Aralık 1989 · s. 8 · 3 dakikalık okuma
Ferdiyetçilik ve Yalnız Yaşayanlar

A. Akyüz - Y. Alan
Grek—Latin kültürü ve tahrif olmuş hristiyanlığın bir halitası olan efsanevi Batı medeniyetinin doğurduğu birçok fikir akımı, mitolojik masalların birer tezahürüdür.
Meselâ, Prometheus'un kahramanlığı(!) hümanist felsefenin kalkış noktasıdır. Enaniyeti firavunlaştıran bu görüş, insan—üstünü reddettiği için, batılı insanı ister istemez, tek başına bırakmıştır. Bu yalnızlığın neticelerinden biri de kapitalist sistemin rekabetle birlikte getirdiği şahsi menfaat üzerine kurulu "ferdiyetçilik"tir.
"Ferdiyetçilik insanı kendi varlığının ortaya koymadığı değerlerden uzaklaştırarak hoyratlaştıran bir doktrindir. Niçe'nin nihilist ferdiyetçiliği Kropotkin'in anarşizmi bunun misalleridir. Ferdiyetçilik, fertlerden üstün bir otorite, akıldan üstün bir meleke kabul etmediği için, bütün mânevi otoriteyi, yani insan üstü otoriteyi ve buna dayanan beşeri otoriteyi reddeder" (1).
ABD'de ve Almanya'da, 1984-86 yıllan arasında yapılan bir araştırmada, bu ülkelerde yalnız yaşayanların sosyal, iktisadi hususiyetleri hakkında dikkate değer bilgiler elde edilmiştir.
Araştırma neticesinde, son yirmi yılda yalnız yaşayanların sayısının, ABD'de 6.9 milyondan 20.6 milyona, Almanya'da 4 milyondan, 8.8 milyona çıktığı tesbit edilmiştir. Buna benzer artışlara, diğer Avrupa ve İskandinavya ülkelerinde de rastlanabilir. (Roussel, 1983) (SOP ve SIPP)* isimli araştırmalarda, bu artışın sebebleri genel olarak şöyle sıralanmaktadır: İktisadi ve teknolojik gelişmeler sonucu hayat standartlarının artması , kadının iktisadi alanda farklı bir mevkiye sahip olması, doğum kontrol tekniklerindeki gelişmeler(!), netice olarak içtimâi değerlerin değişmesi (meselâ, aile mefhumunun hiçe sayılması) ve mesuliyetsiz yaşama arzusu.
SOP'a göre II. Dünya Savaşı sonrası birçok kadının dul kalması, savaşın insan üzerindeki psikolojik tesiri sebebiyle hayattan hiçbir şey beklemeyen nesillerin yetişmesi, evlenme nisbetinin düşük olması, Almanya'da huzur evlerinin dolmasına sebep olmuştur. Araştırmaya göre, çoğu, Avrupa ülkesinde işsiz gençler, nüfusun ortalama % 5'ini teşkil etmekte ve bu miktarın daha da artması beklenmektedir. SIPP'e göre, ABD'de yalnız yaşayanların %50'den fazlasını boşanmış veya ayrı yaşayan evliler meydana getirmektedir (2).
Neticede "... yaşantısını sürdürdüğü topluma olan sorumluluğunu yitiren insan... kültürel değerler, semboller ve davranış biçimleriyle ilgisini kopararak moral yalnızlığın anaforuna kapılır, gider" (3).
Wirt'e göre: "Sosyal yönelişlerin dayandığı temel zayıflamışsa (yani herkes başka bir telden çalıyorsa, ferdler arasında dayanışma kalmamışsa, değerler levhası altüst olmuşsa), toplum yapısı çözülmeye yüz tutar" "Durkheim bu çözülüşe 'anomie' diyor, bir nevi sosyal boşluk, içtimâi adem. Bu durumda intiharlar, cinayetler, kargaşalıklar birbirini kovalar. Çünkü ferdin yaşayışı artık bütünleşmiş ve müstakar bir içtimâi, zemine kök salmış değildir; hayat faaliyeti geniş ölçüde, mânâsını ve hikmet-i vücudunu kaybetmiştir"(4).
İnsanın ne kendi varlığına, ne de hayatına bir mânâ veremediği halde içinde yaşamak zorunda olduğu bu "... dünya, kişinin yararları, sorunları ve varsa hazları çevresinde dönüp duran bir dünyadır. Kişi menfaatları üzerinde fazlasıyla kıskanç, problemleri çevresinde fazlasıyla yalnız, hazları çevresinde ise fazlasıyla bencildir. Kişi kıskançlık, yalnızlık ve bencillik ekseni etrafında zaten bir gölgeden ibaret olan varlığını öğütüp durmaktadır" (5).
Sebep ve bağlı olarak çâreyi mülâhaza etmek gerekirse, menfaate dayalı bir benlik hissinin gelişme sebebi "... terbiye-i İslamiyenin noksaniyeti ve ubudiyetin za'fıdır". Bunun için, "... bu asırda, enaniyetin bu derece ileri gitmesi, çok insanları birer küçük Fir'avun ve birer küçük Nemrud hükmüne getirmiştir". Menfaatin biricik kıstas olması yüzünden, bencilliğin getirdiği hamakatla insan, âdeta: "Ben susuzluktan ölsem, yağmur hiç dünyaya gelmesin. Eğer ben görmezsem bir saadeti, dünya isterse bozulsun" demektedir. "İşte bu ahmakâne kelime, dinsizlikten çıkıyor, ahireti bilmemezlikten geliyor. Hariçten içimize girmiş zehirliyor... Bir adamın kıymeti, himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.. Herkes "nefsi nefsi" demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle, menfaat-i şahsiyesini düşünmekle bin adam bir adam hükmüne sukut eder".
"Yalnızlık hissi, gönlünü ebede göre ayarlayamamış, ruhunda sonsuzluk düşüncesini mayalayamamış sefil ve derbeder kimselerin onulmaz derdidir. Öyle anlaşılıyor ki, duyguların inançla şahlanacağı ve ruh, varlığın aydın çehresini göreceği ana kadar da, böyleleri, ne bedbinliğin sisli atmosferinden kurtulabilecek, ne de bütün varlıkla sarmaş— dolaş dostluk ve arkadaşlığa ereceklerdir" (6).
SOP: Sozio - ekonomishes Panel SIPPı Survey of ıncome and Program Participation.
Dipnotlar:
1) Bolay, S.H., Felsefi Doktrinler Sözlüğü, 1987, s. 75.
2) Sociology and Social Research, October - 1988, s.31-37.
3) Türkdoğan, Orhan, Sosyal Hareketlerin Sosyolojisi, Ank. 1988,s.17.
4) Meriç, Cemil., Bir Facianın Hikayesi.
5) Müftüoğlu, Atasoy, Vakti Kuşanmak, 1985,s. 159.
6) Şahin, M. Abdülfettah, Ölçü veya Yoldaki Işıklar 2, İzmir 1987. 5. 140.