Sızıntı Arşivi

Ağustos 1997 · s. 300 · 9 dakikalık okuma

Fıtrî Zırıhımız DERİ

Aydın Boz · Anatomi

Bir yaz günü kumsalda dolaştığınızı düşünün. Güneş, olanca sıcaklığıyla alnınızı, kollarınızı ve omuzlarınızı yakarken, deniz suyu da ayaklarınızdan serinlik gönderir. Bir an içinizden “Ne tuhaf! Aynı anda vücudumun üst bölgesinde yanma ve alt bölgesinde de serinleme hissi meydana geliyor” diye geçirirken, birden elinizdeki bir acıyla irkiliyorsunuz. Anlaşılan sivrisinek yine mutat ziyaretini yapmakta. Bu kadarla da kalsa iyi. Bu arada tabanlarınızın altında pürüzlü kumları ve ufak ufak taşları, kırılmış bir midye kabuğunu hissedebilirsiniz. Ayağınızı kaldırıp baktığınızda, hiçbir yara izi görünmediğinden, doğruca denize dalarsınız. Birden omuzlarınızdaki sıcaklık kaybolur, ayaklarınızla beraber bütün vücudunuzu hoş bir serinlik kaplar.

Beyin ve omurilik ile direkt bağlantısı olan cildiniz, sizi sıcak, soğuk, pürüzlülük, yumuşaklık-gıdıklanma ve acıdan haberdar eder. Kırık bir midye kabuğuna bastığınızda, sizi uyararak, yaralanmanızı önler. Suya girdiğinizde ise, vücut ısınızın ayarında yardımcı olur. En önemlisi de cildiniz, İngiliz anatomi uzmanı John Zachary Young’ın da dediği gibi, sizi çözülüp, dağılmaktan korur. Ne yazık ki, çoğumuz cildimize gereğince itina göstermiyor ve onu koruyamıyoruz.

GÖZ GÖRE GÖRE YANMAYIN!

Her cilt ister istemez güneşten etkilenir. Her ne kadar bazı kimseler sağlıklı ve bronz bir cildim var dese de, yanılgı içerisindedirler. Bunun sebebini Rockefeller Üniversitesi’nden dermatolog Martin Carter şöyle açıklıyor:“Güneş yanığım ciddiye almak lazım. Çünkü her kızarıklık bir yara demektir. Ve bu yaralar zamanla çoğalıp, kansere dönüşür. Bundandır ki, son yıllarda özellikle deri kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser vakalarında artış gözlenmiştir. Bronzlaşma sürecinde güneş ışınları, üst deri ve alt deri arasındaki melanositleri daha fazla melanin üretimine zorlar. Ancak melanin deri yüzeyine çıkıp, görevini yapana kadar, cilt yanmaktadır. Dolayısıyla sık sık güneş altında yatan kimse, bronzlaşıyorum diye övünürken, zamanından önce kuruyan, buruşan ve yaşlanan cildinden dolayı da bu defa dövünür.”

Normal yaşlanma da derinin görüntüsünü etkiler. 18 yaşından itibaren her yıl alı derideki kollagen %1 azalma gösterir. Aynı zamanda alt derideki elastin liflerinin sayısı da azalmaya ve deri su kaybetmeye başlar. Dolayısıyla alt derinin yapısı bozuldukça, altındaki kemiklere ve organlara eskisi kadar sıkı sarılamaz. Böylece gençlikteki esnekliğini kaybeder ve kırışıklıklarla sarkmalar meydana gelir. Derinin yaşlanma sebebi henüz tam olarak bilinememektedir. Tek bildiğimiz, kollagen ağında meydana gelen değişikliklerdir .

İKİ KATLI DERİ

Yaklaşık dört kilo ağırlığındaki derimiz kendi kendini tamir etme özelliği ile donatılmıştır. Derimiz açılacak olursa, ortalama iki metrekarelik bir alanı kaplayabilir.

Derimiz, “Epidemis” (üst deri) ve “Dermis” (asıl deri, alt deri) olmak üzere iki tabakadan oluşur. Üst deri, çok sıkı bir şekilde dizilmiş olan birkaç kat hücreden teşekkül eder ve kalınlığı, göz kapaklarında 0,1 mm’den, el ve ayak ayalarında 1,5 mm’ye kadar değişiklik gösterir. Bazı bölgelerde dar ve sıkı (kafatası, kulaklar, avuç içi ve ayak tabanında) ve diğer kalan bölgelerde de geniş ve esnektir (karın, dirsekler ve diz kapaklarında). En dış tabakadaki hücreler ölüdür ve sürekli olarak dökülürler. Her banyodan sonra, ayak tabanlarımızı kurularken, bu ölü hücrelerin döküntüsünü görebiliriz. Bu “kendini yenileme” metoduyla atılan hücre kalıntılarına “kepek” denir. Ölü yüzeyin altındaki hücrelerin birçoğu “keratin” adlı su geçirmez bir protein üretirler. Böylece suyun ve hayati önem arz eden tuzun aşırı şekilde dışarıya kaçması önlenir. Aynı zamanda da zararlı kimyevi maddeler ve mikropların içeriye sızması durdurulur.

