Sızıntı Arşivi

Mayıs 1984 · s. 14 · 4 dakikalık okuma

Dağlar Kükrediği Zaman

Hamit İspirlioğlu Dr. · Tabiat

Kâinatta en mühim hadiselerden biri olan, yanardağların faal hale gelmesi, günümüze kadar insanlığın en korktuğu hâdiselerden biri olarak zihinlerde yerini muhâfaza etmişdir. Volkanlar kükrediği zaman havaya fışkıran lavlar ve zehirli gazlar, bir anda kilometrekarelerce sahaya yayılıp, Önüne gelen herşeyi siler - süpürür.

Dıştan bakıldığında korkunç görünen bu hâdise, acaba tamamen zararla mı neticelenmektedir? İlim adamları volkanik faaliyetler olmasaydı yeryüzünde hayatın olmayacağını ileri sürmektedirler.

Martinik Adaları'nda bulunan Saint Pierre şehrinde, 1792 ve 1851 de can kaybına sebep olmayan iki patlama geçirmiş olan Pele Dağı, 23 Nisan 1902 de homurdanmaya ve göğe doğru sürekli olarak duman, arasıra da küller fırlatmaya başladı. Çok alaka çeken bu hadise endişeye sebebiyet vermedi. 27 Nisan'da bir çok araştırıcı Pele Dağı'nın kraterine kadar tırmanarak incelemeler yaptılar. Araştırmacılar kraterde bir göl meydana geldiğini, bunun kenarında devamlı buhar çıkaran bir kül sütununun oluştuğunu rapor ediyorlardı. Daha sonraki günlerde volkan, faaliyetini gitgide artırıyor. Ve kesif küller, bir tropikal şehir olan Saint Pierre'ye karlar altında kalmış manzarasını veriyordu. Böylece zehirli gazlardan kuşlar ölmeye başlar, yolları küllerle kaplanan şehir yaşanmaz bir hal alır. Hayatın durduğu bu şehirde, bazıları şehri terketmeye karar verirken, endişesi gittikçe artan civar köylüler de şehre akın ederek nüfusun artmasına sebep olurlar.

5 Mayıs'ta kraterden yükselen buhar ve küllerin bir şeker fabrikasının üzerine çöktüğü, 150 kişinin öldüğü haberi derhal yayılır. 5 ve 7 Mayıs'ta iki şiddetli patlama ile, dağ tekrar sallanır. 7 Mayıs'ta gelen bir haber herkesi rahatlatır. Güney'de Saint-Vin-cent Adası'nda bir volkan patlamıştır. Bu volkanın su altından Pele Dağı ile irtibatı olduğu ve patlamanın Pele Dağı'ndaki gerilimi azalttığı, dolayısıyle de artık bir tehlike kalmadığı ileri sürülür. Lakin Pele, gerilimini gitgide artırmaya devam etmektedir.

8 Mayıs saat 07.50'de kraterden çok yüksek bir ısı ile beraber siyah bir bulut halini alan duman ve lav seli dışarıya atılır. Bu sel önüne gelen herşeyi kavurarak Saint-Pierre'ye doğru yol alır. Ve iki dakika içinde de şehre ulaşır. Sıcaklık o derece yüksektir ki cam eşyalar erimekte, şehrin caddelerinde ateşten bir nehir, etrafa dehşet salmaktadır. Buhar bulutu korkunç bir uğultu ve ıslıkla yayılır. Şehiri yerle bir ederken, okyanusa ulaşan lavlar geride 30 000 kurban bırakmışdır.

Herşeyin bittiği, sukûnetin geri geldiği zannedilirken, 20 Mayıs'ta yeni bir patlama ile ayakta duran diğer binalar da yıkılır. Ağustos ayında meydana gelen nihai patlama ile Pele Dağı, 5 köyü yerle bir edip 2 000 kurban daha alıyor. Ekim ayında Pele tamamen susar. Volkanın kraterinde sertleşmiş lavların meydana getirdiği 300 m. yüksekliğinde bir kule oluşur.

1930'da tekrar kül püskürtmeye başlayan Pele iki sene faaliyetini can ve mal kaybına sebep olmadan sürdürür; bu tarihten itibaren başlayan sükuneti de günümüze kadar devam eder.

