Sızıntı Arşivi

Haziran 2000 · s. 218 · 6 dakikalık okuma

Geleceğin Ecza Depoları

· Tıp


1928 yılında Alexander Fleming Stafilococcus veya Streptococcus bakterileri için üretme ortamı (kültür) hazırlarken bir ekmek küfü olan, Penicillium sporu, kültür kabına konur. Bu sporun etrafında bakteri üremesini engelleyen bir hale oluşur. Bundan sonrası ise bilinen şeyler. Artık tıp dünyasında yeni bir dönem başlamıştır: Antibiyotiklerin keşfiyle başlayan ve çocuk ölümlerinin azalacagı bir dönem. Ancak antibiyotiklerin o ihtişamlı günleri artık sona ermiştir. Bakteriler geliştirilen her ilaca direnç oluşturarak üremelerine devam etmektedirler. Bu durumda yeni ilaçlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Doktorlar zaten sebebi bakteri olmayan kanser, Alzheimer, AIDS gibi birçok hastalık karşısında çaresiz durumdaydılar. Araştırmacılar daha dirençli bakterilere karşı, yeni nesil antibiyotikler için hiç akla gelmeyen esrarlı alanları araştırmaktadırlar (bataklıklar, kimyev" atık ve çöp yığınları gibi). Bir mısır tarlası veya bir ormandan biraz kirli bir örnek alsak, bunu laboratuara getirip incelesek, Streptomisin, Actinomisin, Vancomisin üreten mikroorganizmaları keşfedebiliriz. Bugün aynı deneyleri yapsak % 98 yine aynı sonuçlarla karşılaşırız. O halde ne yapılmalıdır? Cevap basit: Denizler araştırılmalıdır. Özellikle 1980 yılından bu yana Amerika'da birçok araştırma merkezi (Mesela: Scripps Center for Marine Biotechnology) bu konuda çalışmaktadır ve sevindirici gelişmeler de olmaktadır. Sarı renkli ve yumuşak bir mercan türü olan Pennatula sulcata (deniz tüyü)'dan taxol gibi, kanser hücrelerinde bölünmeyi durduran; çeşitli deniz bitkileri ve mayalarından da virüs öldürücü proteinler elde edilmiştir.

Bugula adı verilen ve yosuna benzemekle beraber aslında bir hayvan olan (Bryozoa) deniz canlısından kan kanserini tedavi edebilecek, umut verici ilaçlar elde edilmiştir.

Denizler ve okyanuslar dünya yüzeyinin % 70'ini oluştururlar. Buralar Kudreti Sonsuz Yaratıcı'nın binlerce isimlerine tercüman olan çok çeşitli özel canlılarla doludur. Bunların yarıdan fazlasına karalarda rastlanmamaktadır. Gerçekten de denizler bizler için çok önemlidir ve birçok konuda umut kaynagıdır. Nitekim Kur'an-ı Ker"m'in Nahl suresinin 14. ayetinde Allah (cc) verdiği rızkı aramamız için denizlerin hazır bir vaziyette olduğunu belirtiyor. "Ve o halık-ı azimdir ki, denizi musahhar etmiştir. Ta ki ondan taze bir et yiyesiniz ve ondan giyeceğiniz bir ziynet çıkarasınız. Gemileri de orada yara yara gider bir halde görürsün. Hem fazlından talep edesiniz, hem de gerektir ki şükredesiniz."

Bütün bu gelişmeler çok güzel... Ancak zor olan, çalışmalara nereden başlanacağıdır. Çok renkli ve çeşitli bir hayatın olduğu denizler bizlere bu konuda ip uçları vermektedir. Bilim adamları geleceklerini okyanuslarda arıyor artık. Öncelikle strateji, çalışmaya çok derin olmayan, tropikal sığ bölgeleri teşkil eden mercan resif ve atolleri gibi deniz hayatının yoğun olduğu yerlerden başlamak olmalıdır. Mercan kayalıkları tabir yerindeyse canlı türleriyle tıka basa doludur. Bugün için bilinen 93.000 adet mercan kayalıklarında ve resiflerinde yaşayan tür vardır. Bütün okyanusları düşünürsek milyonlarca tür... Buralarda çalışmalar yapılırken canlılara ve onların yaşadığı çevreye yani, ekosisteme zarar vermeden hareket edilmelidir. Amerikalı araştırmacılara göre her canlının ekosistemde biz farkına varsak da varmasak da husus" bir yeri vardır. Yine her canlının bir yaratılış gayesi vardır ve insanlık için faydalı yönler taşırlar. Denizlerdeki bu canlıların özelliklerinden faydalanarak yeni ilaçlar geliştirmeyi hedefleyen Kaliforniya Üniversitesi farmakologlarından W. Fenical çok enteresan bir buluş yapar.

