Ekim 1979 · s. 6 · 3 dakikalık okuma
Değersizleşen İnsan
Suat Yıldırım Doç. Dr. · İnceleme

Günümüzün en mühim meselelerinden birisi anarşi; anarşinin mühim bir kaynağı da insanın değerinin düşürülmesidir. Bu ise asrımızın başlıca problemlerindendir.
Asrımızda hiç bir romancı, filozof veya ilim adamı yoktur ki, bu konuda bir şeyler yazmış olmasın. Şüphesiz, insana değer vermemek, modern medeniyete münhasır değildir. Hatta asrımızda beşer seviye, bazı bakımlardan yükselmiştir: üstelik insana değer verildiği, parlak sloganlarla da iddia edilmektedir. Fakat bunlar, modern telakkilerin bozuk yönlerini küçümsetmemeli, hele hele unutturmamalıdır. Hemen hemen bütün eski kültürlerde insan, varlık içinde seçkin bir mevki işgal ediyordu. Materyalist zihniyet onu alaşağı etmiş, insan, herhangi bir varlıktan farksız sayılır olmuştur. Bu anlayış, önce modern biyolojiye sirayet etmiş, oradan da insanlığa yayılmıştır. İnsanın değersizleşmesi, sadece o eski imtiyazını yitirmesiyle de kalmadı. Modern insanın değersizleşmesi mekanikleşme, ruhsuzlaşma, bütünlüğünün bölünmesi ve yalnızlık gibi durumlarla da kendini göstermektedir.
Mekanikleşme
İnsana sadece madde üreten bir alet gözüyle bakılmaktadır. İstihsal, asrımızın baş tacı ettiği bir mefhum sayılmakta, insana ait ne varsa, bu açıdan değerlendirilmektedir. Böylece Kral Jaspers’in dediği gibi “Teknik, insanın günlük yaşayışını ve çevresini tamamen değiştirdi. Teknik, hayatın ve toplumun akışını başka bir mecraya soktu. Kitlelerin istismarını ortaya çıkardı, hayatın tamamını makineleştirdi, bütün dünyayı tek ve kocaman bir fabrika haline getirdi. Netice şu oldu: Yurdundan kopmuş insanın, artık vatanı kalmadı, geçmişi ile bağları koptu. Bundan böyle aklın ve ruhun yapacağı iş, mekanik bir öğrenme ile faydalı tatbikatı gerçekleştirmeye inhisar etmektedir” Makineleşme, mesuliyetsizliğe de yol açmıştır. Çalışma hayatı ile ilgilenen bütün sosyologlar, ferdin, cüzi bir iş yapmasının yıkıcı hususiyetini kabul etmektedirler. Devamlı olarak aynı işi yapmak sıkıntı ve buhran doğurur (Şarlo, çok eski olan ‘‘Modern zamanlar” filminde işi, belli cıvataları sıkıştırmaktan ibaret bir işçidir. Bu işi uzunca zaman yaptıktan sonra bunalma baş göstermekte ve elindeki pensesiyle sokağa çıkarak önüne gelenin kulağını, burnunu bükmek maharetini göstermektedir.) Böylece o mekanikleşmeyi tenkit ediyordu. Kışın, sabahın köründe işe gidip, akşamın karanlığında çıkmak, yazın güzel havasında iş yerine kapanmak ve devamlı olarak aynı cüzi işi tekrarlamak insanı bunaltmaktadır. Mekanikleşme, zamanın geçmesiyle alışkanlık doğurmakta ve tenkit zihniyetini silip götürmekte, robotlaşmaya yol açmaktadır. Mekanikleşen insan, çevresindeki anormal şartları da normal saymaya başlar. Öbür taraftan, uğraşılan iş ile onun neticeleri ve eserleri arasına makinenin girmesinin artması nispetinde, insanın sabit kalan hareketleri de artıyor. Böylece gitgide yaptığımız işle, onun manası ve neticesi arasındaki mesafe açılıyor. Tek tek fertlerin yaptığı işle, eser arasında münasebet olmuyor. Eski zanaatkârın, eseri karşısında duyduğu manevi tatmin ile şimdiki işçinin tatminsizliği üzerinde durmak gerekir. Kısacası insan, hizmetçisi olan makineyi, daha iyi idare etmek maksadıyla onun dilinden daha çok anladığı nispette, onun hayat tarzını daha çok benimsiyor. Mekanik medeniyetin aktif hanesini bir tarafa bırakırsak pasif hanesi endişe vericidir. Buhran, bıkkınlık, mesuliyetsizlik ve robotlaşma, onun bilânçosunda ağırlığını hissettirmektedir. Teknik gelişmenin faturasını, insan makine muamelesine tabi tutulmakla ödemektedir.
İnsanın hakir görülmesi
Maddeci medeniyet, menşeinde taşıdığı tohumlardan dolayı, insanı hakir görmek neticesi ile de karşı karşıya gelmiştir. İnsan, bir istatistik mevzuu oluvermiştir. İnsanlar birbirine benzeyen eşya sayılmaktadır. Teknik kölelere, yani makinelere tatbik edilen kaideler, onlara da tatbik edilmektedir. Bundan böyle insanlar, kendilerine has beşeri vasıfları koruyabilecek şekilde, topluluk halinde yaşayamazlar. Bir batılı yazar, bu durumu dile getirmek için eserindeki bir kahramanına şu sözleri söyletir: “Evladım, sizin etütleriniz burada hiç bir işe yaramaz. Siz burada düşünmek için değil, tatbik etmeniz istenen hareketleri yapmak için bulunuyorsunuz. Müessesemizde, hayal unsuruna ihtiyacımız yok. Size bir öğüt daha: Sakın zekânızdan söz etmeyin, sizin yerinize düşünülecektir!” Böylece insan, insan için bir sermaye haline gelmekte, eşya gibi kullanılmak istenmektedir. İnsanı kullanmak isteyen kimsenin ise, onu eşya gibi görmesi kaçınılmazdır. Bundan ötürü, her insanın, bir başkası kadar değerli olabileceği insani esastan uzaklaşılmıştır.
Not: Önümüzdeki sayıda “Ruhsuzlaşma” mevzuu ele alınacaktır.
Doç. Dr. Suat Yıldırım