Sızıntı Arşivi

Şubat 2000 · s. 32 · 3 dakikalık okuma

Güneş Doğacak

İsmail Boyacı · Edebiyat


Milletler, uzun tarihleri boyunca, büyük sıkıntılarla karşılaşıp kapkara günler yaşarlar; dayanılmaz acılara, bitmez tükenmez ıztıraplara katlanmak zorunda kalırlar.
Tarihe yön vermiş, dünyaya hükmetmiş, cihan devletleri kurmuş büyük milletlerin tarihinde bu sıkıntı, acı ve ıztıraplar daha fazla görülür. Çünkü onları yok etmek, hiç değilse çepeçevre kuşatıp kımıldayamaz hale getirmek, onlara tarihi misyonlarını unutturmak isteyen sayısız düşmanları vardır.

Bu sayısız iç ve dış düşmanlar karşısında böyle milletler, bazan ümitsizliğe de kapılabilirler. Ama bu büyük milletleri içine düştükleri ümitsizlikten, bedbinlikten kurtaracak, onlara umut aşılayacak, güzel günlerin yakın olduğunu anlatacak, şafağın yakında mutlaka sökeceğini müjdeleyecek yaman önderleri, güçlü yol göstericileri, gür soluklu şairleri de vardır.

İşte M. Abdülfettah ŞAHİN, Kırık Mızrap'taki "Güneş Doğacak" adlı şiirinde, böyle bir misyonu yerine getirir. O, mısraları seher yeli kadar tatlı ve pürüzsüz bu şiirinde, mayası nurla yoğrulmuş, özünde aydınlığın olduğu, hiçbir zulmetin içinde uzun müddet barınamadığı milletine seslenir. Ondan, az daha sabretmesini, dişini sıkmasını, sıkıntılara bir süre daha katlanmasını ister:

Ey mayesi nurla yoğrulmuş millet!
Hele dişini sık az daha sabret!

Çünkü bu milletin göğsünde her zaman taşıdığı "himmet"in sönmemesi yok olmaması çok önemlidir. Eğer bu himmet, bu gayret, bu çalışma, bu gücü manevi yöneliş söner veya sinerse, mazlumlar zulüm görmeğe devam edecek ve bu dünyada zalim izzetiyle, mazlum zilletiyle yaşayacaktır. Halbuki böyle bir dünya, ne insanoğlunu ne de mele-yi alanın sakinlerinin tebessümü, bir büyük milletin "Devlet-i ebed müddet" anlayışıyla dünyayı yönetmesiyle, çevresine hak, adalet, huzur, barış getirmesiyle mümkün olacaktır:

Aman, sönmesin sinendeki himmet!
Son durağın "Devlet-i ebed müddet..."

Bütün toplumlar dünyaya huzur getirecek bu milleti beklemekte, onların yolunu gözlemekte, kurtarıcılarının geleceği umuduyla yaşamaktadır. Yeryüzündeki bütün haksızlıklar, ıztıraplar, kederler, sıkıntılar, çileler, inim inim inlemeler, feryatlar, çığlıklar ancak bu milletin silkinmesi, tekrar gerçek gücüne erişmesi, tarihi misyonunu yerine getirmesiyle ortadan kalkacaktır.. Muztarip yüzler, ancak onların gelmesiyle sevinecektir. Şehitler bile bunu beklemekte, bu yeniden dirilişi gerçekleştirecek nesillerin yolunu gözlemektedir:

Hiç durma yürü ki, yollarda gözler!
Durmuş şehid baban yolunu gözler
Geril, koş! Seni bekliyor pürüzler
Ve artık sevinsin kederli yüzler...!

Fakat bu yeniden diriliş hiç de kolay değildir. Çünkü dava büyük, yollar uzun ve dikenlerle doludur. Bir takım kem talihliler, bazı yarasa bakışlılar, kimi şom ağızlılar, nice karanlık düşünceliler, nice bağnazlar, bu yeniden dirilişi gerçekleştirecek "şimşek bakışlı", nur yüzlü, ay yüzlü yiğitlerin, bu kalpleri ve gönülleri sevgiyle dolu, gönülleri ve kalpleri kafaları kadar, kafaları gönülleri ve kalpleri kadar aydınlık nesillerin yolunu kesmekte, onlara akla hayale gelmedik tuzaklar kurmaktadır.

Ama hiçbir engel, hiçbir tuzak, bu pırıl pırıl nesilleri gayelerine ulaşmaktan alıkoymaya gücü yetmeyecektir. Çünkü onlar, Sonsuz'un yolcusudur ve bu yolculukta onların kılavuzu, rehberi, yüzyıllar öncesinden onların geleceğini müjdeleyen, onları alkışlayan, onlara kardeşlerim diyen "Kutlu Rehber'dir.

Böyle olunca da onlar, kar ve buzları geçecekler, Ferhat gibi dağları dağları delip, aşılmaz sanılan engelleri aşacaklar ve mutlaka, ama mutlaka gayelerine ulaşacaklardır:

Evet, dava büyük yollar da uzun;
Ne gam! Yolcusu olmuşsun Sonsuz'un.
Kutlu Rehber bu yolda kılavuzun,
Lafı mı olur artık, karın-buzun..!

Onlar bu görevlerini bir gün mutlaka başaracak, ikinci bir dirilişi gerçekleştirecek ve barışın, huzurun, sevginin, kardeşliğin, adaletin, hakkın, hukukun hakim olduğu bir dünya kuracaklardır. Dünya onlarla huzura erecek, alem onlarla düzene girecek, cihanın en uzak, en ücra beldelerine bile bu ışık sızacak, bütün karanlıkları ve karanlık düşünceleri ortadan kaldıracaktır:

Nasıl olsa bir gün güneş doğacak;
Çevreye yeniden nurlar yağacak;
Dağ-dere, ova-oba bucak bucak,
Işık gelip karanlığı boğacak...

Böylece bütün bir insanlık alemi, "muştusu verilen zamana" ulaşmanın, "Işığa gönül vermiş yiğitlerin" kurduğu yepyeni, pırıl pırıl bir dünyada yaşamanın hazzını, tadını duyacaktır. Ve inanın bu günler, çok ama çok yakındır.