Bazı canlılar kendilerini korumak için husus" bileşime sahip kimyev" maddeleri çevrelerine yayarlar. Bunu ispatlamak için bir deney yapılır. Ölü ton balığı su yüzeyine bırakılır, balık birkaç dakika içinde başka balıklara yem olur. Deniz yelpazesi adı verilen deniz bitkisi parçalanarak püre haline getirilir ve ton balığı ile bulamaç edilerek su yüzeyine bırakılır. Biraz önce balığı büyük bir zevkle yiyen diğer balıklar, neşeyle geldikleri avlarından bir lokma bile aldıklarında keyifleri kaçarak hemen oradan uzaklaşırlar.

Deniz yelpazesi ile yapılan çalışmalar sonunda, bu canlıda pseudopterosin adı verilen bir molekül keşfedilir. Pseudopterosin; güneş yanıklarını, şişlikleri, kimyev" maddelerin sebep olduğu alerjilerin rahatsızlıklarını hafifletmektedir. Yakında pseudopterosin'in, psoriasis (sedef) hastalığı güneş yanığı ve arthrit (eklem iltihabı) tedavisinde kullanılması beklenmektedir. Bu buluş üzerine Nereus Pharmaceuticals adlı biyoteknoloji şirketi araştırmacıların çalışmalarına destek vermiş ve buluşlarının lisansını almıştır.

Deniz yelpazesi otundan diş macunu yapılması da düşünülmektedir. Bitki özleri, yüz kremleri ve kozmetik ürünlerinde kullanılmaya hazırdır. Pseudopterogorgia elisabethae adlı bir deniz yelpazesi türü üzerine çalışmalar yoğunlaşmıştır.

Avustralya'nın sığ sahil bölgelerinde yumuşak bir mercan türünden eleutherobin adlı bir madde elde edilmiştir. Bu madde taxol gibi hücre içindeki mikrotüpçüklerin proteinlerine bağlanarak çeşitli kanser türlerinde hücre bölünmesini durdurmaktadır. Akdeniz'deki mercan kayalıklarındaki süngerlerden de benzer maddeler elde edilmiştir. Sarı yumuşak bir sünger türünden halichondrin B adında antikanser özelliği olan bir madde keşfedilmiştir. Fakat 300 mg halichondrin B elde etmek için bir ton sünger gerekmektedir. Bu ihtiyacı karşılamak için ise ancak özel sünger çiftliklerinin kurulması gerekmektedir.

Nitekim Yeni Zelanda'da denizdeki ekosisteme zarar vermemek ve daha bol ilaç elde etmek için çiftlikler kurulmuştur.

Bugula adlı yosun hayvancığı kültürü çiftliklerde yapılmaktadır. Bu canlı sığ sularda yetişmektedir ve üç türü Bryostatin 1 adında lösemiden böbrek hastalıklarına kadar çeşitli hastalıklara çare olabilecek bir potansiyele sahip ilaç yapılmaktadır.

Bazı Örnekler

1) At nalı yengecinin (Limulus polyphemus) kanı, ilaçlardaki, sudaki ve tıbb" cihazlardaki endotoksinlerin (E. coli gibi gram negatif bakterilerin ürettiği zehir) tespiti için kullanılmaktadır. Ekosistemde ve deniz hayatında önemli bir yere sahip olan bu yengecin kanı, ortamda endotoksinler varsa pıhtılaşmaktadır. NASA, FDA ve NIH'ın himayesinde bu konudaki çalışmalar hızla devam etmektedir.

