Sızıntı Arşivi

Mart 1996 · s. 50 · 4 dakikalık okuma

Değişen Dünyanın Dinamikleri

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

İnsanoğlu varolduğu günden bu yana hep bir “değişim” ve “dönüşüm” süreci yaşamaktadır. Yerinde istihale ve tekamül de diyebileceğimiz bu “değişim” ve “dönüşüm” değişik dönemler itibariyle, o dönemin hususiyetleri açısından bazı farklılıklar arzetse de, temelde, ayniyete yakın tam bir misliyet içinde, hem de fasılasız devam edegelmiştir.. bir kısım teferruat farklılığıyla hala devam etmektedir., bundan sonra da kesintisiz devam edeceğe benzer.

Bu itibarla da geleceğin; va’dettikleri, zaruretleri ve kendine has kuralları bizi, belli noktalara zorlayıp, belli hususlara yönlendirip; mukavemet edilmez, karşı durulmaz, söz dinletilmez sürpriz hadiselerin şaşkınlığına düşürmeden; düşürüp sendeletmeden, sersemleştirmeden kendimiz olarak yerimizi almamız lazımdır ki, zamanın dişleri ve hadiselerin insafsız dişlileri arasında kalıp ezilmeyelim.. ezilmeyelim ve gönüllerimiz imanla dopdolu, gözlerimiz de ümitle pırıl pırıl, takılıp yollarda kalmadan hep istikbale yürüyelim.. evet yürüyelim ki, mevcudiyet ve bekamız adına karşı koymaya çalıştığımız bugünkü olumsuz istihaleleri unutturacak daha büyük “değişim” ve “dönüşüm” dalgalarına kapılıp çer-çöp gibi şuraya- buraya sürüklenmeyelim. Aslında, o dalgalar, bütün dehşetiyle yerlerinden kopup dünyanın üzerine yürümeye başladılar bile...

Evet, ahlakta bencillik, iktisatta ferdiyetçilik, toplum fertleri arasındaki münasebetlerde ırkçılık, her türlü faaliyette faydacılık esasları üzerine bina edilmiş bir dünyanın geleceği adına iyimser olmak hayli zor olsa gerek.. zira böyle bir dünyada kuvvet ve kuvvetli mütecaviz.. insanlar egoist.. madde tapılan bir nesne.. altın, gümüş, petrol aldatan buzağı.. bu mel’un sistemin dümenindekiler birer Samiri ve bu düzende servet sahipleri de birer Karun’dur. Doğrusu, böyle bir sistemin dişleri arasında kalıp ezilenlerin geleceğe yürümesi çok zor, hatta imkânsızdır.

İnsanlık olarak yakın geçmişimiz itibariyle görüp-bildiğimiz ve hususiyle de, şimdilerde daha bir “net” müşahede ettiğimiz odur ki; Allah’ı unutup maddeye, kuvvete, şehvete, ırka ve çıkara tapan bu dünya bir ölüm sath-ı mailine yuvarlanmakta ve bir kıyamete sürüklenmektedir. Eğer adına tek tesellimiz yeryüzü mirasçıları, kaynağı mehafet, mehabet ve muhabbet yeni bir ahlak nizamı, iktisat anlayışı, sermaye telakkisi, emek felsefesi, iffet ve sorumluluk ruhu ortaya koyarak insanlığın, kendini bir kere daha yorumlamasına imkan hazırlamazlarsa, cihan harplerini unutturacak ölçüde yeni felaketler yaşamamız kaçınılmaz olacaktır.