Alt deri çok daha farklı bir yapıya sahiptir. Bağ dokusu hücreleri, protein lifleri ve karbonhidrat moleküllerinden oluşmuş bir ağ meydana getiren bu doku, hassas organların korunması için ideal bir kalkandır. Liflerin çoğu, kemikler, tendonlar ve bağ dokusunda da bulunan dirençli bir protein zincirinden (kollagen) meydana gelir. Özellikle kollagen maddesi, üst deriyi dayanıklı kılarak, vücudu darbelerden korur. Deri kesildiğinde kollagen lifleri, yaranın kesik cihetinde yeniden dizilerek, yaranın yayılmasını önler.

Alt derideki diğer tip protein lifleri, ismi gibi esnekliği olan “elastin”den meydana gelir. Elastin, çimdiklenince veya gerilince, derinin eski haline dönmesini sağlayan maddedir. Hamilelikte anne karnının genişlemesi, derinin bu özelliğinin göstergesidir.

DERİDE ISI KONTROLÜ VE MESAJ İLETİMİ

Derinin her bir santimetrekaresinde yaklaşık 20 kan damarı, 100 ter bezi (ellerimizde 370) ve 65 kadar kıl bulunur ve bunların hepsinin de kökü alt deridedir. Bütün bu elemanlar dayanışma içinde çalışarak, vücut ısısını 37°C’de tutarlar. Kan ise, vücudun merkeziyle yüzeyi arasında ısı naklini yapan en önemli iletkendir; kanın akışı ne kadar fazlaysa, taşıdığı ısı da o kadar yüksek olur. Sıcak ortamlarda derideki veya deri yakınındaki kan damarları açılır ve deriye iletilen kan miktarı artar. Bundan dolayı da, ısındığımız vakit derimiz kızarır. Isı fazlası, derinin yüzeyinden dışarı çıkar, ancak bedenin içindeki ısı düşerse, kan damarları büzülür ve deriye olan kan akışı azalır. Sonuçta ısının derimiz dışına kaçması engellenmiş olur. Ortam 35°C’iken vücut 37°C’yi (soldaki) korur; 20°C’iken ise sadece kollar ve bacaklarda 34°C’den 28°C’ye (sağdaki) kadar değişiklik gösterir. (Şekil- 1)

Isı kontrolünde kılların da rolü büyüktür. Her bir kil için ayrı kılcal damarlar ve sinir uçları vardır. Derimiz, sadece vücudumuzla dış dünya arasında sınır vazifesini görmekten çok daha fazla özelliklere sahiptir. Bunların biri de aynı zamanda mesaj ileten bir ortam olmasıdır. Herhangi bir uyaran karşısında tüylerimizin diken diken olması, bu sinirler vasıtasıyla mümkündür. Bunlara alıcı duyu hücreleri denir.

Deri içinde binlerce küçük duyu hücresi mevcuttur: 30 bin kadarı ısıya, 250 bin kadarı soğuğa, 500 bin kadarı basınç, sertlik veya temasa, 3,5 milyon kadarı da ağrılara duyarlıdır. Bu da gösteriyor ki, derinin her santimetrekaresine ortalama 170 sinir ucu yerleştirilmiştir. Bu sinir uçlarının derideki yayılma düzeni derinin her noktasında farklıdır. En yoğun olduğu bölgeler dudaklarımız, dilimiz ve parmak uçlarımızdır. En az yoğun olduğu bölgeler ise sırt ve kol altlarımızdır. Her bir kılın yerleştiği cebin kenarındaki küçük bir kas, havadaki ısı düşüklüğünde, kılı ayağa kaldırır. Soğuk havalarda kılların ürpermesi esnasında da yine aynı kasın harekete geçirilmesiyle, hemen altında bir hava tabakası meydana getirilmek suretiyle, vücudun daha fazla ısı kaybına uğraması önlenir.

