Sızıntı Arşivi

Nisan 1980 · s. 2 · 4 dakikalık okuma

Dünya Muvazenesinde Bir Millet

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Yeryüzü muvazenesinin tamamen bozulduğu, içtimai coğrafyanın sürprizlere hamile bulunduğu şu günlerde, tabakat-ı beşer çapında sözünü geçirebilecek bir yüce devlete ve ali bir millete, ne kadar muhtaç olduğumuz her türlü izahtan varestedir.

Şarktan-garba şenaetlerin işlendiği, mazlumun hor görülüp zalimin alkışlandığı:

Süper devletlerin kendi çıkarları hesabına, yeryüzünü anarşiye devir ve teslim edip, kargaşa ‘e herc ü merci kötüledikleri bir dönemde, muvazene unsuru olabilecek bir milleti, kendi elimizle bitirip tüketmiş olmanın hasretini, bir kere daha çektik.

Henüz yok olmamış bu milleti ihya etme mecburiyetindeyiz. Yoksa eli kolu bağlı matadorların, arenalardaki kanlı kavgalarına benzer hâlihazırdaki bu durumun, daha ciddi ve daha endişe verici korkunç şeylere inkilab etme ihtimali vardır.

— Bu ise, sadece muvazene unsuru olabilecek bir milletin yok olmasıyla kalmayacak, belki içtimai coğrafyada, birbirini takip eden ciddi değişikliklere de sebebiyet verecektir. Dünyanın belli bir bölümünde, böyle bir çöküşe sebebiyet vermenin tarihi mesuliyeti ise, o (baş yüce) milleti, kendi tükenişiyle baş başa bırakanlara ait olacaktır.

Bu millet, dünden bugüne binlerce badireyi atlatarak ve binlerce dahiri ve harici hıyanet şebekeleriyle boğuşa boğuşa, günümüze kadar mevcudiyetini koruyabilmiştir. Ama o, şimdi bitkin ve (harim-i ismetine)(l) tecavüzle karşı karşıya bulunmaktadır.

Bütün bir tarih boyu, ardı arkası kesilmeyen kinlere ve nefretlere maruz kaldıktan sonra, yenidünyanın çeşitli ideolojik silahlarla hücuma kalkıştığı ve onu tüketmek için sarının kırmızı ile tek cephe haline geldiği şu dermansız halinde, onun kalb ve ruhuna sahip çıkma mecburiyetindeyiz.

Dün onun düşman sadece salip ve ehlisalipti. Şimdi “lanet ile anılan o cebabirenin (2) en küstahına binler rahmet okutan” firavunlar var sahnede. Vakıa. İlk düşmanlık, salibin etrafında toplananlarla başlamıştı. Şimdi ise o,yerini daha korkunç ve daha kalıcı düşmanlıklara bırakmış gibidir.

Bu millet, Avrupa’ya adım attığı günden itibaren, Hıristiyan kin ve husumetini üzerinde topladı. Bu husumet ve kin bulgarı, sırpıyla; macarı, yunanıyla yanyana getiriyor ve bir kilise cephesi teşkil ediyordu. Çok eskilere dayanan salibin bu düşmanlığı, haçlı seferleri esnasında, milyonlarca insan seylapler teşkil eden kanlarıyla bile dinmemişti. Kudüs’ün elden çıkmış olduğunu gören Frederikler, Rişarlar, Filipler, İstanbul’un da ayni şekilde elden çıkacağını düşündükçe kuduruyor ve kudurdukça da yeni intikam orduları teşkil ediyorlardı.

Uzun asırlar Avrupalının vicdanında sadece kin ve nefret hisleri uyarıldı ve cennetin esrarlı anahtarları diye İslam dünyasını ve hususiyle bu dünyanın batı karşısında son karakolu olan bu yüce milleti, kana irine boğma yolu gösterildi.

Ehli salibi amansız bir kasırga dehşeti ve bir lav şiddetiyle, bu dünyayı bir baştan bir başa istila ediyor; bu millet ise, bu korkunç yangını bağrında söndürüyor ve tarihi mesuliyetini yerine getiriyordu. Keşke mesele, sadece harici tecavüzlerden ibaret olsaydı. Gövdenin içine girmiş binlerce kurt, içten içe durmadan onu kemiriyor ve dışın tecavüzüne gedikler açıyorlardı.

Bu boğuşma ve mukavemet asırlarca sürdü. Ne haricin Romen Diyojenleri, ne de evin içindeki Ebu Leheb in torunları, onun azim ve iradesine kement vuramadılar. 0, bütün bunları aşarak, herşeye rağmen emanete sadakat vazifesini bihakkın yerine getirebildi.

