Nisan 1996 · s. 120 · 5 dakikalık okuma
Gurbet 1
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE
GURBET -1
Gariplik, yabancılık, vatandan ayrı düşme manalarına gelen gurbet; sofiye ıstılahında, Maksud’a ulaşabilmek için, o güne kadar alışılagelen dünya ve onun cazibedar atmosferinden uzaklaşma veya o atmosferde uhrevi buudlu yaşama şeklinde yorumlanmıştır ki, buna dünyanın manevi mimarlarının halleri de diyebiliriz.. halden hale intikal gurbeti, halktan Nakk’a yönelme gurbeti, Hakk’tan halka nüzul gurbeti bu sözcükle zihinlerimizde canlanan ahvalden sadece bazılarıdır.
Gurbetle alakalı bir rivayette, uruc ve nüzulün kahramanı Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enam (Sallallahü aleyhi ve sellem): “Cenab-ı Hakk nezdinde kulların en sevimlisi gariplerdir” buyururlar. Gariplerin kimler olduğu sorulunca da: “Din ve diyanetleri adına halktan uzaklaşabilenlerdir ki, Meryem oğlu İsa ile haşr olacaklardır” şeklinde cevap verilir. Seyyidina Hz. Mesih’le uhreviliğin ilk basamağını paylaşmak, Hz. İsa’nın gurbet derinliğini ifade etme bakımından manidardır.
Garip olarak
ölenin şehit olacağına dair de rivayetler vardır ki –yurttan yuvadan ayrı düşme
manalarına da hamledilmesi mahfuz- halinden-dilinden anlamayan insanların
içinde hal ehlinin gurbeti; fasık ve facirlerin arasında salihlerin gurbeti;
mülhid ve münkirler karşısında iman ve iz’an ehlinin gurbeti; cahil ve
görgüsüzler dünyasında ehl-i ilim ve irfanın gurbeti; suret ve şekil erbabı
beyninde mana ve hakikat erlerinin gurbeti... gibi garipliklere işaret eder.,
ve: “
İslam garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi), günü gelince yine
o gurbete avdet edecektir. Herkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, imar ve ıslah
hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun.!” Farklı bir rivayette: “
ilavesi söz konusudur ki;
“Halk iman ve takva açısından zaaf gösterdiği o gurbetler gününde onlar
keyfiyet olarak sürekli köpürür dururlar” nurefşan beyanıyla her devrin
kudsilerini nazara verir.
Erbab-ı hakikat
gurbeti, daha çok, vicdanlarıyla duyup bildikleri, sezip sevdikleri, hatta bir
manada sürekli maiyyet solukladıkları halde cismaniyet berzahında yaşamaktan
ibaret görmüş ve yolda bulunmanın gereği, bir taraftan dişlerini sıkıp ona
katlanırken, diğer taraftan da vicahinin revh u reyhanına ve “meydan-ı
tayaran-ı ervaha uçmaya” hazır bulunmuş, hatta bunun için hep çırpınıp
durmuşlardır. İşte böylesi ariflerin bir anayurt kabul ettikleri ruhaniler
otağından ayrı düşüp, dünyevi berzahlarda, hasret ve hicranlar içinde
bulunmalarını ifade sadedinde her zaman: “
İşit neyden nasıl hikayet eder; durmuş ayrılıktan şikayet eder.”
(Mesnevi) demiş ve bu iç içe gurbetlerini dile getirmişlerdir. Zannediyorum,
Bilal-i Habeşi Hazretleri, kendisine dar-ı beka ufku göründüğü esnada: “Ben
gurbetten asıl vatana gidiyorum türünden söylediği sözler de yine bu hasret ve
bu özlemin ifadesiydi...
Evet herkes derecesine göre, kervanların konup göçtüğü bir saray mesabesindeki bu dünyaya garipler gibi gelip konaklar ve henüz üzerinden gurbet duygusunu atma fırsatını bulamadan da çarçabuk kapı dışarı edilir. Bundan ötürü de, ruhunda ötelerin özlemini duyanlar ayrı bir gurbet, “malı, mülkü, safası fani hülya” bu dünyaya dilbeste olanlar da ayrı bir gurbet ızdırabıyla hep kıvranır dururlar.. evet bu dünyada:
Gönlüm artık gurbetten usandı ve vatan temennisinde.” (Hüsrev Dehlevi)
mülahazasıyla herkes bir Hüsrev; herkes dünyanın bu dar hendesesinden bizar,
herkes yeni ufuklar peşinde ve vatan-ı asil duygusuyla kıvrım kıvrımdır.
