Sızıntı Arşivi

Temmuz 1999 · s. 27 · 8 dakikalık okuma

Dengenin Anlamı Üzerine Bir Deneme

Selim Aydın · İnceleme

Selim Aydın

Kâinattaki denge, sürekli gel-gitleri, okyanusta ortaya çıkan ve sönen dalgaları, ileri-geri salınımları, hızlandırıcıları, yavaşlatıcıları ve düzenleyicileri içeren kaotik bir yapıda uçurumun kenarında sağlanmaktadır.

İnsanoğlunu diğer yaratıklardan ayıran önemli özelliklerden biri, beyindeki konuşma ve lisan kabiliyeti sayesinde kavramlarla düşünebilmesi, bu kavranılan ve kelimeleri belli bir mantık dizisi içinde peşpeşe ifade ederek, düşünce ve duygularını anlata-bilmesidir. Bu çerçevede insanın kullandığı kelimelerin veya cümlelerin ne mânâya geldiği konusunda yeterli seviyede şuur veya farkındalık kazanması, sağlıklı düşünme için ön şarttır.

İnsanoğlunun çok sık kullandığı ve bir ahlâkî değer olarak sürekli tavsiye edilen "denge"kavramı üzerinde çok çeşitli şeyler söylenmiştir. Ama çoğu insan gerçekten denge kavramının fizikî, kimyevî ve biyolojik sistemlerde ne mânâya geldiği hususunda derin bir tefekküre de sahip değildir. Denge kavramının insanın ferdi, ailevî ve sosyal hayatı için ne mânâ ifade ettiği meselenin ikinci boyutunu oluşturur ve daha büyük önem taşır.

Denge kavramı, tabiatı gereği, nizâm, sistem, ölçü, terazi, ahenk, harmoni, ortayol, canlılık, sağlıklı olma, üretken olma. huzuru yakalama gibi kavmin ve süreçlerle doğrudan veya dolaylı olarak alâkalıdır.

Denge, iki veya ikiden fazla şey arasında sözkonusudur. Dengenin kurulmasında en az iki faktörün dikkate alındığı durum, basit denge olup, iki kefeli bir terazi ile sembolize edilir. İkiden fazla bileşen (faktör) arasında dengenin kurulması sözkonusu ise, o zaman basit denge yerine kompleks, girift ve çok boyutlu bir dengenin kurulması gerekir. Bu çok kefeli bir terazi İle sembolize edilebilir. İki kefeli terazilerde dengeyi kurmak ve devam ettirmek için çok az miktarda enerji ve dikkat yeterken, çok kefeli terazilerde dengeyi kurmak ve devam ettirmek, muazzam derecede enerji kullanmayı ve sürekli uyanık olmayı gerektirir. Tarihî açıdan bakıldığında insanların denge, istikrar ve adalet kavramlarını idrâklerinin, genelde iki kefeli terazi paradigmasına dayalı olduğu görülür. Bugün mahkemelerde iki kefeli terazi, adaletin sembolü olarak kullanılır. Bu noktadan kendimize ve toplumumuza baktığımızda, kâinatta ve bedenimizde geçerli olan denge, istikrar ve adalet gerçeğinden çok uzak. hattâ ters bir şekilde iki kefeli terazi modeline dayalı denge ve istikrarı önemsediğimiz görülecektir. İstikrarı, dengeyi ve düzeni, illâ da tek âdâmda, tek liderde veya ikili ortaklıklarda aramak, kâinatta geçerli olan ilahî kanunlarla uyuşmamak demektir. Hakikatte iki kefeli teraziye dayalı denge, oldukça basitleştirilmiş bir denge anlayışı olup, sadece insanların günlük hayatlarında mal değiş tokuşlarını kolayca yapabilmelerini sağlar.

Kurulan denge, ayrıca statik veya dinamik özelliklere de sahip olabilir. Kâinatta mutlak anlamda statik ve statükocu bir denge ve İstikrar yoktur. Kimyevî, fizikî ve biyolojik sistemlerde yavaş yavaş değişen ancak çıplak gözle bakıldığında fark edilmeyen dinamik dengeyle (sürekli salınım hâlinde olan gel-gitierle vb.) ortaya çıkan ve devam eden süreçler vardır. İnsan hayatındaki her türlü güzellik ve ahenk, ancak denge varsa ortaya çıkmaktadır.

