Temmuz 1979 · s. 23 · 3 dakikalık okuma
Fikrin Mevsimleri

Zaman müstakim, dosdoğru bir çizgi üstünde hareket etmiyor. Öyle olsaydı bir mevsimi sürekli olarak yaşamak mecburiyetinde kalacaktık. Bunun ne kadar kuru, yalın ve yeknesak olabileceği tahminlerimizin hududunu aşar. Kâinattaki nizam da, insanın tabiatı da, bir mevsimin devamlı yaşanmasına müsait değildir. Zamanı durdurmak elimizde olmadığına göre mevsimler, iklimler değişecektir. Dünyanın helezonik daireler çizerek dönmesi zamanın başlangıcıyla sonunu birbirinden uzaklaştırmıyor. Bilakis zamanın başlangıç ucuyla hareket etmekte olan son ucu periyodik şekilde kendini tamamlayarak daireler teşkil etmektedir.
Zamana hükmetmek kimsenin haddi değildir. Hal böyle olunca kimse sizi bir zaman diliminde, bir mevsimde devamlı yaşamaya mahkûm edemez. Zira insan in hisar altına alma bilirse de, zaman kimsenin inhisarında değildir.
İnsan ve Kâinat gibi, fikir de dört mevsimini yaşar. Daha doğrusu insan fikre dört mevsimini yaşatmıştır. Ama fikrin mevsimi insanın yaşadığı mevsimler gibi kısa süreli değildir. İnsan ömrüne göre fikrin mevsimi, saniyenin dakikaya nispeti gibidir. Bazen de bastı zaman dediğimiz zaman genişlemesiyle rüyada olduğu gibi huzur mevsimi insanı ve eşyayı kuşatmıştır.
İlk insan ve İlk Peygamber Hz. Adem (AS) ile Havva Anamızın dönemi; zıtların ahengiyle tam bir ideal toplum, bir ilkbahar toplumu olmuştur. Zaten ilim ve din ilk mevsimin bahar olduğunda müttefiktirler. Hem insanlığın, hem fikrin, hem de mevsimin ilkbaharı...
İnsan fıtratında değişiklik, yenilik arama temayülü vardır. Bu temayül ve arayış, temel esaslar ve prensipler muvacehesinde yorumlar, espriler orijinaliteler doğurduğu takdirde mubahtır. Hatta yerine göre idealdir. Ne yazık ki bu yenilik, başkalık arama temayülü her zaman tabii esneklik ve akış seyri göstermiyor. Giderek yenilik için yenilik gibi bir saçmalığa dönüşüyor. Bu yeniliğin standardına ve orijinaline bakılmıyor. “Seviye, kalite ne olursa olsun, yenilik mi, onu dene; başkalık mı, sen ona bak öyle ki maddi çeşninin türlü tonlarına renk veren batılı düşünce için artık ölüm bir başkalıktır. Korkuya, şüpheye rağmen ölüm! Acaba ne ki? Ve şimdi intihar modası da vardır batıda. Her türlü girift hissiyatı yaşayan batılı için bir ölmek kalmıştır denenmeyen. Tecrübe ettiklerinin hiç biri tatmine ulaştırmamıştır kendi sini ve bilakis tatminsizliğini artırmıştır. Hâlbuki tecrübe etmediği bir şey daha vardır batılının ve şimdi sıra ona gelmektedir Bu arayış onun içindir.
İnsandaki çılgınca, sınırsız ve ölçüsüz değişiklik arama meylinin bir adı da moda olmuştur. Lakin sayısız denemeleri içinde antik olanları, soylu ve klâs olanları -unutulup gidenlere rağmen- tekrar gündeme geliyor aranılanlar arasına giriyorsa, bu bir zaman tekrarlamasıdır. Zira “Geçmiş Zaman Elbiseleri” tekrar moda oluyor.
Felsefi cereyanlar da, başkalık düşüncesinin, çeşitli tezahürleridir. Temel esaslarından inhiraflar çizen şark mizacı zorla da gönülle de olsa, batılı beşeri sistemleri deneme çılgınlığına kapılmıştır. Bu temel den kopuş, kendinden kaçış, tabiatıyla boşlukta yüzmeğe, boşlukta yürümeğe dönmüştür. Çünkü kopuklukla yeniliğin mantığı da kaybedilmiştir. Elde mihenk, kıstas, kriter yoktur. Yalnız, derinden inle yen bir kalp, sızısı dinmeyen bir vicdan, belki bir de henüz bulanmamış bir hadsi vardır. Ama bunların da seslerini duyurup kendilerini kabul ettirmeleri uzun, çok uzun ve çok pahalı fiyatı, zamanı gerektirmektedir. İnsanın ömrü buna kâfi gelmez. Ancak bir sonraki cemiyet bunu duyar. Bu sese göre vaziyet alır ve yön değiştirir. Hakikatin istikametinde tabii... Yoksa insan ve yaşadığı cemiyet, yaptığı çılgınca arayışın faturasını dünyada hayatıyla, öteki dünyada ebedi bir ceza ile ödemeğe mahkûm olur.
Tarihe “Tekerrürden ibarettir. İbret alınsaydı tekerrür etmezdi” deniliyor. Pekâlâ, ibret alınma olayı da bir çeşit tekerrür olayı olmaz mıydı? Aslında olup biten, zamanın helezonik daireler çizerken kuşbakışı bakıldığında, daha önce çizdiği bir daireden geçerken, o dairenin tekrar yaşayan ana yansımasından ibarettir.
Geçirilen saadetli asır zamanın en mutlu, en kutlu gençliği ve yazıdır. İnsanlığın da.. Ve zaman tekrar o saadet dairesinden geçecektir. O dairenin gölgesi, izdüşümü yaşadığımız zamana aksedecektir. Fikrin zinde ikliminin ilik, sıcak, tatlı ve dost ışıklarıyla yeniden aydınlanacaktır zaman...
Taha Tahsin