Temmuz 1997 · s. 276 · 2 dakikalık okuma
Duvarcı Arılar

Kur’an-ı Kerim'de, ilhâma mazhar bir hayvan olarak zikredilen ve bir süreye (Nahl) ad olan arıların hayatı, bilinen ve hâlâ keşfedilmeyi bekleyen yanlarıyla mânidârdır. Çok büyük bir böcek grubu olan anlar içinde, “duvarcı aralar” olarak anılan bir cinse ait “gelincik arısı” türü bizim bildiğimiz cemaat hâlinde yaşayan bal arılarından farklı olarak tek başına yaşar. Gelincik çiçeğiyle beslenir ve yine bu çiçeğin yapraklarından kendine yuva yapar. Hayatı için gerekli herşeyi Yaratan’ın kendisine ilhâm ettiği bu hayvanın ürettiği birçok şeyi, insan henüz yapamamaktadır.
GELİNCİĞE DÜŞKÜN ARILAR:
Bal
arılarının bir akrabası olan resimdeki arı, bal arılarından daha büyüktür.
Gelinciklerin bol olduğu yerlerde yaşadığından dolayı, “gelincik arısı” adını
almıştır. Bu arılara yaptığı iş yüzünden “duvarcı anlar” da denildiği olur. Bal
arılarının ve diğer bazı arı türlerinin aksine bu hayvanlar büyük gruplar
halinde değil, yalnız başlarına yaşarlar. Roland Günther adlı tabiat
fotoğrafçısı, bu hayvanlar hakkında ilk fotoğraflı dokümanları çıkarmış ve bu
harikulade hayvanın hayat tarzını araştırmıştır.
ÇOCUK
ODASI İÇİN ÇİÇEK YAPRAKLARI
Gelincik arısının dişileri sert ve keskin çeneleriyle, tırnak büyüklüğünde gelincik çiçeği yapraklarını 4–8 saniye içinde keserler. Dişiler bu işle meşgul olurken, erkekler devriye gezerek dişileri arar ve nesillerinin devamı için eşleşirler. Sonra dişiler, bu kestikleri çiçek yapraklarını bazen 100 metre uzaklıktaki yuvalarına götürürler. Bu parçaları kendileri yemek veya larvalarını beslemek için değil, yuvalarını kaplamak için kullanırlar. Yuva bitinceye kadar, aynı çiçekten 20-40 kadar çiçek parçasını keserek taşımak mecburiyetindedir. Bu çiçeğin kendisine gerekli olduğunu ve bu çiçek yapraklarındaki kendisine faydalı maddeleri arıya öğreten ve uygun davranışlarla o çiçeğe yönelten, hem arıyı hem de çiçeği bilen birisi olmadan, acaba bu âciz ve zayıf arı, bu işlerin altından kalkabilir miydi?
SADECE BİR YUMURTA İÇİN BU KADAR EMEK
Yandaki resimde dişi arının ağzında top hâline getirilmiş bir gelincik çiçeği yaprağı vardır. Bu yaprak topu ile uçarak yuvasına gelen dişi, bu topu yuvanın girişine bırakır. 3–4 cm derinlikte olan ve balçıklı topraktan inşa ettiği yuva tünelinin sonunda da kuluçka odası bulunur. 1,5 cm çapında olan bu kuluçka odasını yapraklarla kaplama işi bitince, odanın 2/3’üne değişik bitkilerin nektar ve polenlerini koyar. Arı topladığı bu nektar pastası üzerine sadece bir yumurta bırakır. Bu çiçeğin yapraklarının koruyucu bir özelliğinin olduğu ve bu özellikten dolayı besinlerin bozulmasını önleyip, larvaları (yavruları) koruduğu düşünülmektedir. İnsanoğlu düşünedursun, bu bilgileri arı çoktan ilmin asıl sahibinden almış olup, hayata atıldığından itibaren uygulamaktadır.
DİŞİ HER ZAMAN ÇOK TİTİZ:
1923’de Prof. M. Friese “Avrupalı Arı” adlı kitabında gelincik arısı hakkında bazı bilgiler vermektedir. Fakat M. Friese, sadece arının ayağıyla yaprağı aldığını kaydetmiştir. Hâlbuki arı, yaprağı ağzıyla taşımaktadır. Bu arı titiz olmayı da hiçbir zaman ihmal etmiyor. Rüzgâr yeşil bir yaprağı yuvasının girişine getirse, hemen yaprağı oradan uzaklaştırarak yuvanın girişini temizliyor. Ayrıca kuluçka yeri bitip yumurta bırakıldıktan sonra da taze yaprak parçalarıyla, tabaka tabaka kuluçka odasını kaplıyor. Bundan sonra gelincik arısı için iki yol vardır: Ya ikinci bir kuluçka odası yapmaya başlar veya çok usta bir komando gibi arâzi kamuflajı yaparak yuvayı kum ile kapar ve ayaklarıyla kumu yuvanın üzerinden süpürerek hiçbir şey olmamış hissini verir. Böylece kimse yuvayı bulamaz ve yumurtalarına zarar veremez.