Şimdi ise onu, yepyeni bir tarih? Mükellefiyet beklemektedir. Yaptıklarına nisbeten çok daha çetin, çok daha amansız görünen bir mükellefiyet.

Şu ana kadar herkesten ve herşeyden ihanet gören bu millet, asırlardan beri bağrında taşıdığı saf ve dupduru iman ve o imanın temin ettiği yüksek heyecanla, bu yeni imtihanı da ciddi bir tarih şuuru içinde atlatacağı ümidini beslemekteyiz.

Ancak, herşeyden evvel, yapılması gerekli olan hususların çok iyi bilinmesi lazımdır ki; mu alece (3) adına yapılan şeylerle çeşitli komplikasyonlara sebebiyet vermesin.

Evet, onun asıl ihtiyaçları ve bunalımdan bunalıma götüren çeşitli hastalıkları hakiki çehreleriyle bilinmezse, hiçbir müdahalenin kar etmeyeceği de muhakkaktır.

Onun için evvela illetin teşhisi, sonra tedavi yollarının tesbiti ve daha sonra da mualece planının hazırlanması lazımdır ki; ameliyata yatırdıktan sonra operatör arama ve neresini yarıp dökeceğimizin münakaşasını yapma garabet ve yetmemezliğine düşmeyelim -

Evvela yıkıp, sonra yapma planı hazırlamayı düşünenler, ihlâslı da olsalar, büyük ihanet içindedirler. Bir şeyin olmasını sadece istemek bir işe yaramadığı gibi, yolunda istememek ve gayret etmemek de hiçbir şeye yaramayacaktır.

Hamiyet ve gayretimiz irfanla mücehhez olmaz, azim ve irademiz derin bir tetebbu ve vuküfa dayanmazsa, faide yerine zarar getirebilir. Zatı senelerden beri, milleti kurtarma istikametinde verilen bütün kavgaların semere vermemesinin asıl sebebi de budur: Hamiyetle bilginin, azimle vüküfun, samimiyetle idrakın beraber bulunamayışdır.

Onun içindir ki, bu milletin kurtarılmasını ve yepyeni bir dünyaya hazırlanmasını üzerine alan zimamdarlar, şuursuz ibda ve inşalara kalkışmadan, onun kendi tarihi ve ruh köküyle temasa geçmesini temin etmelidirler. Onda yeniden bir tarih şuurunun uyandırılması çok mühimdir ve son senelerin ibret ve felaketlerle dolu hadiselerinin arkasında da, hep bu idrak edememe ve şuurdan mahrumiyet vardır.

Bu mefküre bütün ruh ve hayatımıza hâkim kılınmalıdır. Hem o kadar hâkim kılınmalıdır ki, mektebae, kışlada, saban başında, sürü arkasında ve memuriyet masasında; hatta beşikleri sallayan anaların ve ninelerin dudağında daimi türkümüz ve hareketlerimizin nizamı bulunmalıdır.

En sert şekilde insanımıza, kendi ruhu gösterilmeli ve kendi dünyasına menfezler açılmalıdır. Onda kendi mukaddeslerine hürmet hissi uyandırılarak, yabancı ve tahripkâr düşüncelere karşı reaksiyonu temin edilmelidir. Maşeri irade kuvvetlendirilerek vukuu muhtemel kan, irin seylabının önüne geçilmelidir. Yoksa ilerde zuhur edebilecek, bir kısım hadiseler karşısında, kendine zarar geleceği mülahazasıyla, yılanlara şirin görünmeye çalışan bir kısım sefil ruhlar, önlenmesine gayretini göstermedikleri bu büyük yangın içinde milletle beraber yanacaklardır.

Bugüne kadar bin türlü ölüm-kalım mücadelesiyle varlığını devam ettiren ve bundan sonraki mevcudiyetinin de, içtimai coğrafya için büyük ehemmiyeti bulunan bu millet, kendi için, İslam dünyası için, devletlerarası muvazene için mutlaka kurtarılmalı ve tarihin kendinden beklediği yüce vazifeyi eda edecek imkânlara kavuşturulmalıdır.

Yaradan, onu endişe ettiğimiz şeylerden korusun.

SIZINTI

(1) Harim-i ismet: Namus ocağı, mukaddes ocak.

(2) Cebabire: Cebrediciler, Mütekebbirler, zalimler.

(3) Mualece: Bir işe teşebbüs, bir işe girişmek.