Sızıntı Arşivi

Haziran 1990 · s. 203 · 5 dakikalık okuma

Çevre Kirliliği

Yusuf Alan · Ekoloji

İnsanın eli karışmadıkça, dünyanın hiçbir yerinde kalıcı bir kirlilik eseri görülmemektedir. Çünkü Allah (cc) Kuddüs'tür. Yani her türlü kusur ve noksandan münezzehtir. Yeryüzünde Kuddüs isminin muazzam bir cilvesi görülür. Dünyamız, göktaşlarından gelebilecek tehlikelere karşı atmosfer zırhıyla kaplanmıştır. Eğer bu tavan olmasaydı, başımıza yağan taşlar dünyamızı yaşanmaz kılacaktı. Her sene milyonlarca bitki ve hayvan cenazeleri ortadan kaldırılmasaydı, canlılar bu cenazelerin altında boğulacaktı. Oysa yeryüzünde insanları büyüleyen bir temizlik, bir güzellik vardır. Onun emrini yalnızca denizlerdeki çer-çöpleri toplayan balıklar değil, karalardaki kartallar, hatta sanki bir savaş sonrası cenazeleri toplayan sıhhiye memurları gibi kurtlar ve karıncalar da dinliyor. Kandaki zararlıları temizleyen akyuvarlar, gözleri temizleyen göz kapakları, kanatlarını süpüren sinekler de aynı emri dinliyor. Rüzgâr, zemin yüzü ne konan toz toprak gibi süprüntüleri üflüyor, bulut süngeri zemin bahçesine su serpip toz toprağı yatıştırıyor. Sonra da o koca bulut, gökyüzünü daha fazla kirletmemek için süprüntülerini toplayıp çekiliyor, gizleniyor. Kuddüs olan Allah, gözlerimizin Önüne serdiği bütün bu güzelliklerin çirkinleştirilmesinden tertemiz zemin yüzünün bir çöplük haline getirilmesinden (hoşnut) razı olmaz. Ama batmakta olan Batılıların gayesi, Allah'ın rızasını kazanmak değildir. Allah'a karşı mesuliyet duygusu hesap verme şuuru, günah-sevap anlayışı taşımayan Batılılar O'nun yarattığı çevreye, tabiata karşı mücadele ettiklerini savunmaktadırlar. Gayeleri tabiattan istifade etmek değil, onu sömürmektir. Bu yüzden de sorumsuzca müdahalelerinin ve uzun vadeli plânlardan mahrum, hırs dolu çalışmalarının reçetesi çok ağır olmaktadır. Meselâ; Macaristan'da her 17 kişiden biri çevre kirliliğinin doğurduğu sebepler yüzünden ölmektedir. Doğu Almanya'da bir sanayi merkezi olan Leipzig'deki ortalama hayat süresi, ülke genelindeki orandan %6 daha düşüktür. Kış günlerinde hava o kadar kötüleşmektedir ki, sürücüler farlarım yakmak zorunda kalmaktadır. Espenhain kasabasında her 5 çocuktan 4'ü, 7 yaşından önce kronik bronşit ve kalb hastalıklarına yakalanmaktadır. Sebebi, kömürle çalışan enerji santrallerinin bacalarından çıkan ve her sene içerisinde 400.000'ton sülfürdioksit taşıyan sarımsı renkte bir buluttur.

Bir kömür işletmesinin bulunduğu Romanya'nın "Siyah Kasaba'sı Copsa Mica'da, ağaçlardan çimenlere kadar herşey sanki mürekkebe batırılmış gibi simsiyahtır. Kasabadaki sağlık merkezinden Dr. Alexandru Balin şunları söylüyor: "Atlar bile burada ancak birkaç sene kalabiliyor. Sonra başka bir yere götürülmeleri gerekli, yoksa ölmeleri kaçınılmaz."

Avrupa Çevre Politikası'nın bir uzantısı olan bağımsız bir kuruluşun, Paris bölge müdürü Carla Ripa di Meana da, şöyle bîr itirafta bulunuyor: "Çevre temizliği için gösterilen gayretler bir lüks meselesi değil, hayatta kalma mücadelesidir."

Sanayi alanında temel yakıt olarak linyit kömürü kullanan Doğu Bloku ülkeleri, atmosfere her sene 26 milyon ton sülfürdioksit atmaktadır. Tabii bunlar da asit yağmuru şeklinde geriye dönmektedir. Yanan linyit kömürünün diğer yan ürünleri, kanser yapıcı mad¬delerdir. Karbondioksit ve karbonmonoksit uzun vade¬de iklim değişikliklerine sebep olabilir. Kimyevi've sanayi artıklar, yetersiz kanalizasyon sistemi, çöp meselesi Batı Avrupa'nın da başına çorap örmekte olan diğer problemlerdir.

Baltık Denizi; Polonya, Doğu Almanya ve Litvanya'nın sanayi artıklarının bir çöplüğü haline gelmiştir.

