Kasım 1995 · s. 454 · 2 dakikalık okuma
Gençliğe Mesaj

Dünya kuruldu kurulalı gündüzler geceleri, ışık da karanlığı adım adım takip etmekte; yok olmaları var olmalar, ölmeleri de dirilmeler kovalayıp durmaktadır.
Cihan var oldu olalı hiçbir şey kararında kalmamış; gelenler gitmiş, gidenlerin yerlerini başkaları almış ve onları da başkaları takip etmektedir.
Bir zamanın azizleri, başka bir zamanın perişanları, zelil ve derbeder olanları da azizleri olmuşlardır. Bu itibarla bugün aziz görünenlerin yarın zelil, bugün zelil sayılanların da yarın aziz olmayacaklarını kimse iddia edemez. Dün yerle bir edilen Japonya ve Almanya bugün başkalarının korkulu rüyasıdır.
Dün aziz, asil ve şerefli olan milletimiz; dînî hassasiyetini ve ruhî bütünlüğünü koruyamadığı, gelecek adına hazırlanamadığı, genç nesillerimizi bu şuur ve anlayışla yetiştirmediği için, ardı arkası kesilmeyen iç ve dış sarsıntılara karşı koyamayarak tıpkı içi boşalmış bir çınar gibi devrilip gitmişti.
Şimdi yeni bir devre başlıyor. Çözülme ve çökme sırası başkalarında… Tabii şartlarını yerine getirebilirsek doğrulup kendine gelme sırası da bizde. Bu yenileşme, kimliğini bulma, ruh, zekâ, his ve irâdesi sağlam nesillerin yetişmesine bağlı.
Yaşamak için değil, yaşatmak için var olduğuna inanan nesiller; nefislerine karşı fevkalâde disiplinli ve sert, başkalarının eksik ve kusurları karşısında alabildiğine müsamahalı nesiller...
Bir nesil dünüyle irtibatını devam ettirmez, hassasiyetle özünü korumaz ise, yarınlarını teminat altına alması mümkün değildir. Kökünden uzaklaşan, özüne yabancılaşan nesiller ve milletler, rüzgâr önündeki yaprak gibi savrulur ve katiyen istikbal va’dedici olamazlar.
Evet bir millet, istikbalinin emanetçileri olan genç nesillere, müsbet ilimlerin yanında tarih şuuru ve millî ruh verir ve onları ümitle de kamçılarsa ölümsüzlük aşılamış, böylece geleceğini maddî-manevî teminat altına almış olur.
Durgun sular yosun tutar. İşlemeyen uzuvlar kireç bağlar. Çağlayanlar hep tertemiz ve pırıl pırıldır. Bütün bir hayat boyu durup dinlenmeden mekiklerini, kalbi ve kafası arasında hareket ettirenler, bir gün ruhlarının baharına şahit olacaklardır. Zira bakılan bağ ve bahçeler meyve verir. Bağ ve bahçelerimizi saran ısırganlar gibi, maddî ve manevî varlığımızı tehdit eden nesiller, perişaniyetimize vesile olan hâdiseler, ihmallerimizin ifadesi ve bizim gaflet ve umursamazlığımızın ürünleridirler.
Her türlü başarının ilk şartı iman ve mücadele gücüdür. Bu iman ve mücadele gücünden mahrum gönüller ise, bu küçük zorluklar karşısında sarsılıp ümitsizliğe düşmeye, cesaretlerini yitirip devre dışı kalmaya mahkûmdurlar. Çalışmak için güce, gayret için ümide ihtiyaç vardır.
Tarih şuuru, geçmişle geleceği bağlayan bir köprü mesabesindedir. Bu köprüyü yıkıp tarih şuurunu koruyamayan herhangi bir milletin payidar olduğu görülmemiştir.
Yükselip semâlar ötesine ulaşmak, yıkılıp zillet ve bataklığa gömülmek, bir imtihan gizliliği içinde insana tevdî edilmiştir. Bu yükseliş ve düşüş, insanın iradesini kullanmasına bağlıdır.
İnsanın, insanlık semasına çıkabilmesi için akıl ve iradesini, temiz niyetini, sistemli düşüncesini sarsılmayan bir azim, sönmeyen bir ümit, tükenmeyen bir aksiyon ve aldatmayan bir vefa ve sadakat ile bütünleştirmesi gerekir.
Ruh dünyalarında aydınlığa ermiş, varlıkla bütünleşmiş bahtiyar nesillerin, eşya ve hâdiselere yeni bir bakış kazandıracağı muhakkaktır.
Yeniden dirilişimizi idrak etme noktasında bulunan bir millet olarak, her günü bir bahar günü sayarak, durmadan çevreye tohum saçmalı ve Hakk’ın ihsanlarını değerlendirip yediveren başak haline getirmeliyiz.