Her kıl cebi, aynı zamanda bir yağ bezciğine bağlıdır ve bu yağ bezcikleri, saça ve cilde yağ (sebum) vererek, ona ikinci bir koruma sağlar. Fakat unutulmaması gerekir ki, uzun süre suda kalındığında, yağ tabakası dağılır ve su, üst deriye girer. Bu şekilde derimiz, şişkin, buruşuk ve kırışık bir görüntü sergiler (Evin temizliği sebebiyle, uzun süre sudan çıkmayan hanımların elleri buna en çarpıcı misaldir).

DERİDE RENKLİLİK

Deri, devamlı göz önündeki bir organ olarak sağlığımız ve yaşımız hakkında bilgi verir. Derinin rengi, “melanin” adlı koyu bir pigmente ve kısmen de A vitamininin öncüsü olan yağların içinde erimiş olarak bulunan “karoten”e bağlıdır. Kırmızı tonu da kanımızdaki hemoglobinden alır. Melanin, aynı zamanda mor ötesi ışınlara karşı koruyucu bir kalkan vazifesini üstlenir ve alt deri ile üst deri arasındaki “melanosil” adlı hücrelerdeki “melanosom” adındaki küçük üniteler tarafından üretilir. Burada en önemli faktör coğrafi durum ve iklim yapısıdır. Ten rengi farklılığında melaninle güneş arasında kesin bir bağlantı olduğu anlaşılmıştır. Esmer tenli insanlar daha çok tropik bölgelerin, açık renk tenli insanlar ise, ılıman bölgelerin yerlileridir. Esmer tenli insanlarda melanosit hücreleri daha çok ve daha uzun süre dayanabilen melanin pigmentleri üreterek, güneşten korunurlar.

TERLEME; NEFESLENMEDİR

Vücudumuzdaki artık maddeleri dışarıya atma ve vücut ısısını dengelemede terleme önemlidir. Derimize yerleştirilen milyonlarca ter bezi sayesinde sağlıklı bir yetişkin, günde ortalama yarım litre ter atar. Bunun büyük bir kısmını su, küçük bir kısmını da tuz, üre ve albümin meydana getirir. Vücudun aşırı yorgunluğunda ve çok sıcak havalarda bu miktar on litreye kadar çıkabilir. Ter bezleri, özellikle avuç içleri ve ayak tabanlarında daha yoğun bulunur.

Vücut hareket halindeyken daha çok ısınır. Bu durumda beyindeki hipotalamus bölgesi sinyal göndererek, kan dolaşımını hızlandırır ve terlemeyi sağlar. Terlemeyle ısı dengelenir. Nasıl ki motor soğuduğu vakit arabanın soğutucusu otomatik olarak duruyorsa, vücutta serinlik hasıl olduğunda, hipotalamustaki termostat faaliyeti durdurulur. Vücutta üşüme baş gösterdiğinde ise, yine hipotalamus devreye girerek, derideki kan dolaşımını yavaşlatır.

Alt derideki ter bezlerinden üst derideki gözeneklere çıkan ter, deri üzerinde buharlaşırken, vücut ısısının büyük bir kısmını da alıp götürür. Terleme, hava eğer nemli değilse, 40 °C’ye kadar olan sıcaklığa dayanmamızı sağlar. Hava nemli olduğunda, ter buharlaşmaz ve vücut ısısı sürekli artar, böylece vücutta bir bunalma durumu yaşanır.

“Bir düşünün!” diyor, Yale Üniversitesi’nden Richard Edelson, “sağlıklı bir deride her an kanın %25’i dolaşmaktadır. Bu beynimizin kullandığı miktardan daha da fazladır.”

DEĞİŞMEYEN KİMLİK: PARMAK İZİ

Parmak uçlarındaki çizgilerin belirli yüzeylerde bıraktığı iz, her insanda farklı olup yaşam boyu değişmeyen bu çizgilerden kimlik saptamada yararlanılır. El veya ayakların çizgiler taşıyan herhangi bir bölümü de kimlik tespitine imkân verir. Ama bu amaçla tutulan polis kayıtlarında, alınması daha az zaman ve çaba gerektiren, ayrıca dosyalamada gruplara ayırma kolaylığı sağlayan parmak izi yeğlenir. Parmak izleri genel biçim ve kenar çizgilerine, desen türlerinin parmaklardaki konumuna, büklüm ve sarmal biçimli çizgiler sayılarak belirlenen görece büyüklüğe göre üç yönlü bir işlemle sınıflandırılır. Böylece elde edilen bilgiler, parmak izi sınıflandırması olarak bilinen kısa bir formül altında bütünleştirilir.