Bazıları, böyle bir projeyi gerçekleştirmeye gücümüzün yetmeyeceği mülahazasıyla, bu konudaki her tasarıyı bir hayal ve her teşebbüsü de abesle iştigal sayabilir. Ancak, bugüne kadar gerçekleştirilen işler düşünüldüğünde, bunların hiç de yapılması planlanan şeylerden geri olmadıkları görülecektir. Evet, dönüp az gerilere bakabilirsek, son yarım asır itibariyle, santim santim de olsa, milletçe tırmanılan zirvelerin ne kadar yüksek olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.. çıkacaktır ama, gel gör ki, ümitsizlikten tereddüde, tereddütten ümitsizliğe yuvarlanıp duran ve düşünce hayatında bir türlü istikamet ve kararlılığa ulaşamayan bir kısım karamsar ruhlar, bunu hiçbir zaman görüp kabullenemeyecek ve son birkaç asırlık şaşkınlıklarından kurtulamayacaklardır.

Bugün toplumumuz, hemen her kesimiyle adeta bir seferberlik yaşıyor.. evet, dünya ile hesaplaşma yolunda belirlenen veya idealize edilen hedeflere ulaşabilmek için büyük çoğunluk kan-ter içinde ve harıl harıl.. öyle ki artık o, ideallerine göre değersiz kabul ettiği gündelik hayatın muvakkat lezzet ve keyifleri yerine, ebedi Iezzetlere yöneliyor., milletçe ebed-müddet varolma uğrunda rahatı bırakıp zahmete talip oluyor; lezzeti atıp elemi alıyor ve sürekli ebedi kıymetlere doğru yürüyor; sırlı, temkinli, kan kusa kusa ve yol-yön değiştirmeden...

Bütün tarih boyunca varolma mücadelesi vermiş; dahası, her zaman devletlerarası muvazenede önemli misyonlar eda etmiş, hatta çağlar açmış-kapamış bir milletin ahfadı olarak bizler, insanlık çapında pek çok istihale ve tekâmüle imza atmış olmanın onurunu taşıyor ve bundan sonraki “değişim” ve “dönüşüm” lerin sırlı anahtarları sayılan cehd, gayret, temkin, vefa gibi, bu milletin ruh enginliklerinde her zaman müşahede ettiğimiz değerlerin ne ifade ettiğinin de farkındayız. Geçmişte olduğu gibi bugünkü nesillerin de, kendi arzu ve isteklerinden fedakârlıkta bulunarak, maddi-manevi füyuzat hislerinden vazgeçip, yaşamaktansa yaşatmayı tercih edeceklerine inanıyoruz.

Zaten, bir dönemde bizdeki gelişmeler, daha sonra Batıdaki Rönesans hareketi, sanayi inkılâbı ve teknolojik başarılar da, hep bu hummalı istek, şuurlu gayret ve engin vefanın bağrında doğup gelişmemiş midir? Mücadele etmek ve mefkuresi uğrunda ölmekten ancak beden ve cismaniyetin kulları, miskin ve mendebur olan ruhlar kaçar.. yüksek gaye-i hayallere dilbeste olmuş seviyeli gönüller için, hedefin ma’nasını kucakladıktan sonra, zahmet, meşakkat ve ölümün ne önemi olur ki..?

Yakın geçmişimiz itibariyle bu ülkede yeniden, bir diriliş humması yaşanmaya başladı. Hem de topyekün dünyaya bazı şeyler va’detme çizgisinde bir diriliş humması. Bu, bir baştan bir başa bütün âlemde hâkimiyet kurma sevdası olmasa da, yeniden şekillenme süreci yaşayan bir dünyaya, kendi kültür zenginliğimiz ve medeniyet telakkimizden katkıda bulunma manasına bir vaad ve bir açılmadır. Bu sayede gelecek, bizim hesabımıza daha munis, daha yumuşak ve daha bilinir ve tanınır hale gelecektir. Aksine, içinde olmadığımız ve yapılanmasında katkıda bulunmadığımız bir âlem, bize hep yabancılığını hissettirecek ve bir üvey ana gibi, bağrına basarken dahi vefasının ölçüsünü ortaya koyacak, belki de öpüp kokladığı aynı anda çimdiklemeyi de ihmal etmeyecektir.

SIZINTI