Böyle dehşet verici sahnelere sebep olan Pele artık en korkunç yanardağ olmaktan çok uzaktır. Çünkü bugüne kadar kaydedilmiş en büyük patlama 27 Ağustos 1883'te saat 10.00 da Krakatoa Volkan'ında meydana geldi. Cava ve Sumatra Adaları arasındaki bu volkanik adanın patlaması sonucu, ada tamamen yok oldu ve daha sonra lavlardan üç yeni ada meydana geldi. Deniz dibinde 300 m.lik bir çukur açıldı. Bu patlamanın sesi 5000 km. öteden duyulmuştu. Göğe yükselen duman ve kül karışımı 80 km.ye ulaşmışdı. Bu patlama neticesi adada hiç bir canlı kalmadığı gibi, meydana gelen dalgalar Cava ve Sumatra sahillerinde 36 000 kişinin ölümüne sebep olmuştur. İnsanların unutmadığı, diğer bir tabirle unutamadığı infilaklara: Japonya'daki Fuji-yama, İtalya'da Roma Medeniyeti'nin görkemli temsilcileri Pompei ve Her-culanum'u yakan ve yıkan Vezüv'ü misâl göstermek mümkün.

Tarih boyunca insanları dehşete düşüren bu patlamaların acaba hiç mi faydası olmamışdır. Aksine, bunların sayısız faydaları olmuşdur. Ve bunları görmemek de Hikmet Sahibi'nin hikmetini ittiham demekdir. Bugün üzerinde çok sayıda insanın yaşadığı birçok ada volkanik infilaklar neticesi meydana gelmiştir. İlim adamları, atmosferin ve suyun büyük bir bölümünün volkan patlamaları neticesi ortaya çıktığını ileri sürmektedirler. Birçok zararlı gazın yanında, karbondioksit gibi hayat için lazım olan gazlar da, yanardağlardan atmosfere katılmaktadır. Ayrıca kraterden büyük bir hararetle çıkan oksijen ve hidrojen gazları su buharı haline gelmekte ve suya dönüşmektedirler. Diğer bir ifadeyle dağlar volkanik püskürmelerle, bizim İçin yeraltından yer üstüne nimetlerin çıkışında bir kanal vazifesi görmektedirler. Yerküre, adeta nefes alma İşini yaparken, üzerindeki "hayat" ın devamı için, derinliklerinde yaratılmış nimetleri dışına çıkarmış olmaktadır.

Volkanların termodinamik gücünden istifade etmek için pek çok proje geliştirilmiş olmasına rağmen, bu güçten faydalanmak için lüzumlu teknoloji henüz mevcut değildir. İtalya'da ve Yeni Zelianda'da, volkanların buhar gücünden elektrik istihsaline başlanmıştır. Ayrıca İzlanda'da bu yönde faydalı çalışmalar sürdürülmektedir.

Japonya, Sumatra (Endonozya) ve Orta Amerika gibi bir çok ülkede, lavların ve küllerin üzerinde senelerce sonra yapılan ziraatten, bol mahsul alınmıştır.

Volkanlar, bu kadar korkutucu ve faydalı olmaları yanında, insanoğlunun iradesine meydan okuyan hadiselerden birisi olma hususiyetini de hala devam ettirmektedir. Teknolojinin zirveye ulaştığı günümüzde bile, hiç kimse ve hiç bir alet hangi yanardağın ne zaman patlayacağını, patlamanın ne şiddette olacağını ve ne kadar süreceğini bilememektedir.

Dünyanın kabuğunun altında bulunan ve cüz'i bir kısmının yeryüzüne çıkması ile birçok beldeyi kavuran bu enerjiyi düşünün! Sarayköy yakınlarındaki 1300 m. derinliğe kadar inen sondaj borularından fışkıran 175°C ve 20 atmosfer başmandaki bu tür enerjinin bir sızıntısı olan ve halen elektrik elde edilen bu ve dünyanın birçok yerindeki diğer kaçakları düşünün! Sonra da, altındaki bu büyük hararet ve basınçta, üzerinde milyonlarca insanı ve trilyonlarca canlıyı barındıran yer kabuğunu yukarıda anlatılan bazı hadiseler dışında umumi infilaktan' koruyan ve ufak patlamalarla dış alemle dengeyi muhafaza eden Kudreti Sonsuzu düşünün...!

Dr. Hamit İspirlioğlu