Parmak uçlarındaki çizgilerin belirli yüzeylerde bıraktığı iz, her insanda farklı olup yaşam boyu değişmeyen bu çizgilerden kimlik saptamada yararlanılır. El veya ayakların çizgiler taşıyan herhangi bir bölümü de kimlik tespitine imkân verir. Ama bu amaçla tutulan polis kayıtlarında, alınması daha az zaman ve çaba gerektiren, ayrıca dosyalamada gruplara ayırma kolaylığı sağlayan parmak izi yeğlenir. Parmak izleri genel biçim ve kenar çizgilerine, desen türlerinin parmaklardaki konumuna, büklüm ve sarmal biçimli çizgiler sayılarak belirlenen görece büyüklüğe göre üç yönlü bir işlemle sınıflandırılır. Böylece elde edilen bilgiler, parmak izi sınıflandırması olarak bilinen kısa bir formül altında bütünleştirilir.

A- İnsan derisinin kesiti ve kılın durumu:

1. Kıl gövdesi

2. Kıl keseciği

3. Kıl kabuğu

4. Kıl kökü (soğanı)

5. Kıl dibi papillası (damar ve sinirle kaplı)

6. Kılı ayağa kaldıran kas

7. Yağ bezi

B- Kılların dayanıklılığı ve ömrü şekil ve bulundukları yere göre bir hafta ile bir yıl arasında (özellikle ellerde) değişim gösterir. En uzun ömürlerini ise (2-6 yıl arası) başın üzerinde geçirirler.

C- Kılın, kıl soğanından doğuşu

Elektromikroskop ile defalarca büyütülmüş olarak görülüyor.

YANIK TEDAVİSİNDE DERİ NAKLİ

Tahrip olan deri, eğer alanı küçükse, kendini hızla yenileyebilir. Ancak büyük yara ve yanıklarda deri eklemesi yapılabilir Deri eklemek, vücudun başka bir yerinden taze deri alınarak uzmanlar tarafından yapılır. Özellikle yanık tedavisinde veya cilt ülserinde deri nakli çok önemlidir. Üçüncü derece yanıkları olan veya vücudunun %l0’ dan fazlası yanmış bulunan insanlar, hayatlarını tehdit eden bir şoka girer ve enfeksiyona açık hale gelirler. Günümüzde buna çözüm olarak, büyük ölçüde deri nakli yapmak gösteriliyor Yaralılara, kendi üst deri örneklerinden büyütülmüş deri nakledilebilir, ancak, yaranın büyük olması halinde bu tedavi çok uzun sürer. Bu nedenle, günümüzde kullanıma hazır sentetik deriler üzerindeki çalışmalar üzerinde yoğunlaşılmaktadır.

Sentetik deri, alt deri ile üst derinin karışımından elde edilir. Sentetik deri kollagen ta- bakanın, yaralıdan veya bir vericiden alınan deri hücreleriyle tohumlanmasından meydana gelir. Bu safhada, üst deri hücreleri deri yüzeyine aşılanarak büyümeye bırakılır. Böylece, alt deri üzerinde bir üst deri tabakası meydana gelir. Yeni üst deri, diğer özellikler dışında gerçek derinin gücüne ve esnekliğine sahip olabilir. California’daki “Advanced Tissue Sciences” biyoteknoloji şirketinde suni alt deri tabakalan üretilmektedir. Sünnet olan bebek veya çocukların sünnet derilerinin uçlarından alınan hücreler, polimer taban üzerinde meydana gelen derinin tohumlanmasında kullanılmaktadır. Bu metotla üretilen suni deri, yaralıya takıldıktan sonra polimer taban erir ve yaralının kendi deri hücreleri büyümeye başlar. Bu suni deri, günümüzde özellikle ayak yaraları olan şeker hastalarında başarıyla kullanılmaktadır.

E-Posta: boz.a@nil.com.tr

Kaynaklar

- “Die Haut; ein höchst komplizlertes Organ”, Albert Rosenfeld Geo, Kasım-94.

- “Sonnenschuız ohne Risiko”, Hannelore Schnell, Natur, Ekim-91

- “Fühlen Sie sich wohl in Ihrer Hata?”, Karin Haglund, PM, Mart-93.

- “Braun sein, ohne rot zu werden, Dr. Heinrich Jaus, Kosmos,Temmuz-88

- “Heute rot, morgen ıot”, Inga Thomsen, Stern, Haziran-93.

- “Die zwei Seiten der Sone”,Bio-Topping, Dr. med. Karl J. Pflugbeil, BLV Verlag, München 1991.

- http://www.ruhr-uni-bochum.de/-werthrbh/pi-all.htm

- http://www.spectraweb.ch/-znmczi/nbc.htm

- http://biz.yahoo.corn/profiles/atis.html (California Advanced Tıssue Sciences biyoteknoloji merkezinin internet web adresi)