Sızıntı Arşivi

Aralık 1991 · s. 500 · 2 dakikalık okuma

Dağların Secdesi

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Seviyorum sizleri dağlar.. heybetlisiniz başınız dumanlı.. içiniz mağmalarla hafakanlı.. kor bile erimiş özünüzde. Bağrınızda su ve ateş beraberdir. Yan yana... Göz yaşlarınız kaynaklarda.. dereler ağıt yakar yiğitlerinize.. bazen de kaside, beyit...

Dağlar.. başınız dumanlı dedim ya! Ben de sizlerin iç benliğinizdeki hafakanlara, başınızdaki çile, duman ve sisine birkaç söz söylemek isterdim... Sizlerin eğilmiş, heybetle secdeye baş koyduğunuz yere yasladım başımı ve eteklerinize tutunup ağladım bir zamanlar... Yine aynı seremoniyi fısıldamak istiyorum. Gökteki bulutlara, yerdeki çimenlere, ceylanlara.. yer ve gök arası uçuşan kuşlara, kelebek kanatlı karlara, billur damlalarla ağlayan veya sevinç şarkıları söyleyen yağmura...

Bir şarkı da ben söylemek istiyorum dağlar.. bir zamanlar Köroğlu, Karacaoğlan nice türküler yazmış sizlere. Fakat ben ayrı bir yönden yaklaşıp eteğinizde oynaşan turnalara başka buudlardan haberler soracağım. Kaynaklarda su içen ahu gözlü sevgiliye başka iklimlerin sesini, soluğunu arzu ettiğimi söyleyeceğim. Sülünlere, kekliklere ötelere sevdayı anlatacağım. Ümidi, aşkı, sevgiyi, azmi soracağım senin heybetli duruşunda, tecelli eden isim çiçeklerine yahut sıfat meyvelerine... Ölümsüzlük ateşini soracağım göğsünde yaktığın ateşe. Kanın gibi damarlarında dolaşan mağma, mağma-sîmaya... Elementlere, akıp giden eriyik halindeki madenlere, kat kat döşenmiş cevherlere.. içinden giden yolu soracağım, ötelere giden yolu. Ferhat'ın delip geçtiği dehlizleri.. ebed vadisine verdiğin geçitleri. Ümit tünellerini soracağım...

Seviyorum sizleri dağlar... Sizlerin sinesinde her an bir ayrı dert, her an bir ayrı ızdırab mızrabının ezgisi tınlar.. üzerinizden kayalar aşağılara inip toprak olmak sevdasındadır... Derelere inip su içmek ister gibi yuvarlanır, ufalanırlar. Ve en son ümit iklimine ulaşırlar tevazu kanatlarını yerlere serince.. ve gül bitirirler vadilerde.. bir gün gelecek nesillerin geçeceği yollara serperler çiçeklerini. O çiçeklerin her bir yaprağında ben sizleri görürüm.. her nakısında rengârenk heybetinizle sizleri. Eğilip secdeye varışınızı görürüm... Ve suya düşen ilk cemre gibi bu nakış ışığı, benim gönlüme ulaşır, gönül elmasıma bir cila vurur. Parlatır günah, pas ve küfürden kararmış ruhumu. Ve der ki: "Ey benlik tepeciği bak ne yüce, ne heybetli, ne ulu varlıklar kapanmış secdeye, un ufak olmuş kaya misali başları secdede.. tevazu ikliminde erimiş bitmiş.. ve Sonsuz Güç'ün kudret eteklerine yaslamış başını yaşın yaşın bulutlarla beraber, başındaki sis ve dumanlarla beraber ağlıyor." Ve "Biz o emaneti dağlara yükledik kaldıramadı'' kudsî sadâsını mağara misâl ağızlarında yankı yankı dört bir cihete yayarken sen ey cahil ve nankör insan, cüce nefis, hâlâ secdeye koymak için başını, yerlere sermek için tevazu kanatlarını, niçin nazlanıyorsun. Halbuki dağ nerede küçük tepecikler nerede.. işte o yollardaki çiçeklerden, yağmurun gözyaşına, karın ipek kanadına, kekliklerin kınalı gövdesine, bülbüllerin ahenkli sesine akseden ilk ışığı görünce, hissedince ben bu ulu secdeyi düşünürüm, dağların secdesini...