Sızıntı Arşivi

Kasım 1994 · s. 27 · 2 dakikalık okuma

Çöllerin Esrarengiz Kamburu

İsmail Deniz · Ars.Gör. · Zooloji

kas94

Arş. Gör. İsmail Deniz

Çöl denince akla hemen uçsuz bucaksız kum tepeleri, yakıcı güneş,. kaktüs, vahalarda tek tük palmiye ağaçları ve develer gelir. Çölü devesiz düşünmek hemen hemen imkansızdır. Zira devenin anatomi ve fizyolojisi incelendiğinde, devenin çöl hayatı için ne kadar uygun yaratıldığı ve dolayısıyla lüzumlu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Devenin, uzak mesafelerde binek veya ağır yükleri taşıyıcı olarak insanoğluna hizmet etmesinin yanı sıra, eti ve sütüyle gıda ihtiyacını da karşılar. Büyük cüssesine rağmen yumuşak başlıdır. Küçük bir kılavuzun peşinde sürüklenir, hatta küçük bir çocuk onu yularından tutup istediği yere götürebilir. Ayrıca, yiyecek hususunda beğenmemezlik etmez ve her türlü bitkiyi yer. Halbuki diğer hayvanların çoğu böyle değildir. Devenin susuzluğa karşı olan mukavemeti ise dillere destandır. Avustralya'da yapılan bir araştırmada, bazı develere hiç su verilmeyip, sadece nemli ve yeşil bitkileri yemelerine müsaade edilmişti. Bu şekilde hayvanlar 34 gün susuzluğa dayanabildikleri görülmüştür. Başka bir araştırmada da develere sadece kuru besin verilmiş ve böylece hayvanların birkaç hafta susuzluğa dayanabildikleri tesbit edilmiştir. Ayrıca devenin hörgücü başta olmak üzere, vücudunun bütün organlarının, kubbemsi veya yassı şekilde olması sayesinde, güneş ışığı nereden gelirse gelsin, vücudunun bir tarafı daima gölgede kalarak, fazla ısınmaktan korunur.

kas94

Şimdi deveyi diğer hayvanlardan ayıran ve çöl hayatında insan için vazgeçilmez bir varlık haline getiren hususiyetlerini onun anatomisi üzerinde görmeye çalışalım:

Deveye bahşedilen bu mükemmel sistemin şuursuz tabiat ve sebepler tarafından tesadüfen meydana getirilmeleri hiç mümkün müdür? Deve, çöl hayatı için olduğu kadar çölleşmeye karşı da insanoğlunun hizmetindedir. Nayrobi'de çölleşme tehlikesine maruz kalan bazı bölgelerin ıslahı için develerden faydalanılması düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar, develerin, bu muhitteki büyükbaş hayvanların yerine kademe kademe yerleşmesi gerektiğini belirtiyorlar. Çünkü büyük ve küçükbaş hayvanlar, bitkileri dibinden yedikleri gibi toprağı da eşeleyerek, köke zarar verip bitkinin tamamen kurumasına sebep oluyorlar. Develer ise bitkilerin sadece yapraklan ile filizlerini yiyor ve dibini eşelemiyorlar.

Yüce Beyan'da “Bakmazlar mı, deve nasıl yaratılmış” (Gaşiye, 88/17) ifadesiyle işaret edilen ve bu yazımızda kısaca anlatmaya çalıştığımız devedeki muhteşem sanata ibret nazarıyla baktığımızda, İlâhî Kudret, ilim ve iradenin tecellilerini görmemek hiç mümkün mü?