Nisan 1997 · s. 112 · 3 dakikalık okuma
Görmeye Dayalı Bilginin Yükselişi
Tuğrul Yanık · Arş. Gör. · Bilgi Felsefesi

Günümüzde psikolojiden kimyaya, tıptan astronomiye ve bilgisayar bilimle kadar
uzanan geniş alanda, hadiseleri “görmeye dayalı” hale getirme, algılamanın ve
bilmenin baskın biçimi olmaya başlamıştır. Bu sebeble yazılı düz metine dayalı
algılama ve düşünme biçimine ek olarak “görsel” algılama ve düşünmeye doğru da
hızlı bir geçiş gözlenmektedir.
Bu değişimler insanlığın bilgi edinme ve düşünme biçiminde önemli bir paradigma kaymasına yol açmaktadır. Burada önemli olan nokta, görmeye dayalı algılamanın avantaj ve dezavantajlarının anlaşılabilmesidir.İnsanlık tarihi boyunca yazıya ve şekle, resme dayalı algılama, düşünme ve haberleşme biçimleri birlikte kullanılagelmiştir. 1835’te kameranın keşfedilmesiyle, görülen şeyleri kalıcı kılmak mümkün hale geldi. Fotoğraf teknikleri, bilim ve endüstri çağının gelişmesini hızlandırdı. 1895’te Röntgen isimli fizikçi, X ışınlarını keşfedip vücut içindeki kemikleri ve organları görüntülemek için bir teknik geliştirdi. Bu olay görmeye dayalı algılamanın önem kazanmasını hızlandırdı.
Geçmişte, dünyayı güneşten gelen enerjinin dar bir bandı içerisinde okumaya, çıplak gözle bilmeye, anlamaya çalışıyorduk. Daha sonra gözümüzün algıladığı dünyanın, gerçekliğin küçük bir kısmı olduğunu anladık. Gerçekte enerjinin diğer bandlarında yüzlerce dünya bulunmakta, fakat bunları görebilmek için yeni cihazlar gerekmektedir. Yeni cihazlar icad ettikçe, bu cihazların ayrım ve görüntüleme gücüne bağlı olarak çıplak gözle göremediğimiz dünyaları da görmeye başladık. Bugün gelinen noktada fotografik cihazlar; kırmızıaltı, morötesi, mikrodalga, sesötesi, gama ışınları aracılığıyla görüntüler üreterek her bir enerji bandında nesnenin farklı özelliklerini ortaya çıkarmaktadır.
Günümüzde algılamayı ve öğrenmeyi kolaylaştırmak için “virtual reality” (farazî ortam: gerçek olmayan fakat gerçeklerin yansıtılabilmesi için “sanal gerçeklik”te denilen üç boyutlu ortam hissi oluşturulması) ortamları inşa edilerek maddi dünyada uzun zaman ve ağır maliyet getirecek hadiseleri anlama, öğrenme ve müşahede etme ortamları geliştirilmiştir. Mesela böyle bir farazî gerçeklik ortamında denizin dibine ve oradan uzayın derinliklerine bir seyahat gerçekleştirilebilir. Bu ortamlarda insanlar çıplak gözle göremedikleri mikro ve makro âlemleri, rüya görüyormuşçasına, birkaç dakika içerisinde sanki gerçekmiş gibi müşahede edebilirler.
İnsanlar
üzerinde görmeye dayalı tekniklerin en vurucu tesirleri reklâmcılıkta,
pazarlamacılıkta, haber üretiminde ve eğlence dünyasında gözlenmektedir.
Gelişmelerin vardığı noktalardan biri daha önce bahsedilen farazi gerçeklik
ortamıdır. Burada kişi gerçek dünyanın taklit edildiği, ses ve görüntülerin
olduğu bir ortama yerleştirilerek davranışlarını kontrol etmesi ve öğrenmenin
daha kolay ve kalıcı olması sağlanır. Pilot eğitiminden hekimlerin eğitimine
kadar geniş bir alanda kullanılan farazi gerçeklik ortamında eğitimin başka bir
uygulaması da Müslümanların umre ve hac ziyareti olabilir. Umre ve hac ziyareti
öncesi adayların, farazi gerçeklik ortamında eğitime tabi tutularak, Mekke ve
Medine’ye gitmeden defalarca oralara gitmiş gibi eğitim almaları sağlanabilir,
böylece ziyaret öncesi kendilerini fikren ve ruhen bu mukaddes yolculuğa hazır
hale getirmiş adaylar, umre ve hac ziyareti sırasında karşılaşabilecekleri
muhtemel problemleri asgariye indirebilirler.
Mikroskop ve teleskopla başlayan nesneleri görülebilir hale getirme teknikleri, bugün multimedya (çoklu ortam) teknolojileri ile eğitimde önemli bir yer tutmaktadır. Metine ve görmeye dayalı algılamanın birlikte, doğru ve verimli kullanımı, eğitimin kalitesini artırmaktadır. Benzer şekilde İnternet’i popüler yapan Web sayfaları; yazı, resim, ses ve animasyonun bir arada kullanıldığı bilgi pazarlama ortamları haline dönüşmüştür.
Son 200 yıldır, zihinlerimize “Görmek inanmaktır”, “Görmediğim şeye inanmam” gibi anlayışlar nakşedildi. Ancak bilim dallarındaki bilginin görmeye dayalı hale getirilmesi teknikleri bize her görülen şeyin gerçeği ve gerçek bilgiyi aksettirmediğini, tersine bu tekniklerle gerçek olmayan farazi görüntülerle insanların aldatılabileceğini gösterdi. Toplumun görmeye dayalı teknik ve cihazlarla kuşatıldığı günümüzde, medya da çok yönlü görüntüler kullanarak kamuoyunun genel fikri üzerine tesir etmektedir. Eğitimciler görüntülerin analizini ve kritiğe tabi tutulmasını herkese öğretmek ve bunun önemini anlatmak mecburiyetindeler. Bir kimse fotokopilerle yazılı metinlerde nasıl sahtecilik yapabilirse, görmeye dayalı ortamlarda bilgisayar görüntüleri ile de sahtecilik yapabilir. Nasıl gazetelerde yazan her şeye inanmamamız gerektiğini öğrenmişsek, artık gördüğümüz her şeye de inanmamayı öğrenmek zorundayız.