Temmuz 1993 · s. 6 · 4 dakikalık okuma
Genetik Yapımıza Yerleştirilen Ölüm Genleri

İnsan vücudu trilyonlarca hücrenin (yaklaşık 1015) meydana getirdiği muhteşem bir organizasyon ve yapı olup, herşey ekip ruhu ve düşüncesi etrafında yapılır. Dokular, organlar ve sistemler (kas, bağ, epitel, deri, kemik dokusu, karaciğer, kalp, beyin, mide organları, dolaşım, boşaltım, sindirim sistemleri vb.) şeklinde meydana getirilen organizasyonlarda canlılık, hayat ve ölüm arasında kurulan nazik arasında kurulan nazik dengelerin devam ettirilmesiyle gerçekleştirilir. İnsan dâhil, bütün çok hücreli canlıların tek bir hücreden (zigot) gelişmesi, bugünkü bilgilerimizin ışığında çoğalma, farklılaşma ve ölüm arasında kurulan dengelerin devam ettirilmesiyle mümkün olmaktadır. Büyüme ve gelişme esnasında meydana gelen hücre ölümleri, organların teşekkülünde, doku iç dengelerinin korunmasında (homeostosis), bağışıklık sistemindeki hücrelerin timus bezinde eğitimi sırasında uzaklaştırılmasında önemli rol oynarlar. Programlanmış şekilde cereyan eden hücre ölümleri embriyonik gelişimde fazla sayıdaki hücrelerin atılmasında iş görür. Deri, saç gibi yapıların oluşmasına malzeme sağlar. Özellikle sinir sisteminde görülen seçici hücre ölümleri, omuriliğin ve sempatetik ganglionların oluşmasına ve düzenlenmesine yardımcı olur.
Normal gelişme faaliyetleri yanında hastalıklarda da programlı hücre ölümleri görülür. Mesela Alzheimer hastalığında beyindeki sinir hücrelerinde toplu ölümler görülür. Bu kadar fonksiyonları olan hücre ölümlerinden sorumlu mekanizmaların ortaya çıkarılıp anlaşılması, hem canlının normal gelişim mekanizmalarını hem de nöropatolojik bozuklukların oluşumunu anlamada kritik bir noktayı oluşturmaktadır.
Çok hücreli canlıların gelişimleri sırasında görülen hücre ölümlerinin, her bir hücrenin genetik programında yazılı olduğu bulunmuştur. Bu ölümlere sebep olan genler ise bugün “hücre ölüm genleri” olarak adlandırılmaktadır. Ölüm genlerinin çözülmesi ve harekete geçmesiyle sentezlenen proteinlerin, hücreleri programlı şekilde ölüme sevkettiği son bir yıl içinde tecrübî olarak ispat edilmiştir. Ölüm genleri, düzenlemeye ve yapıya ait olmak üzere iki gruba ayrılır. Yapıya ait ölüm genleri bizzat hücreyi ölüme götürücü mekanizmada rol alan proteinleri sentezlerler. Düzenleyici genler ise, yapıya ait ölüm genlerini düzenleyici ve kontrol edici bir fonksiyon görürler.
Yapılan yüzlerce deneyde hücreye ölme veya yaşama yönünde verilen emirlerin, hücre ve doku farklılaşmasında hayati bir öneme sahip olduğu görülmüştür. Genetik programdaki bir seri ölüm genleri aktive olunca hücre ölmektedir. Araştırmacılar, genetik mühendisliği tekniklerini kullanarak ölüm genlerinden birkaç tanesini saflaştırıp kültür ortamında çok sayıda üretmişlerdir. Son yıllarda en fazla çalışılan ölüm genleri arasında yer alan polyubiquitin genleri (ubiquitin proteinini sentezlerler) çekirdek ihtiva eden (ökaryotik) hücrelerde bulunurlar. 76 aminoasitlik bir protein olan ubiquitin hemen hemen bütün canlılarda aynı özelliklere sahiptir. Mesela, güvedeki ubiquitin ile insandaki aynıdır. Ubiquitinler, proteinlerin parçalanma ve yıkımında rol alırlar. Proteinlerin Lizin Aminoasitlerine bağlanarak onların şekillerini değiştirirler.