Tuna nehri, bir sınır vazifesi gördüğünden, çöplerden kurtulmak için tam aranılan yerdir! Batı Almanya'dan doğan, Romanya'dan geçen ve Karadeniz 'e dökülen zavallı Tuna'ya zira-i gübrelerdeki azot karışmakta, bir zamanlar yemyeşil olan bu nehri, kıyısındaki fabrikaların demir-çelik, kâğıt ve petrol ürünlerinin artıkları istila etmektedir.

Polonya’nın güneyi ile Çekoslovakya’nın kuzeyini çevreleyen bir bölgede, linyit kömürü yakan fabrika bacalarından çıkan kimyevi emisyonlar büyük bir bulut oluşturmuştur. Hava o kadar kötüdür ki, ıslak çamaşırlar kurumadan önce kirlenmektedir.

Kirlenen çevreyi temizlemek ancak onu kirleten insanın ruhunu temizlemekle olur.

Polonya'daki nehirlerin %95'i içme suyu için elverişli değildir. Göllerin yansı asit yağmuru yüzünden kirlenmiştir. Polonya'nın yaklaşık 50 bin dönümlük ormanlık arazisi asit yağmu-

rundan etkilenmiştir. Yani ülkenin toplam ormanlık arazisinin %49'u zarar görmüştür. Bu oran İtalya’da %51, Batı Almanya'da % 52, İngiltere'de %64, Çekoslavakya'da ise %71'dir. Polonya'nın güneyinde, Krakow şehrinin eteklerindeki Lenin Çelik Fabrikası'nın kasvetli bacalarından çıkan sarımsı bir duman, asit yağmuru şeklinde geriye dönmekte, kumtaşından yapılan heykelleri eritmektedir. Polonya Ekoloji Dairesi Sekreteri Jerzy Sawvicki şöyle diyor: "Krakow'un 40 senelik Komünist idaresinden gördüğü tahribat, son 600 senedeki tahribattan çok daha fazladır."

Bilhassa Doğu Bloku'ndaki son gelişmeler sonrası buradaki ülkeler, Batı'nın Kapitalist devletlerinin birer çöplüğü haline gelmiştir. Hergün Batı Almanya'dan çöp dolu yüzlerce kamyon Doğu Almanya'ya gelmektedir. Geçen sene 4,5 milyon tonluk çöp, cüruf ve zehirli maddelerden oluşmuş 40 bin tonluk artık, Doğu Almanya'ya gönderilmiştir.

Batı Avrupa' da çevre kirliliğinin en önemli bölümünü, şehirlerdeki hava kirliliği oluşturmaktadır. Geçen kış, rüzgârsız ve yağışsız bir hava sebebiyle karbondioksit ve sülfürdioksit seviyeleri artmıştır. İtalya’nın kuzeyindeki şehirler,çevrecilerin "gaz odası" o-larak adlandırdıkları Milan ve Turin kentlerine benzemektedir. Geçen Ocak ayında Milan ve 30 banliyösünde, 9 saat süreyle taşıtların trafiğe çıkması yasaklanmıştır. Bu süre, 1973 petrol krizinden bu yana görülen en uzun süredir. Bir gün sonra Turin şehrinde de 9,5 saat süren benzer bir yasak yaşanmıştır. Turin valisi: "Bu sadece bir başlangıç", demektedir.

Nükleer enerjinin sorumsuzca kullanılması sonucu yaşanan Çernobil felaketinin etkileri hâlâ devam etmektedir. Narodichi Merkez Hastanesinden Vlademir Lysovsky adında bir doktorun ifadeleri: "1988den bu yana bölge halkında görülen kanser vakalarında büyük bir artış gözlenmiştir. Bu bölgede yaşayanlar, aşırı yorgunluk, görme kaybı ve iştah azalmasından yakınmaktadır. Bütün bunlar, radyasyona maruz kaldıklarını göstermektedir. Daha da kötüsü toplam nüfusun bağışıklık seviyesinde bir düşüş gözükmektedir. Sağlıklı insanlar bile yakalandıkları bir hastalıktan kolay kolay kurtulamamaktadır. Tabii bundan en çok etkilenenler, yetişkinlere göre bağışıklık sistemleri daha az gelişmiş olan çocuklardır.

Hayvan besiciliğiyle uğraşanlar, reaktör çevresindeki hayvan doğumlarında birçok çarpıklıklar görüldüğünü söylemektedir. Taylar, 8 ayaklı ve omurları birbirine bağlanmamış bir halde doğmaktadır. Vyazovka'daki bir çiftlikte gözsüz, kafatasları ve ağızları deforme olmuş 200 kadar buzağının doğduğu tesbit edilmiştir.

ABD'deki çevre kirliliği hakkında da şu iki misal bir fikir verebilir:

ABD 'de bir memur kahve içmek için, senede yaklaşık 600 plastik bardak kullanmaktadır. Ülke genelinde bu, yüzlerce milyar plastik bardak demektir.

9 milyon bebeğin giydiği, kullanıldıktan sonra atılan çocuk bezlerinin bir senedeki miktarı ise 15 milyardır.

Özetle, Batılıların kirlenen ruhları, çevreyi kirletmekten çekinmemiştir. Kirlenen çevreyi temizlemek, ancak onu kirleten insanın ruhunu temizlemekle olur.

Bibliyografya: Newsweek, March 19,990.

2.Time, April 9, 1990.