Kâinatta ve canlı sistemlerde ise denge bugün anlayabildiğimiz kadarıyla, iki kefeli değil çok sayıda (belki de bizim açımızdan 'n' sayıda) bileşenin rol alıp, birbiriyle etkileştiği, çok kefeli dinamik temasların karşılıklı tesirleriyle sağlanmaktadır. Bu noktadan kâinattaki ve canlı sistemlerdeki nizâm, ne statik ne de basittir. Canlı sistemlerdeki nizâm, karmaşık, kaotik olduğu kadar; çok tabakalı, dinamik, uyumu, ahengi ortaya çıkarıcı yapıdadır. Özellikle canlıların hayatı, her an tazelenen ve gözden geçirilen dinamik bir dengeyle devam eder. Meselâ aktivite-uyku, çalışma-dinlenme, yapım-yıkım, dolum-boşaltım mikro ölçeklerde her an meydana gelmektedir, Kapalı sistemlerde optimum kararlı ve stabil dengeleri belli ölçüde kurmak mümkün olabilir. Ancak birer açık sistem olan insan topluluklarında veya canlı sistemlerde bu mümkün olmayıp, denge tabiatı itibarıyla uçurumun kenarında yani düzen ile düzensizlik sınırında ortaya çıkmaktadır. Kâinattaki denge, sürekli gelgitleri, okyanusta ortaya çıkan ve sönen dalgaları, ileri-geri salınımları, hızlandırıcıları, yavaşlatıcıları, iticileri ve yavaşlatıcıları birlikte bulunduran kaotik bir yapıda uçurumun kenarında sağlanmaktadır. Düzen ile düzensizlik, hayatla-ölüm, ifrat-ortayol-tefrit, iman-küfür arasındaki sınırlar çok incedir. Bu durum ise, insanı sürekli uyanık tutar; insan böylelikle gaflet ve ülfetin öldürücü pençesinden uzak durur.

İnsan, beden-zihin-ruh üçlüsünden oluşan ve her birinin birbiriyle etkileştiği kompleks bir sistemdir. İnsanın sağlıklı hayat sürmesi bu üç alt sistemin önce kendi içinde dengeye ulaşmasına ve sonra birbirleriyle dengeli karşılıklı münasebet hâlinde bulunmasına bağlıdır. Bir başka ifadeyle, biyolojik bedende dengenin sağlanması, diğer alt bileşenlere olumlu yönde tesir ettiği gibi, aynı şey diğer alt sistemler için de geçerlidir. Sağlıklı bir zihin ve ruh yapısı, sağlıklı bir biyolojik bedenin oluşmasına katkıda bulunur. Aynı şekilde bunların herhangi birindeki dengesizlik veya ölçüsüzlük, bütün sistemde, kısa veya uzun vadede olumsuz tesirleriyle kendini göstermektedir. Bu noktadan insanın hâl ve hareketleri, hayat biçimi, biyolojik bedeninde ve kâinatta işlemekte olan dengeyi korumaya yönelik olmalıdır. Çünkü sistemdeki mevcut dengenin tabiatı, çok fazla bileşen arasında sağlıklı ve ölçülü münasebetleri gerekli kılmakta ve sistemin bütün boyutlarının devamlı izlenmesini ve gereken yer ve zamanda gerekli değişiklik ve ayarlamaların yapılmasını öngörmektedir. Bu yapılabildiği ölçüde sistem sağlıklı işlemektedir.

Bizler tefekkür boyutlu sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsak, günlük hayatta bize hazır paketler olarak verilen ve derinlemesine mânâlarını bilmediğimiz kavramlar üzerinde yeniden düşünüp, kâinat-insan anlayışımızı bir kere daha gözden geçirmeliyiz. Bugün kâinat ve insan kitabının sayfalarında ulaşılan bilgiler, bizlere, bir kere daha denge, ölçü, nizâm ve adalet kavramlarının kâinattaki işleyişine paralel olarak zihinlerimizde yeniden inşa edilmesinin gerekliliğini fısıldamaktadır. Bu fısıltılardan bazıları şöyle özetlenebilir:

Öncelikle hayatın ortaya çıkışı ve devamı, dinamik bir dengeyle ortaya çıkmaktadır. Bu noktadan acilen iki kefeli terazi anlayışına dayalı adalet, düzen, istikrar kavramlarını terk edip. çok kefeli, çok bileşenli adalet, denge ve istikrar kavramlarını zihnimize entegre etmeli: dengeyi, istikrarı ve adaleti iki ortaklı, iki bileşenli yapılardan ziyade çok ortaklı, çok bileşenli sistemler oluşturabilmede aramalıyız. Çok bileşenli ve 'n' sayıda etkileşimli kaotik sistemlerde ortaya çıkan düzen ve ahengin devamı, sisteme sürekli yeni bilgi ve enerjinin akmasına ve bunun ölçülü şekilde sistem tarafından kullanılabilmesine bağlıdır. Ayrıca bu sistemlerde sistemin ömrü başlangıç şartlarına sıkı sıkıya bağımlıdır. Bunun anlamı ise insanın canlılığını ve üretkenliğini devam ettirebilmesinin, hayat boyu öğrenme ve tekâmül (gelişim) ekseni etrafında hayatını örgülemesine bağlı olduğudur, Sürekli öğrenme modunda yaşamayıp, kendini hayatın akışına kaptıran insanlar, potansiyeli olan akarsuya değil, kokuşmanın kaynağı olan durgun sulara benzerler. Sürekli öğrenen ve kendini yenileyen insan çürümediği gibi, olumlu ve gelişime açık bir kişilik de kazanır. Belli bir eğitim ve öğretimden sonra kendini zirveye çıkmış görenler, kâmil İnsan olduklarını düşünenler aslında, öldürücü virüse yakalanıp, ölüme doğru kayan kimselerdir. Çünkü canlılığı ortaya çıkaran ve devam ettiren denge, sırat köprüsünde ortaya çıktığından, insan sürekli kendini uçurumun kenarında yaşıyor hissetmeli ve bu gerilimi canlı tutmalıdır. Her sabah kendini sıfırlayıp yeniden inşa etmeye söz verebilenler uzun ömürlü olurlar. Çünkü yeni bir oluşum, düzen ve gelişim; ancak iki kefeli terazi paradigması noktasından dengesizlik hâli olan kaosun kenarında bulunmayla ve risk almayla mümkündür. Risk almaktan korkanlar, gelişme ve canlılığını sürdürme fırsatım da kaçırırlar. İnsan bu şekilde sürekli, her gün yeni bir oluşuma yelken açabilirse, kendisinde gaflet oluşmayacağı gibi, gurur ve kibir de oluşmaz. Çok kefeli dengenin işleyişi kaotik düzeni veya düzensizliği gerekli kıldığından, insanlar biyolojik ve ruhî hayatlarının uçurumun kenarında ortaya çıktığını unutmamalıdırlar. Bu noktadan kâmil insan olma aslında bir mertebe değil, bir süreçtir.

Kompleks Adaptif Bir Sistem Olarak Çalışan İnsan Organizmasının ve Topluluklarının Devamlılığını Sağlayan Prensipler

1) Büyüme sınırına sahip canlı sistemler, belli büyüklüğe gelen oluşumları dağıtarak veya bölerek küçük ve rahat ama büyük sistemle dengeli ve uyumlu çalışan küçük organizasyonlar oluştururlar. Bu özellik, sistemin sağlıklı ve uzun ömürlü olması için gereklidir. Aynı şey sosyal sistemler için de geçerlidir. Sosyal yapılanmalarda herşe-yi hiyerarşik yapıda merkezîleştirmek veya tek bir otoriteye bağlamak; sistemin canlılığını, ömrünü ve dinamizmim, bir önceki sisteme kıyasen azaltır. Yenilikler ve açılımların, farklı şeylerin biramda etkileşebileceği ortam ve iklimlerde ortaya çıktığı da göz önüne alınırsa, farklı insan, kültür ve konularla tanışma ve diyalog imkânı aramayı kolaylaştırıcı zengin öğrenme ortamları oluşturmak, her toplum için hayatî öneme sahiptir.

