Aralık 1994 · s. 35 · 2 dakikalık okuma
Ebe Yarasalar

Selahaddin Toprak

Bugüne kadar, köstebeklerde, fillerde ve yunuslarda doğum teknikleri bilinmekteydi. Yakın zamanda Boston Üniversitesi'nden Thomas Kunz'un araştırmalarıyla, yemişle beslenen yarasaların (pteropus rodricensis) doğum sırasında hemcinslerine yardım ettiklerini öğrenmiş bulunmaktayız. Kunz ve ekibi, bir grup yarasa üzerinde bu hadiseyi üç saat boyunca gözlemlediler. Hamile yarasa ayak tırnaklarıyla bir daldan aşağı sarkıyordu. Hayvan bilimciler bu hamile yarasanın başını aşağıya bırakmak için pozisyonunu değiştirdiğinde ona yardımda bulunacak “ebe yarasanın” yüzü anne yarasaya dönük olacak şekilde aşağıya sarktığını da müşahede ettiler. Ebe yarasa sanki doğumun nasıl yapılacağını göstermek ister gibiydi. Yavru doğmaya başladığında, ebe yarasa yavrunun temizliğini yapıp beslenmesi için annesinin memelerine ulaşmasına yardım etti. Kunz, bu hâdisenin tabii ortamda süregeldiği, fakat yarasaların yavrulamak için kendilerini gizlemelerinden dolayı şimdiye kadar tesbit edilemediği sonucuna vardı.
Kaynak - Science el Vie, Ekim 1994
![]()
Bonn Üniversitesi'nden bir ekip yaptığı araştırmada ekmeğin küflenmesini önleyen ot ve baharatları şöyle açıklamıştır: Kekik, kimyon, karanfil tanesi, yabanî mercan köşk, yıldızlı anason, tarçın ve sarımsak.
Şimdiye kadar bilinenin aksine anason ve fesleğenin küflenmeyi önlemede hiç etkisi yoktur; daha kötüsü de, zencefil ve adaçayının küflenmeye yardım edici özelliği olduğu ortaya çıkmıştır.
Yakında pazarlarda otlu, baharatlı ekmekler görürsek şaşırmayalım.

![]()
Amerikan Bilimsel Gelişmeler Derneği'nin yayınladığı “Science”dergisi Şubat sayısında, hayvan ilaç bilimini ele aldı. Dergide, hayvanların da sağlıklarına kavuşmak için bazı bitkilerden nasıl faydalandıkları misallerle anlatılıyor.
Meselâ, bir Tanzanya maymunu hayvanbilimcilerin gözleri önünde yerde sürünmekteydi. Çok bitkin bir hali vardı ve iştahsız görünüyordu. Birkaç gün sonra, kendi türünden olan maymunların yemediği “Vernonia amygdalina” denilen bir bitkinin dallarını koparıp yemeye başladı. Hayvan bu bitkinin özsuyunu emerek lifleri ağzından çıkarıp dışarı attı, ertesi gün daha iyi görünüyordu ve sonra da tamamen iyileşti.

Diğer bir hadise ise, Tanzanya yerlilerinin mide-bağırsak rahatsızlıklarına ve bağırsak parazitlerine karşı bu bitkiden faydalandıkları gerçeğinin hay-vanbilimcileri şaşırtmasıdır.
Başka bir misal: Şempanzeler, bir bağırsak antiseptiği olan “thiarubrine A”bakımından zengin olan “Aspilia” bitkisini, nem miktarının çok olduğu mevsimde daha fazla yakalandıkları mide bağırsak rahatsızlıklarına karşı kullanmaktadırlar. Şempanzeler bunu nasıl bilebiliyorlar? Obur oldukları için bu bitkiyi yediklerini düşünmek mümkün görünmüyor, çünkü bu bitkiyi yerken hoşlanmadıklarını belli eden yüz ifadelerine tanık olunuyor.

Alaska'daki Kodyak ayıları “Ligusticum” türü bir bitkiyi bakteri enfeksiyonları, mide rahatsızlıkları ve parazitlere karşı kullanmaktadırlar. Navajo yerlileri de bu şifalı bitkiden faydalanmayı bu ayılardan öğrendiklerini anlatıyorlar.

Kosta Rika'da uluyan maymunların dişilerinin yavrularının cinsiyetini belirleyebilmek için bazı bitkilerin alkalik veya asit özelliklerinden faydalandıkları sanılıyor. Bilindiği gibi; alkalik bir ortam Y kromozomunun taşıyıcı sperm hücresi, asitli ortam X krompzomunun taşıyıcıları için elverişli bulunmaktadır. Bazı dişi maymunların sadece erkek yavru doğurmasının bundan kaynaklanabileceği tahmin edilmektedir.
Görüldüğü gibi, bitki ve hayvan topluluklarıyla bütün bir tabiat özel ve genel bir iç düzen üzerinde hayatiyetini sürdürüyor.