Eylül 1996 · s. 354 · 3 dakikalık okuma
Gel Git Bölgelerinde Çevre Dengeleri
İsmail Gül · Dr. · Ekoloji
Gel-git(med-cezir) bölgeleri hava şartlarına göre çok değişiklik gösterirler. Aylara, mevsimlere hatta günün çeşitli saatlerine göre bazen fırtına ve dalgalara maruz kalan bu bölgelerde hayat zorlu ve çetin bir hal alır. Böyle bir ortamda yaşayan bir organizmanın kendi iç dengesini koruması için, yeni şartlara uyum sağlayacak fizyolojik mekanizmaların olması şarttır.
Kumlu sahillerden tutun da makro planda kalıcı -ama mikro alemde çok değişken- kayalık kıyılara kadar birçok yerde gel-git bölgeleri olabilir. Değişim gösteren şartlar arasında sıcaklık, pH (asitlik derecesi), oksijen ve besin tüketimi, güneş ışığı, toprağın nemi ve kıvamı sayılabilir. Kayaların arasındaki oksijen, etraftan bağımsız bir şekilde, gün boyunca 500 torr’dan (fotosentezin en yüksek olduğu zaman) sıfıra (gece) kadar değişebilmekte, gel-git olduğu zamanlarda ise çevredeki normal değerlere eşit olabilmektedir.
Burada
yaşayan canlılar çevre şartlarına uygun davranış gösterirler. Mesela bazı
yumuşakçaların larvaları, kendilerine verilen kimyevi duyu organlarıyla, daha
önce kendi cinslerinin yerleşmiş olduğu yerleri seçerler. Eklembacaklılardan
(Artropoda) Balanus ve Lepas gibi midyeye benzeyen kabuklu hareketsiz
(Semibalanus) organizmaları ise, çevre şartları kötüleştiğinde zarar görmemek
için kapanırlar. Hareketli olanlarsa ya dalgaların seviyesine göre yerleşim
yerlerinin yüksekliğini ayarlarlar yahut da kumların veya kayaların arasında
kendilerine bir sığınak bulurlar.
Deniz şakayığı (Anemonia) ve hareketsiz yumuşakçalar dalgaların etkilerine karşı kendini ayakta tutacak bazı mekanik özelliklere sahip olup; suyun dışına atıldıklarında ise çevre faktörlerinden zarar görmeyen, ama aynı zamanda yeterli gaz alışverişini sağlayabilen bir dış örtüye sahiptirler.
Gel-git bölgelerinde yaşayan balıklarda yapılan çalışmalar, onların dalga içinde kalma sürelerine göre fiziko-kimyevi özelliklerinin çok değiştiğini göstermiştir. Bu balıklarda, derin sularda yaşayan benzerlerinden farklı olarak, saf sudan tutun da deniz suyundan daha tuzlu sulara kadar her çeşit suda kan pH’larının değişmediği gözlenmiştir. Böylece bu balıklar her türlü ortamda hayatlarını sürdürebilirler. Kan pHlarının değişmemesinin sebebi, bu balıklara yerleştirilen iyon alışverişi yapma özelliğine sahip solungaçlardır. Benzer bir şekilde ortamdaki oksijen miktarı çok fazla değişmesine rağmen, kandaki oksijen seviyesi, solunum sistemine verilen bir mekanizmayla kontrol edilebilmektedir. Bu balıkların en enteresan özelliği dalgalarla suyun dışına sürüklendiklerinde havadaki nemi kullandıkları kısa süreli hava solunumuna geçebilmeleridir.
Bu
yerlerdeki organizmalar fiziki şartlara uyum sağlamanın yanı sıra, zamana ve
yere göre oldukça değişebilen çevre şartlarına da uyum sağlamak zorundadırlar.
Aynı ortamı paylaştıkları canlılarla, yemlerinin etkileşimleri söz konusudur.
Semibalanus üzerinde yapılan
araştırmalarda kayalıkların arasında yaşamanın ve çoğalıp yaygınlaşmanın
gerçekleşmesinde önemli bir faktörün, diğer canlılarla ve kendi aralarındaki
rekabet olduğu anlaşılmıştır. Semibalanus ve Ohthamalus canlıları üzerinde
yapılan çalışmalarda, Semibalanusun daha çabuk üreyerek, Ohthamalusu
sıkıştırıp, öldürüp onun ancak yüksek seviyelerde yaşayabilmesine sebep olduğu
tesbit edilmiştir. Yakın zamanda yapılan başka bir araştırmada Semibalanusun
kendi hemcinsleriyle yaptığı mücadele incelenmiştir. Aşağı seviyelerde sayıca
artmanın başlıca ölüm sebebi olduğu, yüksek seviyelerde ise kalabalık grupların
kaya yüzeylerinde sıcaklığı ayarlama açısından avantajlı olduğu, bunun yanında
yükseklerde ise hayatı tehdit eden faktörlerin ısı ve su kaybı olduğu
anlaşılmıştır.
Görülüyor ki, gel-git bölgeleri, hayatın belli bir iç denge düzeni korunarak devam ettirilebilmesi için çok zor yerler; ama bunca zorlu ve çetin şartlara rağmen bu olağanüstü ekolojik denge sürüp gitmektedir. Akılsız ve basit canlılar olarak görülen bu kabuklu hayvanların bile başıboş bırakılmayıp bulundukları bölgeye uygun organlar ve fizyolojik mekanizmalarla donatılması apaçık onları gören, bilen, işiten ve ihtiyaçlarına cevap veren bir Kudreti göstermiyor mu?