Eylül 1991 · s. 363 · 4 dakikalık okuma
Evlerdeki Tek Gözlü Devler
Artık benim de bir bilgisayarım var! Gelsin bolca refleks geliştirici oyunlar.!" Oyunlar mı?.. Ne oyunu?
Plazma ve reaktör fiziği, kuvantum fiziği, uçakların aerodinamik dizaynları, moleküllerin modellenm'esi gibi çoğumuza acaib gelen işlerden tutun da; kelime-işlem, veri tabanı, hesap tablosu gibi işlere kadar girmediği yer kalmayan "bilgisayar" ile "oyun'u. yan yana getirdiğinizde ortaya iki perdelik bir komedi çıkıyor!
Ama doğru olan birşey varsa oyun mefhumunun ev bilgisayarlarıyla karşımıza çıkması. "Ev bilgisayarı" tabiri de kapasitesi düşük ve ucuz olan makinelere yapıştırılan etiket. Peki neden ev bilgisayarları..? Aslında cevap o kadar da zor değil: Bir kere kullanıcılar çocuk ve genç seviyesinde, bu tür bilgisayarların fiyatları düşük, dolayısıyla yayıldıkları taban geniş ve en önemlisi, bu aletlerle verilmek istenen...
İngilizler, Hindistan'da bulundukları süre zarfında; okullarda Hintli çocuk ve gençlere logaritma cetveli ezberletmişler. Güdülen gaye gayet basit ama sinsice: Gençlerin beyinlerini bloke etmek, böylece düşünme kabiliyetlerine darbe indirmek! Kısa bir malumatla devam edelim: "TV ekranında her 3,5 sn. de başka bir sahneye geçilmektedir. Bu saatte 1000 farklı yer demektir. Bir saatte 1000 farklı fotoğrafa baktığınızı düşünün! Her biri için düşünmek mecburiyetinde kalsanız ne kadar yorulursunuz... Onun için TV programları sıkmayacak, düşündürmeyecek sadece vakit geçirtecek şekilde hazırlanır. Düşünmeye sevk edici kompleks muhtevalı programların yeri TV değildir." İşin enteresan tarafı televizyondaki canlı görüntülerin aksine, bilgisayar oyunlarında suni video manzaraları yer alır. Ne kadar detaylı da çizilmiş olsalar, sayıları belli bir değerin üzerine çıkamaz. Bu ne demektir? Bu: Oyunu oynayanın, "dolap beygiri" gibi aynı sahneler etrafında monotonik bir rotada dönmesi ma'nâsına gelir ki; önemli latifelerin de körelmesini beraberinde getirir.
Kültür emperyalizminin bir kolu da bu bilgisayar (video) oyunları olsa gerek. Çünkü oyunlardaki herşey menbaın başı olan Garb'tan birşeyler taşıyor: Onların kahramanları, onların yemekleri, onların herşeyleri... Kısacası kendilerinden birşeyleri bu elektronik mektublara iliştiriyor ve gidecekleri adrese postalıyorlar! Gelişmekte olan ülkelere...
Oyunların ana teması savaş. "Bir bakıma savaşı konsollarda düğmelere basarak halledeceğini sanan bir nesil yetiştirmek istenmektedir." (1) "Gençler, ekran başında savaş mefhumuna alışmak tehlikesine maruz bırakılmaktadır. Şimdi joysticklerini kullanan çocuklar on sene sonra belki de hakiki bir savaşta benzer düğmelere basacaklar ve aradaki farkın şuurunda bile olmayacaklardır. Çünkü savaşın yol açtığı sefaleti o zaman da göremeyeceklerdir." (2)
Deniliyor ki: "Ama çocuklar ve gençler bu yolla saldırganlık güdülerini de boşaltmak istiyorlar." iddianın psikolojik ve insanî, dolayısıyla islâmî tahlilini yapma lüzumunu duymuyoruz.. sadece ve sadece Batılı bir oyun pedagogunun tesbitleriyle devam ediyoruz. "Fakat video oyununun bunu sağlayacağım düşünmek bir aldanmışlıktır. Oyun sırasında serinkanlı olmak, hisleri açığa vurmamak ve bedene hakim olmak lazımdır. Çünkü aksi takdirde oyunun başarıya ulaşması için gerekli şartlar yerine getirilmemiş olur. Bütün bunlar, neticede çocukların ve gençlerin oyundan sonra gevşemelerine değil, aksine gerginleşmelerine yol açmakta ve oyunun kendile
rine yüklemiş olduğu stres, onlarda gizli bir saldırganlık birikimine sebeb olmaktadır."(3)
Daha çok adam öldürme, daha fazla uçak düşürme vahşeti körüklediği gibi, daha çok puan toplama, daha fazla kredi yapma veya para kazanma da HIRS hissini kamçılıyor. Böylelikle tüketim toplumunu ayakta tutacak yeni köleler hazırlanıyor ve kuruluyor, işin daha kötüsü, bilgisayarla saatlerce başbaşa kalan çocuklardan çoğunun içine kapanık ve pısırık tipler olmaları. Çünkü makina ve en mühimi oynadıkları oyun onları insani olan herşeyden kolaylıkla tecrid edebiliyor. Renkli, müzikli, cazibedar video oyunlarıyla çocuk veya genç vaktinin de nasıl geçtiğini anlamıyor. Bu arada Efendimiz'in(sav) nurlu beyânlarından birini hatırlatmakta fayda var: "İnsanların kıymetini bilmediği iki şeyden birisi sıhhat diğeri de boş zamandır."
Aslında her taşın altında buzağı arayanlardan değiliz. Kaldı ki iyi hazırlanmış bir eğitim program setiyle makineden azami istifade edilebilir. Yalnız, program şirketleri eğitim paketlerine fazla girmek istemediklerinin.. çünkü kârlı bir iş olmadığının da altım çizmeden geçmeyelim. İthal edilen programlar da ya müfredat sistemimize uygun değil ya da farklı bir kültürden esintiler taşıyor.
Bilgisayarlar: Çağımızın değişen global dengelerinin yanında teknolojinin aldığı makamı, acı bîr şekilde yüzümüze çarpan tek gözlü devler. Bu içtimai tarifin yanında, günümüz Türkiye'sinde ev bilgisayarlarının, yanlış kullanımla oynadığı gayri fıtrî ve gayri ilmî rolün sırıttığı bir gerçek. Ahir zamanın mühim aksesuarlarından biri olan bu aletler; bu asrın rağbet gören metalarından kafaları karışmış, geçinme derdinin ezici sıkletinden bunalmış ve zamanın fitne vasıtalarından dimağları daralmış, hafızaları kilitlenmiş insanımız için maddî bir taze kan.
Derdimiz; zaten arayış içinde olan gencimiz ve çocuklarımızın bilgisayar oyunları ve yanlış seçilmiş programlarla ekranın başına hapsedilmemesidir.. derdimiz bu vatanın evladının en yeni ve en gelişmiş teknolojiyi, ama şuurlu yönlendirilmiş bir biçimde kullanmasıdır.. ve derdimiz, bilgisayarların "inançlı, fedakâr, ma'lûmatlı ve hamiyetli bir muallimler ordusunun" elinde ordu-cephane-strateji üçgenini tamamlayan bir vasıta haline gelmesidir.
KAYNAKLAR
(1) Sızıntı, 9. cild/sf.238
(2) Commodore-Aylık bilgisayar dergisi/sf.30
(3) A.g.e. sf. 31.