Haziran 2003 · s. 247 · 2 dakikalık okuma
Çıktık Bu Yola
Beyin mimarlarımız ve muazzez büyüklerimiz; ilahi takdir ve tayinin şevkiyle, uzun vadeli vazifelerini ve yatırımlarını yapmışlar, yumurtalarını kuluçkaya, tohumlarını toprağa bırakmışlardır. Bu hizmet ve gayretlerini verimli hale getirmek, haşarattan korumak, faydalı hale getirmek için, ömür boyu nöbet tutmuşlardır.
Duygu ve düşüncelerini, maddi manevi imkanlarını, insanlığın saadet ve huzuru için seferber etmiş, şiddete başvurmadan; sevgi, şefkat ve merhametle, bu büyük davanın hadimi, Hakk'ın şahidi, insanlığın rehberi nesiller yetiştirmişlerdir.
Bu dava, nice korkunç fırtınalara maruz kalmış ve kalacaktır. Bunun için de bu davanın müntesiplerine büyük vazifeler düşüyor, ciddi gayretler gerekiyor. Karşılarına çıkan engellere, metanet ve sabırla karşı koymaları iktiza ediyor.
Hiçbir hukuki mesnedi olmayan peşin hükümlü insanlar tarafından, yer yer yolları kesilecek, köprüleri yıkılacak, tuzaklar kurulacaktır; ama bu çetin yolda başarı ve muvaffakiyetler elde etmek için de, polat gibi irade sahibi insanlar, vefa sahibi şanlı süvariler, bu sarp kayaları aşacak; gerekirse bu yolda çatlayıp öleceklerdir.
Bu yolun yolcularına düşen vazife; ışık bekleyen ruhlara müsbet davranarak, gerçekleri, hakikatleri göstermek ve sevdirmek olmalıdır. 'Çıktık bu yola, söz verdik Allah'a!' şuuruna kilitlenmiş ruhların en büyük gayesi bu olmalıdır.
Terk edilmiş, sahipsiz, mesuliyetsiz olan, ne yaptığını, nereye gittiğini bilmeyen, tökezleyip çamura düşen, kurtulmak için çırpındıkça daha çok batan, arzuları için yakan ve yıkan, ocakları, yuvaları batıran; imandan, ahlaktan mahrum kalmış, başıboş nesiller; Allah'ın sonsuz lütuf ve nimetlerine karşı nankörce davranıyor. Bu nesiller; arzularının esiri, şeytanın oyuncağı durumuna düşüp, kıymetli olan hayatlarını. değersiz hale getiriyorlar.
Bu insanlar, dün ihmal ettiğimiz nesillerdir. Onların ıslahı adına üzerimize düşen vazifenin yapıldığı kanaatinde değilim. Dün; aşkla, ihlasla, gözyaşıyla hiçbir beklenti içerisine girmeden bu hizmeti yapanlar; makama, mansıba, menfaate takılmaya başladı. Halbuki, Allah'a karşı vazifelerini yerine getirme şuuruyla dirilmiş, topluma rehber olacak ideal insanların, insanlığı; imana, irfana, istikamete ve huzura davet etmesi; hatta maddi manevi fedakarlıkta bulunması gerekir.
İnsanlığı; ilhad, cehalet, dalaletten kurtaracak olan kutluların en önemli vasıfları, imanları ve bu imanlarını başkalarına duyurma ve sevdirme gayretleridir. Onlar bu gayretleri sayesinde Allah ve Resulü'nün hoşnutluğuna ulaşacaklarına inanırlar. Onun için hizmet erleri, cennete koşar gibi, cehennemden kaçar gibi koştururlar. Asırlardır yükseklerde pervaz eden bir milletin yıkılan maneviyatı, kuruyan kaynakları, beslenemeyen duyguları, ihmal edilen nesilleri, şimdi zillet içinde kıvranıp durmaktadır. Gönüllere iman tohumunun yerleştirilmesi, filizlerin oluşturulması, meyvelerin olgunlaştırılması için, çatlarcasına sabredip beklemek gerekmektedir.