Ağustos 1989 · s. 14 · 3 dakikalık okuma
Dişlerin Izdırabı
Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · Anatomi

Dünya hayatının şartlarına göre ezeli bir ilimle plânlanıp bizlere ihsan edilen organlarımızın birçoğunun kıymetini, maalesef kaybettikten sonra anlayabiliyoruz. Sigara içen insan akciğerinin kıymetini ancak kan tükürmeye başlayınca, içki içen biri de karaciğer rahatsızlığı başladığında o muhteşem organın paha biçilmez değerini anlar, ama iş işten geçmiştir.
Herbiri paha biçilmez inci değerindeki organlarımızdan biri olan dişlerimizin kıymetini de, dişçi koltuğuna oturduğumuzda, sabaha kadar ağrıdan kıvrandığımızda veya onlardan birkaçı eksildiğinde anlarız.
Balıklar ve kurbağalar gibi hayvanların dişleri devamlı olarak dökülür ve yerlerine yenisi hediye edilir. Balinalar ve Deniz İnekleri gibi hayvanların dişleri doğumlarından ölümlerine kadar hiç değişmeden aynı devam eder. Çoğu memelilerin ve insanoğlunun dişleri ise iki sefer çıkar; ilk çıkan süt dişleri olup, kısa bir süre sonra dökülürler ve yerine yenileri verilir. Bunlar artık ölünceye kadar kullanacağımız, gıdaları sindirime hazırlama uzuvlarımız olarak iş görürler. Her birinin şekli ve yapısı, yapacağı işe göre çok mükemmel bir ölçü ile yaratılmıştır. Dişlerimizin esas vazifesi çiğneme olmakla birlikte, konuşmaya ve yüzümüze şekil vermeye olan faydaları da inkâr edilemez.
Şayet dişlerimiz olmasaydı, gıdaları parçalayamayacak ve lezzetlerini de tam olarak alamıyacak, neticede bir sürü mide rahatsızlıkları çekecektik. Ayrıca kelimeleri doğru dürüst telaffuz edemeyecektik ve yüzümüzün şekli de çirkinleşecekti.
Peki bu kadar mühim olan dişlerimizi acaba gerektiği gibi koruyabiliyor muyuz? Dişleriyle sert kabuklu meyveleri kıran ve onları dikkatli bir şekilde temizlemeyen birisi için dişlerini koruduğu söylenemez. Yemekten sonra ağzını yıkayıp dişlerini fırçalamadan sadece eliyle oğuşturan birisi için de yine dişlerinin kıymetini biliyor denilemez. Elektron mikroskobu fotoğrafında, diş dokusunda bakterilerce tahribe uğramış kısım, yarıklar halinde görülmektedir. Bakteri yığınlarından ibaret olan diş plâkları buralarda toplanır ve çürüme başlar (Resim 1).

Dişlerimizi gelişigüzel fırçalamak veya misvaklamak veya fırçayı birkaç kere sürtmek dişleri iyi bir şekilde temizleme mânâsına gelmez. Diş üzerinde gıda artıklarıyla çoğalan bakteriler dişi, bir zırh gibi sararlar. Bu bakteriler ancak çok İyi fırçalamak veya misvaklamakla temizlenebilir. Bununla beraber her yenilen tatlı gıdalardan sonra bakteriler tekrar çoğalarak dişi tahrib eden asitleri meydana getirirler. Peygamber Efendimizin (s.a.v) ağız temizliği üzerindeki hassasiyeti ve ümmetine de tavsiyesinin ne kadar isabetli olduğu, elektron mikroskobu ile ancak zamanımızda tam olarak anlaşılabilmiştir (Resim 2). Binlerce defa büyütüldüğünde bir diş fırçasının temizlediği ve temizleyemediği bakteri plağı sahalarının korkunçluğunu çok açık gösteren bu fotoğraf, dişlerimizin ne kadar ciddi temizlenmesi gerektiğini de en iyi biçimde anlatmaktadır.

DİŞ TEMİZLİĞİ HUSUSUNDA GEREKEN HASSASİYET GÖSTERİLMEZSE NE OLUR?
Ağzımızın en büyük problemi, gıdalarımızla giren bakterilerin açtığı çeşitli diş ve ağız hastalıklarıdır. Bunların başında damak erimeleri, diş taşları, virütik aftlar, ağız kokusu, diş çürükleri ve çürüklerdeki mikropların yol açtığı çeşitli göz, kalb ve romatizmal hastalıklar gelmektedir.
Resim 3'de görülen, Ay üzerindeki bir çukurluk veya bir krater olmayıp, bakterilerin meydana getirdiği bir çürüktür. Bakteriler asitlerle diş dokusunu inceltirken bir taraftan da tükürükle mineral aktarılmasına ve dolayısıyla dişin tamirine mani olurlar. Böylece mine tabakasındaki çürük gittikçe daha içteki dentin tabakasını da geçerek dişin öz kısmına girer ve buradaki sinirlere eriştiğinde artık dayanılması güç olan ağrıları duymaya başlarız.

Hayatımız boyunca bize hizmet eden ve yiyeceklerimizi sindirime hazırlayan dişlerimizin en sağlamlarından olan azı dişlerimiz çok tehlikelere maruz kalır. Bir değirmen taşı gibi işleyen azı dişlerimizin girintili köşeleri ve yan bölgeleri, iyi fırçalanmadığı takdirde bakteriler için yerleşme ve beslenme bölgeleri haline gelir. Bu bölgeler ancak ince lifleri olan misvak ve benzeri fırçalarla temizlenebilir (Resim 4).

Böylece 14 asır önce söylenmiş "Eğer ümmetime meşakkat vereceğini bilmesem kendilerine her abdest ile beraber misvak kullanmalarını emrederdim" tavsiyesinin hikmeti çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.