Alzheimer hastalığı gibi sinir ile alakalı hastalıklarda, ubiquitinler stoplazmada inklüzyon cisimcikleri olarak birikirler.
Ubiquitin, hücrenin ölüm işlemini başlatan molekül olmaktan ziyade, ölüm başladığında hücredeki proteinlerin hızlı yıkımında ve uzaklaştırılmasında vazife alır. Ubiquitinler hücrede ölümün başlayıp başlamadığını tayin etmede belirleyici molekül olarak kullanılabilir. Genetik programımızda bir senfoni şeklinde çalışan ölüm genlerinden bir fert olan ubiquitin, aynı zamanda düzenleyici genleri bulmada kullanılabilecek bir moleküldür. Senfonik bir tarzda gerçekleşen büyüme ve gelişim hadisesinde, belirli genlerin umumi ahengi bozmadan çalışması veya çalışmaması bizlere ister istemez her bir hücrede, Yaratıcı’nın öldüren ve hayat veren sıfatlarıyla her an ve her saniye icraatta bulunduğunu hatırlatmaktadır.
Programlanmış hücre ölümü hadisesinde düzenleyici olarak rol oynayan genlerden myc geninin ürünü, aşırı sentez edilirse büyüme faktörleri yokluğunda, hücre ölümüne yol açmaktadır. BcI-2 gen ürünü ise, hücrenin ölmemesi için ölüm genlerinin tesirlerini durdurmaya çalışan başka bir proteindir.
İmmün sistemdeki T-hücreleri vücudun koruyucu askerleri olarak göreve başlamadan önce, Timus adlı organda eğitime tabi tutulurlar. Eğitim sırasında bu asker hücreler, kendilerinden olan ile olmayanı ayırt edecek hale gelirler. Eğitim süresince bu işi öğrenemeyen T hücreler, orada programlanmış hücre ölümüyle yok edilirler.
Programlanmış hücre ölümleri, vücudumuzda yüksek dozda radyasyon alımıyla da artmaktadır. Radyasyon almış hücrelerde düzenleyici ölüm genlerinden olduğu düşünülen p53 sentezi başlar. p53 bir seri ölüm genlerini aktive ederek hücreyi öldürür. Kanserli hücrelerde de p53 sentezinde büyük bir artış olduğu tespit edilmiştir.
Ölüm genleri kanserli hücrelerin ortaya çıkışına da ışık tutmaktadır. Sağlıklı durumlarda dokulardaki hücreler anarşi çıkardığında veya arızalandığında, derhal genetik programlarındaki ölüm genleri aktive edilip öldürülmektedirler. Böylece vücudun sağlıklı işleyişi bozulmamaktadır. Kanserin oluşmasında ise bazı hücrelerde bu ölüm genleri ya aktive edilememekte veya hücreler ölüm genlerinden herhangi bir sebeple kaçarak ölümden kurtulmaktadırlar. Sürekli, aşın şekilde çoğalmaya başlayan bu hücreler sonunda canlı sistemin ölümüne yol açmaktadırlar. Bugünkü bilgilerimiz ışığında vücudumuzda hergün binlerce kanserli hücre oluşmakta ve bunlar, içlerindeki ölüm genleri aktive edilerek derhal öldürülmektedir. Bu şekilde vücudumuzda, “toplumun selameti için fertler feda edilir” şeklindeki izafi adalet her an ve her saniye uygulanmakta ve herşey insanın yaşaması lehinde kullanılmaktadır.
Son yıllarda kanser tedavisinde kullanılmak üzere, hücredeki bu ölüm genlerini aktif hale getirecek veya tesirlerini hızlandıracak molekülleri keşfetme üzerinde yoğun şekilde çalışmalar yapılmaktadır.
Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere, vücudumuzun her bir hücresine hem yaşlanmamıza hem de ölümümüze sebep olacak genetik bilgi ve program yerleştirilmiştir. Sonuçta vücudumuzdaki milyarlarca hücrenin hep bir ağızdan “Ölüm haktır. Ecel birdir, değişmez.” hakikatına şahidlik yaptıklarını ilimler lisanıyla da öğrenmiş oluyoruz.
Selim ÇALDIRANLI
KAYNAKLAR
Nature. Vol: 362.29 Nisan 1993 sh: 766
- Bio Essays Vol: 13. No: 8 Ağustos 1991 sh: 389-394