2) Sistemin kontrolü, tabandan üste veya merkezden çevreye doğru içsel olarak yapılmalıdır. Tepeden aşağıya yapılan dayatmalar daima sistemin sağlığını bozucu tesirler ortaya koyar. Yönetimin yükü merkezden alınıp, çevreye dağıtılmalı ve ferde daha fazla inisiyatif verilmelidir. Sistem değişikliklerinde Önce liderin kendini düzeltmesi gekir ve her ferdin kendini otokritiğe tutabileceği ve düzeltebileceği sistemler kurulmalıdır. Fertleri kanunla ve müeyyidelerle zorlama yerine, onun değişimini mümkün kılacak ve teşvik edecek sosyokültürel atmosfer ve ortamlar oluşturulmasına birinci derecede önem verilmelidir.

3) Sistemin kritik anlarda hayatını kurtaran şey, geri dönüşümü ve kazanımı olan bilgi ve beceriler olduğundan insanlara öncelikle bu bilgi ve mahareti vermeye özel önem verilmelidir. Bîr defalık kullanımı olan bilgi, maharet ve fikirlerle yetinen insanlar, kriz anlarında hayata veda etmek zorunda kalırlar. Kâinatta denge ve hayat israf üzerine değil; ikrisat. kanaat ve çok fonk-siyonluluk üzerine kurulduğundan, her insan israf kavramını, zihnine kırmızı trafik lâmbası olarak kodlamalıdır.

4) Çeşitliliği, farklılaşmayı ve açılımları cesaretlendirip çoğaltmalıdır. Sağlıklı çeşitlilik ve farklılaşma, yeni fikirlerin üretimini hızlandırır. Sistemin huzurunu sağlar; sistemin devamı için vazgeçilmez bir özellik olan yeniliklerin, keşif ve icatların kaynağını oluşturur,

5) İnsan veya insanların kurduğu sistemler, belli seviyede hatalara, yanlışlara saygı duymalı ve ödüllendirmelidir. Bazen hata ile ortaya çıkan yeni ve farklı bir şey ile eskisi arasındaki fark, çoğu zaman fark edilemez. Böylece, hata ve yanlışlar yeni bir şeyin keşfinde veya farklı üretim işlemlerinin ortaya çıkarılmasında ayrılmaz bir işlemdir. Bu meyanda evrim veya tekâmül, canlı populasyonlarındaki hataların (varyasyonların, farklılıkların) sistematik biçimde yönetilme modeli olarak tanımlanabilir. Hata izâfi bir kavram olduğundan bakış açısına bağlı olarak mânâsı değişebilir. Bize göre hata olan şey, canlı açısından bir varyason ve ekolojik dengenin bir parçası olabilir.

6) Mekanik kapalı sistemler için geçerli olan optimum statik denge, kompleks adaptif sistem olan canlı sistemler için geçerli değildir. İnsan uzmanlık alanı yanında, daima birden fazla gâyeye, hedefe, maharete sahip olmaya çalışırsa, beklenmedik değişikliklere uyum kapasitesini artırabilir. Tek bir maharet ve kabiliyette uzmanlaşma ve onunla yetinme, kararlı ve kapalı sistemler için geçerli bir avantaj iken, açık sistemler sürekli kaotik değişimlere maruz olduğundan, uyum sağlayıcı bilgi-beceri seti günümüzde daha önemlidir.

7) Açık sistemlerde değişimi değiştirebilme ve yönlendirebilirle özelliği çok önemlidir. Canlı sistemlerde değişimi koordine edecek organizasyonlar veya düzenleyici sistemler vardır. Canlı sistemler, kendi kendini değiştiren ve koordine - eden kaidelere sahiptirler.

8) Kaotik sistemlerde, sürekli yeni fırsatlar ve krizler meydana gelir. Her bir kriz veya başarısızlık, yeni oluşumlara yelken açmak için bir fırsat ve açılma vesilesi olurlar. Sürekli açılım ve gelişim özelliğini kaybeden insan ölüme gidiyor demektir. İnsan enfüsî, ruhî ve zihnî dönüşümlerini durdurursa ölür.

Beşerî sistemlerin sağlıklı hayatı, bilgi üretebilmelerine ve kullanabilmelerine, ayrıca sürekli öğrenebilme yeteneklerine bağlıdır.