Buraya kadar serdedilen mütalaalar açısından gurbeti, yararı olan, zararı olan, yararı ve zararı olmayan gurbetler diye üç bölümde ele almak da mümkündür:
1. Yararlı ve Hz. Sahib-i Şeriat’ın lisanında memduh sayılan gurbet, hak erleri dediğimiz ehlullahın gurbetidir ki, söz ıtlak edildiğinde kemaline masruf olması esprisine binaen akla gelen gurbet de işte bu gurbettir.. ve bu gurbet “üns billah” la taçlanmış, marifet derinlikli, muhabbet ve iştiyak televvünlü bir gurbettir. Böyle bir gariplik içinde bulunan salik, gurbet rampasıyla sık sık “üns billah” a yükselir., hiçbir zaman mutlak yalnızlığa düşmez ve yalnızlık anlarını O’na ulaşmanın işaretleri kabul eder ve kendini her zaman Allah’ın vilayeti, Peygamberin imameti ve mü’minlerin refakatiyle müeyyed görür.. zatı değerleri ölçüsünde dünya ile olan münasebetlerini devam ettirir.. her zaman ibadet ü taatla dopdolu.. tam bir zahid; ama görünüp bilinmeye karşı bayrak açmış bir zahid ü ariftir. Hadisin ifadesiyle cennetlerin sultanı gibidir ama, hayatını kimsenin önemsemediği bir çizgide sürdürür. Öyle ki, ne yandan bakılırsa bakılsın, o saçı-başı, kılığı-kıyafeti ve oturup-kalkışı itibariyle hep insanlardan bir insandır. Dünyevi uhrevi, maddi-manevi bütün servet ve zenginlikleri, o nimetlerin Hakiki Sahibini anmaya vesile sayar; her zaman şükürle gerilir, şevkle oturur-kalkar ve uhdesine verilmiş bütün ilahi mevhibeleri sırtında bir ariye gömlek gibi görür; ne mevcudiyetleriyle şımarıklaşır ne de fikdanlarıyla kedere, tasaya düşer.
Diğer bir
yaklaşımla, ebrar ve mukarrabinin de gıpta ettiği bu garipler,
fehvasınca, halkın dinden yüz çevirdiği bir dönemde, sünnete sımsıkı
sarılır.. bid’ atlara karşı savaş ilan eder.. duygu, düşünce ve hissiyatlarını
hep tevhid anlayışı etrafında örgüler.. ömürlerini Allah’a intisabın zevki,
şevki ve hazları içinde geçirir.. Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enam’a iktidayı,
insanları Allah’a ulaştıran bir geminin kaptanına teslim olma şeklinde görür..
ve diğer nisbi intisapları da bu nakş-ı a’ zamın bir ipliği, bir izdüşümü, bir
varyantı ve bir varyasyonu sayarlar.
Asr-ı saadet ve ahirzaman velayetinin en önemli ve en bereketli bir kaynağı sayılan bu manadaki gurbet, cazibesi az, kıymeti çok, sıkıntısı fazla, derecesi yüksek, şatahat ve iddialara kapalı bir ululuk yoludur.. ve her devirde bu tertemiz kaynak etrafında bir avuç nezih gönül ve pak vicdan bir araya gelmiş, cemiyeti saran terslikleri göğüslemiş, ruhlara karşı pusu kurup bekleyen gulyabanilerle savaşmış; insanları sevgiyle kucaklamış ve onları, dünyevi-uhrevi beklentilerine ulaştırmaya çalışmış; sonra da mutluluk adına hiçbir şey tadıp duymadan çekip öbür aleme gitmişlerdir.. çekip gitmelidirler de; zira refah, maddi mutluluk, dünyanın gaye-i hayal haline gelmesi, onlar için öldüren birer zehir ve onların vefa telakkilerine karşı da bir “çelişki”dir. Böyle zıtlar arenasında “tearuz-tesakut” deyip yaşamaktansa -ki bu kabil yaşayış gurbet içre gurbet manasına bir “iğtirab” dır ve ömürlerini yaşatma zevkine göre planlamış kimseler için ölümden de beterdir- beraetlerini alıp dostların bulunduğu diyara göç etmeyi tercih ederler.
2. Yararı olmayan ve sahibinin başında sürekli duman duman bir musibet gibi tütüp duran, inkar, ilhad ve dalaletten kaynaklanan bir gurbettir ki, kabir yolculuğuyla sürüp gideceğinden hafta öbür alemde de, hem de çaresiz ve sevapsız devam edeceğinden, zannediyorum en acınacak gurbet de işte bu gurbettir.
3. Ne yararı ne de zararı olmadığı halde anne karnından başlayıp bir mana- da kabre kadar devam eden gurbettir ki, bu gurbet her faninin kaderidir. Bazı garipler itibariyle, niyetin hulusu sayesinde bazen sevaplara vesile olması da söz konusu olan bu gurbet, her zaman ruhta gerekli olan kıvam korunamadığından ötürü, bilhassa Allah’a açık olmayan sinelerde sürekli bir vesile-i hicrandır. Hafız:

Bir kimse eğer gurbette bir an dahi kalsa, dağ kadar metin olsa da, saman kadar bile güçlü sayılmaz. Çaresiz garip, yerinde hep sakin bulunsa da, vatanı hatırlayınca, hiç durmaz (hep) ah çeker.
...........................
Dostların ayrılığından çok şikayetim var ama, (gel gör ki) bu hikaye bu makama sığmaz” diyerek gurbet derdinden dade gelmiş bu kabil hicran ehline ne hoş tercüman olur.