Mart 2003 · s. 100 · 4 dakikalık okuma
Damlalar
Yankısız çığlık
A. Osman Dönmez
hüznü yurt edinen savaş çocuklarına...
bana beyaz güvercinleri anlatmıştın anne
ölüm taşıyan kartalları değil
serçe yüreğim
titriyor soğuk namlular ucunda
ama üşümekten değil
katil roketler böldü hülyalarımı
çözüldü masalın tılsımları bir bir
lakin
mutluluktan değil
sönen gözlerime bakarak söyle anne
yeşerir mi zeytin dalları yeniden
bulur mu denizler sevda mavisini
belki
yırtılır da bu koca yalan orta yerinden
masallar dinler yine çocuklar
mülteci yüreklerinde büyür devasa bir umut
beyaz güvercin şarkısında
en güneşli iklimleri ekmiştin yüreğime
ve anlatmıştın beyaz güvercinleri
ağzında zeytin dalı olan
ama anlatmamıştın anne
dillerde buzlanan çığlıkları
ölüm taşıyan kartalları
ve kıymetini
petrol kokan değerlerin
benim masum kanımdan
belki bir daha
bahçedeki ağaca çıkamayacağım
küçük kedimizi okşayamayacağım
bu metal adamlar
bu kör kurşunlar
hülyama hudut çizmiş anne
cennet gözlerindeki hüznü sil
sil yaramdaki kanları
arkamdan masal anlat yalnız
beyaz güvercinleri
zeytin dallarını
yoluma ışık olur belki
bana barışı anlat anne
barışı anlat
yalan da olsa!
Benim sevgim
Ayşe Çakır
Kaşa, göze meftun olmaz yüreğim
Sevgi bence cisme değil canadır
Mecaz sevdalardan artık ırağım
Benim sevgim yüce Yaradan'adır
Kara, menfaate harcamam onu
Masivaya doğru değildir yönü
Dünya bir bahçedir, gül de insanı
Benim sevgim gülü Yaratan'adır.
Benim sevgim biter sanma ölümle
Tarif etmek mümkün değil dilimle
Hakk'a kulluk olmak kula zulümle
Benim sevgim kulu Yaratan'adır
Benim sevgim güzellikle ölçülmez
Dünya malı sebebiyle alçalmaz
Masivanın peteğinden bal çalmaz
Benim sevgim balı Yaratan'adır.
Göç ettirdi sevgi beni yurdumdan
Sildi, tek iz bırakmadı ardımdan
Öyle hal ki çok memnunum derdimden
Benim sevgim hali Yaratan'adır.
Görünüşe vurulmuştur kimisi
Leyla için yorulmuştur kimisi
Dost yolunda dirilmiştir kimisi
Benim sevgim yolu Yaratan'adır
Benim sevgim insanda tene değil,
Kalbe, ruha ve canadır.
Benim sevgim fani bedene değil,
Bedeni, varlığı Yaratan'adır.
Umut
Arzu Çetin
Bir yaprak hışırtısı kadar sessiz dakikalar
Kurumuş dallar, serin bir rüzgar
Ve baharın ardına güzle düşmüş yaşlar
Güneş renginde dallar
Güneş tadında yollar
Huzur getiren bir sükut saklar sokaklar
Bir dinleyiştir bu yüreği ince ince
Baş başa kalabilmektir kendinle
Dalıp gitmek bazen bir buluta
Yahut öylece dolaşmak ellerin yanında
Ama hep gören, hep seven
Kimi zaman bekleyen
Suskun ama içine dert etmeyen
Sevgileri sere serpe ıslatan sonbaharda
Yaz güneşinde kurutmadan saklayan
Buğulanmış gözlere bakabilmeyi bilen
Ve yürümesini öğrenmiş olmak
Ya da sevmeyi öğretene binlerce yürekle
Bilmeyi öğretene binlerce yürekle
Sevgileri bahardan aşırana köle olmak
Köle olmak, özgürlüğün en sessiziyle
Sevdalara baş kaldırmak
Masum bir kabullenişle
Gülümsemeyi unutmamak
Kırmak değil, kırılmak uğruna susmak
Bir yaprak hışırtısı kadar sessiz dakikalar
Kurumuş dallar, serin bir rüzgar
İllaki hissettiren, yakan sevdalar
Ve yine bir gülüş, olmayana da
Yeni bir bakış gelmeyene de
İllaki vefa diyen yollar
Ve son bir his yolda kalmışa
Yeni bir umut adı konmamışa.
