Mart 1998 · s. 70 · 2 dakikalık okuma
Ekosistemin Bir Parçası: Gübreböceği

Yeryüzünde yüzbinlerce canlı muhteşem bir ekosistem içerisinde yaratılmıştır. Yaşayabilmeleri için gerekli enerji, besinler halinde ve hassas bir denge içerisinde kendilerine sunulmuştur. Bütün canlılar besin tüketip, artık madde meydana getirdiği için normal şartlarda bir müddet sonra, yeryüzünün kokan bir çöplük haline gelmesi gerekirdi. Fakat böyle bir kirlilikle karşılaşılmaması için ekosistem kurulurken çeşitli tedbirler alınmış. Yeryüzünün temizlenmesinde etkisi olan tedbirlerden birisi de ‘bir hayvanın dışkısının diğer bir canlıya hayat kaynağı olabilmesi’dir.
Madde
devridaiminin çeşitli basamaklarında çok sayıda canlı rol almaktadır. Ölmüş
canlıların veya canlı dışkılarının parçalanarak, ihtiva ettiği maddelerin
yeniden bu madde devrine katılması gerekmektedir. Bu safhada bir aksama, madde
dönüşümünün bozulmasına ve dolayısıyla ekolojik dengenin olumsuz yönde
değişmesine sebebiyet verir.
Ekosistemin dengesi içerisinde organik maddeleri ayrıştırma rolünü üstlenen canlılardan biri de “gübreböceği” veya diğer bir adıyla “mayısböceği”dir. Gübreböcekleri, bugünkü teknolojinin oldukça yüksek maliyetle gerçekleştirebileceği ekolojik bir fonksiyonu, metabolizmaları ve programları gereği ücretsiz bir şekilde gerçekleştirmektedir. Tabiatı büyük otoburların dışkılarından temizleyerek, toprağın azot yönünden zenginleşmesinde rol oynarlar. Bu esnada hem kendilerini hem de yavrularını besler ve aynı zamanda yumurtalarının tehliken uzak bir ortamda gelişebileceği bir vasata sahip olurlar.
Bu hayvanların dişisi, arka ayaklarıyla otobur memelilerin dışkısını yuvarlayarak (tornadan çıkmış gibi) küre şekline getirir. Çeşitli boylarda 90 türü olan gübreböcekleri, yumurtalarını, bu topun içinde yaptıkları uygun bir odacığa yerleştirirler (Aşağıdaki şekil).
Onların bu metabolik faaliyetleri sayesinde, suyu iyi tutan ve azotça zengin humuslu toprak meydana gelir. Böylece toprağın gübrelenmesine tabii yoldan katkıda bulunurlar.
“İnsanların elleri ile işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat meydana geldi.” (Rûm; 30/41)
İki
yüz yıl önce göçmenler Avustralya kıtasına ilk defa sığır getirdiklerinde,
bunun ülkede yolaçacağı sıkıntıları tahmin edememişlerdi. Kısa sürede
sığırların tezekleri bütün otlakları kaplayarak, otlar sığırların yiyemeyeceği
bir hal aldı. Ve sineklerin uçsuz bucaksız üreme alanları oldu. Her yeri
sinekler kapladı. Bu mesele kısa zamanda ekolojik ve ekonomik problem haline
geldi. Her yıl iki milyon hektar alan verimsizleşiyor ve toprak fakirleşiyordu.
Çözüm olarak ekologların teklifiyle ülkeye Afrika’dan gübreböcekleri ithal
edildi. Bir fil dışkısını yedi saat gibi kısa sürede imha eden gübreböcekleri
için, sığır dışkılarını ortadan kaldırmak çocuk oyunu gibiydi. Böylece kısa
sürede ekolojik denge tekrar sağlandı.
Eğer dünyadaki milyonlarca otobur hayvanın dışkısının kullanımıyla hiçbir canlı vazifelendirilmemiş olsaydı, boğazımıza kadar neye batmış olabileceğimizi tahmin etmek pek güç olmayacaktı!.. Sadece gübreböceklerinin değil, diğer böcekler, kuşlar gibi binlerce küçük hayvanın da en küçük dışkı parçasını bile zayi etmeden kullandığını düşündüğümüzde ise, akılları hayrette bırakan, kalbleri hayran eden bu sistemin ne kadar mükemmel planlandığını daha iyi anlayabiliriz.