Şubat 1989 · s. 27 · 3 dakikalık okuma
Erkekler de Doğurabilir

Erkekler de doğurabilir
Nigâr Apa - Özgül Keser
Şefkât denilince zihinlerimizde ekseriya bir anne hayali canlanır. "Ana şefkati" dediğimiz hissin asırlar boyunca edebi eserlerde, atasözlerinde ve hafızalarda yer etmesi ancak annelik hissiyle beraber olmuştur.
Bu his en kuvvetli olarak insanda bulunmasına rağmen, hayvanlarda da bilhassa memeliler başta olmak üzere birçok sınıfta görülür. Pek çoğumuzun iyi bildiği "ana şefkati"nin değişik canlılardaki tecellilerini başka bir yazıda daha teferruatlı olarak ele almak üzere, çoğumuzun habersiz olduğu "baba şefkati"nin bir sevk-i ilahi olarak görüldüğü Denizatlarındaki hayretengiz üreme biyolojilerine dikkat çekmek istedik.

Dış görünüşüyle de diğer balıklardan oldukça farklı bir yapıda olan Denizatları, kemikli balıklar sınıfından olmasına rağmen, kabuklu hayvanlardaki gibi bir dış iskelet, ata benzeyen kafası, birbirinden bağımsız hareket eden gözleri, denizdeki otlara sarılabilen kuyruğu ve kangrulardaki gibi yavruları taşıyabilen bir keseleri mevcuttur. Tabii bu kese kangrunun dişisinde olduğu halde Denizatının erkeğindedir.
Dünyanın hemen hemen bütün tropikal ve ılıman denizlerinde görülebilen denizatlarının takriben 25 kadar türü bilinir. Hippocampus cinsine ait iki tür, bizim denizlerimizin sığ kesimlerinde de bol olarak bulunur.
Küçük ve dişsiz ağızları, uzun bir çenenin ucunda yer almakta olup, boru şeklindeki bu ağızla suyu çeker ve içindeki küçük ısopod, kabuklu ve balık yavrularıyla beslenir.
Yosunlar arasında ciddi bir tavırla yüzerken kafasını tıpkı bir at gibi dik tutan bu balıklar, yüzme işinde sırt yüzgecini, denge işinde ise göğüs yüzgecini kullanır. En yüksek hızda iken sırt yüzgeci saniyede 35 dalgalanma hareketi yapar, bu yüzden de dönen bir pervaneyi andırır. Balığın hareketinde kullanılan bu yüzgeçler, herhangi bir sebeble koptuğu takdirde, onun ihtiyacını bilen merhameti sonsuz tarafından, kısa bir sürede yerine yenileri ihsan edilir. Vücutlarından çıkan renkli deri uzantıları ile dallı ve yapraklı bir bitki manzarası gösteren bazı türleri ise, o kadar harika bir kamuflaj yaparlar ki, en usta bir komando bile onların yanında acemi kalır.
Kâinatın her zerresinde olduğu gibi; insanın ve diğer canlıların çift yaratılışlarında, iyi gören ve düşünenler için birçok hikmetler ve ibretler vardır. Kudreti sonsuz, canlıların üremesine de belli kanunlar koymasına rağmen, bazen partenogenoz (erkeksiz üreme), tomurcuklanma, bölünme vs. gibi çiftleşme olmadan da hususi kanunlara bağlı olarak nesilleri devam ettirir.
Denizatının erkekleri dişisinden farklı olarak bir keseye sahip olup, yavrularını bu kesede taşırlar.

Çiftleşmeden önce, ilahi bir emirle erkeğin vücudunda bazı anatomik ve fizyolojik değişiklikler başlar. Karın bölgesinde bulunan kesenin içindeki epitel doku kalınlaşarak süngerimsi bir hâl alır. Bu doku içinde bol miktarda kan damarı belirir ve dişiden gelecek yumurtalarla hâmile kalmaya uygun hale getirilir. Dişi, yumurta dökme borusu (ovipozitör) vasıtası ile erkekte bulunan kesenin içine 150-200 kadar yumurta bırakabilir. Dişi, yumurtaları dökerken, erkek spermleri ile bunları döller. Bu esnada kesenin ağzı genişler. Ama yumurta dökme sona erince kapanarak küçük bir delik halini alır. Yumurtalar süngerimsi çepere gömülür ve bu tabaka artık bir plâsenta görevi yapar. Kesenin ağzı kapandığı zaman, çeperdeki damarları yumurtalara oksijen taşır ve meydana gelen karbondioksit, babanın dolaşım sistemi ve solungaçları yardımıyla uzaklaştırılır. Besin de babanın kanından yumurtalara geçer. Bu, memelilerin plâsentasında ananın kanından embriyona besin geçmesine benzer. Herşeyi sebeblerle izah etmeye çalışan dar görüşler, baba Denizatlarının gerçek bir anne vazifesi görerek yavruları doğumlarına kadar vücutlarında taşımaları ve beslemelerini hangi sebeplerle ve nasıl izah edebilirler? Önceden ne olursa olsun, gerçek doğumun bütün yükünün dişiye düşmesi fikrine alışmışız. Fakat ilmi ve kudreti sonsuz dileyince, bütün kanunları da bâzı istisnalar koyarak mülkünde dilediği şekilde tasarruf eder.
Yumurtaların, baba Denizatının kesesi içindeki kuluçka süresi dört-beş haftadır. Bu arada babanın karnı şişer ve gitgide daha ağır yüzmeye başlar. Bu süre içinde 200 kadar yavrunun ihtiyacına yetişmek için tıka basa karnını doyurmaya devam eder. Yavrular yumurtadan çıktıkları ve keseden ayrılmaya hazır oldukları zaman, kesesinin ağzı iyice açılır.
Babanın doğum sırasında kesik kesik sarsılmasına bakılırsa, doğum ızdıraplı bir hadisedir. Erkek denizatı, bazen de yavruları vücudundan daha çabuk çıkarmak için kesesini kayalara ve deniz kabuklarına sürter. Tek tek veya grup halinde dünyaya çıkan yavrular, derhal yüzmeye başlar. 6-7 milimetre uzunluğundaki yavrular erginin küçük ama kusursuz bir kopyası gibidirler. Sevk-i İlâhi olarak,ilk işleri suyun yüzeyine çıkıp hava yutarak yüzme keselerini doldurmak olan yavrular, daha sonra kendi başlarının çâresine bakmak üzere çevreye dağılırlar.

Bu üreme şekli başka hiçbir canlıda görülmeyen şaşırtıcı bir durumdur. Doğrusu, akıl şuur kabiliyeti olmayan Denizatlarının, böyle fevkalade şuurlu ve plânlı hareketlerini, onların ilk programlarını yazan, denize, yumurtalara ve erkeğin vücudundaki hücrelere sözü geçen Kudreti Sonsuz bir Zât'ı hesaba katmadan anlamak çok zor olacaktır.