Sabret hele
M. Said Güven
Sabret hele yiğidim bir özge zaman olur
Elbet bir gün 'gül' için açmaya ferman olur
Vehmetmeyesin kendin kimsesiz yahut öksüz
Hem unutma bir 'yetim' aleme sultan olur
Halin zifiri sende zinhar bulmasın makes
Çok yol almak isteyen geceden revan olur
Sirkat edip cevherin cihana baş olanlar
Sen kendini bilince gözlerden nihan olur
Zincir vurmak ne mümkün tek zafere mahkumsun
Seni mağlub addeden edna-yı cihan olur
Ancak kolay da bilme Hak davasını gütmeyi
Cevr çekilmeden vuslat sanma ki asan olur
Korkma sakın düşmekten at adımın gök yiğit
Said yolunda türab uğrunda kurban olur.
Beyaz zulüm
Yakup Tutum
Saklandığı tahta kapının arkasında, eski günlerini hayal etti. Küçücük yaşı ve küçüldükçe büyümüş aklıyla düşündü. Düşündükçe, duyguları önce gözyaşlarına, ardından hıçkırıklara, sonra da çığlıklara dönüştü. Ağlıyordu ve korkuyordu. Küçücük bedeniyle koca dünyada bir başına ne yapacaktı?
Annesini ve artık yaşamayan babasını düşündü. Babasının, daha birkaç gün önce gözleri önünde kanlar içerisinde yere yığılışı, canlandı gözlerinde. Annesini hayal etti. Kim bilir hangi esir kampında sefalete terk edilmişti? Yaşıyor muydu acaba? Onu bir daha görebilecek miydi?
Saklandığı yerden seyretmişti onu son defa. Namluların gölgesinde çığlıklar atarak, görmediği, bilmediği hayal bile edemediği bir meçhule götürmüşlerdi onu. Bilmiyordu küçük kız; belki de bu onu, canından çok sevdiği annesini son defa görüşüydü. Çünkü gidip de dönen olmamıştı hiç. Ya açlıktan, ya da yakalandıkları amansız hastalıklardan kurtulan görülmemişti. Minik kız bunları bilemeyecek kadar küçüktü.
Silahlı modernler uzaktan belirdiğinde, tehlike çanlarını çok önceden defalarca dinlemiş annesi, onu güvenli olduğuna inandığı buraya, bu kapı ardına saklayıvermişti. O yaşamalıydı ve anlatmalıydı bu vahşeti. Saklanmamış olsaydı; ya bir tank altında can verecek, ya da annesi gibi esir kamplarında; açlığa, sefalete ve bin türlü hastalığa yakalanıp, ölümün soğuk yüzüyle yüzleşecekti.
Çok yakın bir mesafeden, top ve silah sesleri duyuluyor, saklandığı yerin yakınlarına mermiler, şarapnel parçaları yağıyordu. Her yere ölümün soğuk yüzü düşüyordu; bir merminin, şarapnel parçasının düştüğü her yerde ölüm bağırıyordu. Eğer hayatta kalmayı başarabilirse, yaşadıklarının tam bir felaket olduğunu öğrendiğinde ne hissedecekti acaba? Babasının kanlar içindeki cansız bedeni gözlerinin önüne geldiğinde nasıl barış diyebilecekti? Ya annesini, canını nasıl unutacaktı? Onu yediren, içiren, giydiren, bağrına basıp 'yavrum!' diyen insanın hasretine nasıl dayanacaktı?
Her şeye rağmen ümitle beklemekteydi. Bilmiyordu, babasını gözleri önünde katledenleri ve annesini bir daha dönmemek üzere götürenleri. Bunları bilemeyecek ve düşünemeyecek kadar küçüktü.
'Yeni Dünya Düzeni'; masum anne-babaların, titrek elleriyle ve çıplak ayaklarıyla etrafa ümitsizce bakışlar atan minik çocukların kanı üzerine kurulmamalıydı. Beyaz gibi görünen yüzlerden coğrafyalara kan kırmızı iktidarlar hediye edilmemeliydi. Biz yaşananlara 'beyaz zulüm' demek durumunda bırakılmamalıydık.
Siz de öyle düşünmüyor musunuz?