2) Osteoporoz, Amerika'da 25 milyon kişinin hayatına tesir eden ve tedavi için yılda 10 milyar dolar masrafa sebep olan bir hastalıktır. Yılda 1,5 milyon kırık ve 50.000 ölüm olmaktadır. Hastalara uygulanan başlıca tedavi östrojen hormonu takviyesidir. Ancak çoğu hasta bunu tolere edememektedir.

Alabalık ve ton balığından elde edilen kalsitonin hormonu osteoporoz hastaları için bir umut kaynağıdır. Kalsitonin kemiklerden kalsiyum kaybını önler. Domuz tiroid bezinden veya sentetik olarak elde edilir. Salcatonin gibi (SCT) yılan balığından sentetik olarak da ECT adı altında kalsitonin üretilir. Ton balığı ve yılan balığından elde edilen kalsitoninler, insan ve domuzdan elde edilen kalsitonine göre daha tesirlidirler. SCT ve ECT daha uzun süre etkili olurlar (Kanis, 1997). Balıklardaki kalsitonin hormonu, insanda tiroid bezinden salgılanan aynı isimli hormondan 30 kat daha tesirlidir. Osteoporozda kemikleri eritip parçalayan osteoklast hücrelerinin aktivitesini önler.

FDA'nın tasdik ettiği ilk alabalık kalsitonini Calcimar adı ile piyasaya sürülmüştür. Dünyanın en büyük ilaç firmalarından Novartis Miacalcin adı ile bir ampul ve bir de burun spreyi olarak ilaç hazırlamıştır. Kalsitonin, alınması zor bir ilaç olduğundan, ağızdan da alınabilmesi için klinik çalışmalar devam etmektedr.

3) Kemik yaralanmaları ve ezilmelerinde normalde hidroksipatit denilen özel bir kalsiyum minerali tedavi için kullanılmaktadır. Mercan kolonilerinin sert dış iskeletini teşkil eden bu organik kaynaklı maddenin, sun" olarak elde edilen inorganik hidroksiapatite göre bazı avantajları mevcuttur. En azından ikinci ameliyat riski azdır. Bu maddenin diş tedavilerinde kullanılması da düşünülmektedir.

Ülkemizdeki Durum
Bilim adamları gelecek yüzyılın ilaçlarını keşfetmek için denizlere yelken açmış bulunmaktadırlar. Hemen her tarafımızın sularla çevrili olduğu ülkemizde de yelkenler fora demenin zamanı gelmiştir. Amerika'da denize ve göllere yakın veya kıyıda olan 29 üniversite ve bunlara bağlı 300 araştırma merkezi mill" bir sağlık proğramı çerçevesinde denizlerdeki ilaçlar konusunda çalışmaktadır. Mesela; Havai Üniversitesi araştırmacıları mavi-yeşil alglerden elde ettikleri cryptophycin adlı maddenin prostat ve meme kanserine tesirleri; Rhodo Üniversitesi dinoflagellate planktonlarından elde edilen metabolit ile anti-tümör özelliğin ortaya çıkarılması, Kaliforniya Üniversitesi Pseudopterosin'lerin deri üzerine tesirleri; Ulusal Kanser Enstitüsü deniz salyangozlarının ağrı dindirici özellikleri üzerine çalışmaktadırlar.

Bilim hızla ilerliyor. Yakın gelecekte bugün için tedavi edilemez olan hastalıklar için yeni tedaviler, yeni ilaçlar geliştirilecektir. Denizleri ve içindeki milyonlarca canlıyı yaratan Rabbimiz onları bizim hizmetimize vermiş; yeter ki biz nerelerde kullanılabileceklerini araştırıp bulalım. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) de bu hususa dikkat çekmek üzere "Allah Teala hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir çare vermiştir" buyurmuştur. Çözüm de çok yakınımızda. Denizler, okyanuslar, göller, akarsular kucaklarını açmış bizleri bekliyorlar.

Kaynaklar
- Discover, Mart 1999.
- FDA Consumer Magazine, Ocak 1998 (Amerikan Food and Drug Administration).
- John Kanis, Osteoporosis, Revised edition, 1997, Blackwell.