisini seyreder. Biraz önce kaçarken yüzünde bulunan korku ve endişeden en ufak bir emare yoktur. Aksine çok sakindir ve sanki çakallar uzakta başka bir et parçasını yemektedirler. Kendisi de çakalların dişlerinin verdiği acıyı hissetmemektedir.

Günlük hayatta rastladığımız buna benzer bir çok olayda acı ve ağrı hislerini kilitleyen harika maddelere “endorfin” diyoruz. Endorfinler vücutta sinir hücrelerinden salgılanmakta ve hastalara şiddetli ağrı sırasında verilen morfine benzer bir etkide bulunmaktadır. Kandaki endorfinler genelde beyindeki hipofizden ve böbreküstü bezlerinin iç kısmı olan medullasından salgılanır. Ayrıca ağrıyı periferden omuriliğe ve beyne ileten sinir yollarında da lokal olarak salgılanarak ağrıyı ileten substans-P maddesinin etkisi nötrleştirir. Endorfin alıcıları (reseptörler) genelde beyin boşluğu cidarındaki gri maddede yoğunlaşmıştır. Yeni çalışmalar sinir sisteminin daha birçok alanında da endorfin ve reseptörlerinin varlığını ortaya koymaktadır.

Endorfinin etki mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamasına rağmen iki ayrı mekanizma hakkında deliller bulunmuştur:

1) Doğrudan ağrıyı algılayan reseptörlerin kilitlenmesi,

2) Vücuttaki ağrı kesici sistemin harekete geçirilmesi.

Asıl olarak endorfinlerin organizmanın çok ani gerilim, korku ve şok anlarında devreye girdiği kanıtlanmıştır, ancak hangi durumlarda ve nerelerden salgılandığı deneylerle saptanmaya çalışılmaktadır. Meselâ bir diş ağrısı veya bir yara endorfin mekanizmasını kullanamazken, çok uzun süreli uygulanan elektrik şoku deney hayvanlarında endorfin seviyesini arttırmakta ve ağrı kesici bir etki yapmaktadır. Kalb krizi geçiren hastalar krizden sonra vücutlarına uygulanan ağrı verici işlemlerden dolayı hiçbir şey hissetmediklerini söylemektedirler. Asıl şaşırtıcı olan, bu hastaların şuurunun yerinde olması ve kendilerine yapılan iğneleri gözleriyle görüp, hatırlayabilmeleridir. Yukarıda bahsedilen ceylan ile durumları ne kadar benzemektedir.

Endorfinler acı hissini kesmekten başka spinal refleks dediğimiz, insan ve hayvanların bir tehlike anında düşünmeden yaptıkları ani savunma hareketlerini de kilitler. Meselâ bir tavşana arkadan yaklaşıp bir el çırpsanız o anda fırlar. Fakat çok kuvvetli bir uyarı karşısında tavşan olduğu yerde hareketsiz kalır. Geceleyin karayolunda karşıdan karşıya geçmekte olan tavşanın üzerine aniden bir araba farı düşerse tavşan gelen tehlikeyi gözleriyle gördüğü halde donakalır. Hâlbuki tavşandan beklenen sıçrayıp kaçmasıdır.

Bir başka ilgi çekici nokta ise devamlı başağrısı olan hastalar üzerinde yapılan deneylerde ortaya çıkarılmıştır. Hastaların bir kısmına ağrı kesici ilaçlar verilirken bir kısmına da plasebo dediğimiz şeklen ilaca benzeyen ama hiçbir etkisi olmayan maddeler verilmiştir. Sonuçta plasebo verilen hastalarda ağrılar kaybolmuştur. Kandaki endorfin seviyelerine bakıldığında yükselmiş olduğu görülmüştür. Bu etki “rahatlama beklentisinin” endorfin salınımını tetiklediğini gösterir ve plasebonun psikolojik etkisini fizyolojik bir temele oturtur.

Araştırmacılar son yıllarda revaçta olan akupunktur tedavisinin temelinde de endorfin salınımının yattığını göstermişlerdir. Akupunkturun vücuduna ok saplanmış bir Çinli askerin ancak ok çıkartıldığı zaman acıyı duyması üzerine keşfedildiği söylenmektedir. Bu görüş ne kadar doğrudur bilemeyiz ama vücutta ve sinir sisteminde özel bazı noktaların elektrik veya iğne ile uyarılmasının endorfin seviyelerini yükselttiği bulunmuştur.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Kur’ân’daki ifadesiyle “en mükemmel şekilde yaratılan insan vücudu” her yönüyle Allah’a şahit olmaktadır. Endorfinler salındıklarında kulağımıza Allah’ın rahmetini fısıldıyorlar. Yaratıcımız büyük acı verecek olaylarda kullarının acı çekmesine razı olmuyor. Vücudumuz o kadar harika yaratılmış ki, insan “Siz Rabbinizin nimetlerini saymaya kalksanız bitiremezsiniz” mealindeki âyeti hatırlayamadan geçemiyor.

Kaynaklar:

-Brain’s Clinical Neurology 6th Edition. 1985. Sır R. Bannister.

-Clinical Neurosciences. 1983 Roserberg et.